NEW JERSEY - CLIFTON VE PATERSON’DA TÜRK FESTİVALİ

 3. Paterson Türk festivali New Jersey ve çevre eyaletlerde yaşayan soydaşlarımızın katılımı ile Paterson ve Clifton şehirlerinde gerçekleştirildi.

 Yürüyüşe Paterson Belediye Başkanı Joey Torres, Clifton Belediye Başkanı James Anzaldi, Prospect Park Belediye Başkanı Mohamed Hayrullah, Passaic Bölgesi Şerifi Jerry Speziale, T.C. N.Y. Başkonsolosu Mehmet Samsar, Konsolos Başar Şen, Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanı Kaya Boztepe ile diğer derneklerin yöneticileri ve vatandaşlarımız katıldı.

 Yürüyüşün ardından toplanılan Clifton Memorial Park’da bir konuşma yapan Başkonsolos Mehmet Samsar, elindeki Türk bayrağını göstererek “Bugün burada bu bayrak için toplandık, biraraya geldik. Sizlerde bu coşku olduğu sürece bu bayrak ilelebet gurula  dalgalanmaya devam edecektir.” diye konuştu. Başkonsolos Samsar ayrıca festivale katılan tüm annelerin anneler gününü kutladı. Paterson Festivali Komitesi Başkanı Suzan Demircan ise katılımcılara ve organizasyona geçen herkese teşekkür etti.

Clifton Memorial Park’da düzenlenen programa yaklaşık 1,500 vatandaşımız katılırken, sanatçı Reyhan Karaca verdiği konserle, AKBA Derneği öğrencileri de kafkas dansları ile katılımcılardan alkış aldılar. Festivale Florida’dan gelip katılan Doğukan Manço ise babası Barış Manço’nun Türk halkına 40 yıl sanat alanında hizmet verdiğini, ailesi olarak kendilerinin de onun izinden gittiklerini dile getirdi.

 Seyyar sergilerin açıldığı, çekilişle hediyelerin dağıtıldığı festivalde Galatasaray taraftarlar şampiyonluk sevincini formalarını giyip alana gelerek kutladılar.

American News Agency





TÜRK POLİSİ WASHINGTON'DA ENSTİTÜ KURDU -GÜVENLİK VE DEMOKRASİ İÇİN TÜRK ENSTİTÜSÜ BAŞKANI TEYMUR: "AMACIMIZ, GÜVENLİK ANLAYIŞINA FARKLI AÇILIMLAR GETİRECEK YENİ BİR GRUP YETİŞTİRMEK"

WASHINGTON (A.A) - Deniz Arslan bildiriyor - Washington'da, "Türk polisinin akademik birikimini güçlendirmek ve bu birikimi Türkiye'de sahaya taşımak, güvenlik anlayışına farklı açılımlar getirecek yeni bir grup yetiştirmek" amacıyla, Güvenlik ve Demokrasi İçin Türk Enstitüsü (TISD) adlı, kar amacı gütmeyen, hükümet dışı bir kuruluş faaliyete geçti. Terörizmle mücadele ve uluslararası suç konularında uzman olan TISD Başkanı Samih Teymur, AA'nın sorularını yanıtlarken, Türkiye'den "kriminal adalet" eğitimi için ABD'ye gelen Türk polisinin yönlendirilmesi, desteklenmesi ve bu birikimin Türkiye'ye transferine yoğunlaştıklarını anlattı. Teymur, devlet memurlarının yurt dışında eğitimi yönetmeliği çerçevesinde 30 Amerikan üniversitesinde 156 polis memurunun eğitim gördüğünü ve 35 mezun verdiklerini kaydetti. Kuzey Texas Üniversitesinde disiplinler arası enformasyon bilimleri doktorası bulunan Teymur, "Yeni çalışma için şahıslarla değil, kurumlarla hareket etmek daha uygun. Bu yüzden böyle bir kurum oluşturulmasına karar verildi. Enformasyon, bilgi transferi yapacaksak, buraya ciddi sayılarda insan gönderilmesi ve Türkiye'ye dönenlerin istihdamının sağlanmasına yoğunlaşılması gerekiyor" dedi. İçişleri Bakanlığından ve Tanıtma Fonundan destek alan TISD, Kuzey Texas Üniversitesinden de önemli destek görüyor. Teymur, kriminal adalet eğitimi sağlayan üniversitenin geçen yıl 80 bin, bu yıl 100 bin dolar fon sağladığını, ancak bunun doğrudan fon olarak gelmediğini, üniversitedeki ofisin, asistanların masraflarının karşılanması yoluyla verildiğini anlattı. Kuruluşun çıkardığı ve 16 bin adet basılarak 103 ülkeye dağıtılan dergi, ABD'deki kütüphaneler, üniversiteler, akademik personel ve ilgili Amerikan güvenlik birimlerine gönderiliyor. Son sayısında 5 Kasımda Oval Ofiste yaptıkları görüşmede el sıkışan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı George Bush'un fotoğrafı bulunan dergide, Bush'un, "PKK terörist bir örgüttür, Türkiye'nin düşmanıdır, ABD'nin düşmanıdır ve özgür, demokratik Irak'ın düşmanıdır" sözleri aktarılıyor. -"GECEYARISI EKSPRESİ"NİN İZLERİ- Dergide, 1978 yılında çevrilen ve Türk polisini, Türk insanını olumsuz gösteren "Geceyarısı Ekspresi" adlı filmin dayandırıldığı kitabın yazarı ve hikayenin kahramanı Billy Hayes'in Türk halkından özür dileyen mektubu da bulunuyor. Filmde, Türkiye dışına uyuşturucu kaçıran bir adamın Türkiye'de hapse atılması anlatılıyor. Başından geçenleri anlattığı kitabına dayanarak yapılan filmin gerçekleri çarpıttığı ve Türkiye'yi adil olmayan bir şekilde yansıttığı düşüncesini taşıyan Hayes, Atlantic Records'un kurucusu Ahmet Ertegün ile ölümünden kısa süre önce temasa geçerek Türkiye'ye gitme isteğini iletti. Ertegün'ün kendisine geçen yıl haziran ayında, TISD'in katkılarıyla İstanbul'da ikincisi düzenlenen "Demokrasi ve Global Güvenlik" uluslararası konferansına katılması tavsiyesi üzerine, yedi günlük özel vizeyle İstanbul'a gelmesine izin verilen Hayes, Türk halkından özür dilemişti. Dergide çıkan bir yazıya göre şimdi Hayes, "Türkiye ve Türk halkı hakkındaki gerçek duygularına ilişkin" bir belgesel çekimi yapıyor. Teymur, "Geceyarısı Ekspresi" filminin Türk polisiyle ilgili yarattığı olumsuz imajın bugün bile yurt dışında etkili olduğunu belirtiyor. Teymur, Amerikalılarla akademik çalışmalarda yapılan işbirliği sırasında ortaya çıkan kültürel farklılıklara ilişkin bir soruya, gülerek, "Ayran sevmiyorlar. Biz de ayran ikram etmiyoruz" yanıtını verdi. Teymur, "Biz Amerikalı meslektaşlarımıza, 'Biz sizden öğrenelim, siz de bizden öğrenin' dedik. Polis teşkilatı deyince, herkes 'Geceyarısı Ekspresi'ni seyretmiş, ondan bahsediyor. Bize 'Siz hala öyle misiniz' diye soru soruyorlar. Guantanamo üssünde Türkler vardı. 'Gerekirse gidip biz sorgulayalım' diye konuşuyorduk. 'İşkence mi edeceksiniz yoksa' diyenler oldu" ifadesini kullandı. -"SUÇ TAKİBİNE KATILMIYORUZ"- TISD'in Amerikalılarla "suç takibi" konusunda işbirliği yapıp yapmadığı sorusu üzerine ise Teymur, "Katılmıyoruz. Bizim yaptığımız, karşılıklı işbirliği. Eğitim ve akademik birikimin kurumsal transferi söz konusu" dedi. Ancak TISD'in katkılarıyla, Amerikan Federal Soruşturma Bürosuyla (FBI) ortak bir proje hazırlığı bulunuyor. Dünyada organize suçlarla ilgili Macaristan'da, uyuşturucuyla ilgili Meksika'da, siber suçlarla ilgili Singapur'da eğitim merkezleri bulunan FBI'ın, Türkiye'de "terörle mücadele eğitim merkezini" açması için bir süre önce öneride bulunduklarını belirten Teymur, "Bu eğitim merkezi devreye girerse, terörle mücadelede özellikle Avrupa'da çok şey yapılabilir. Çok önemli, stratejik bir konu. Çünkü globalleşen dünyada güvenliği tek başınıza sağlayamazsınız" diye konuştu. ABD'de, FBI, Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) ve Yurtiçi Güvenlik Bakanlığı içindeki birimlerle Türkiye'deki ilgili birimlerin bağlantılarına yardımcı olduklarını belirten Teymur, "Güvenliğe çok farklı açılımlar getirecek yeni bir grup yetiştiriyoruz; hem akademik, hem uzmanlık alanı olan... Güvenlik biliminin altyapısı oluşuyor" dedi. ABD'deki eğitim programlarından mezun olanlardan birinin, Erzurum'da Atatürk Üniversitesinde kriminal adalet bölümü açma başvurusu yaptığını belirten Teymur şunları söyledi: "Kriminal adalet içinde, suçun olmasının öncesinden tutun, cezaevinden topluma dönüşe kadar takip ediyorsunuz. Yargıyı da içeriyor. Cezaevinden insanları topluma kazandırma projelerini içeriyor. Uygulamada çok büyük neticeler alabileceğimiz bir şey bu. Herkesi olmasa da yüzde 70'i kazandırsanız, bu toplumun kazancıdır." Başka bir projede, Kemal Derviş'in başında olduğu BM Kalkınma Programı (UNDP) ile merkezi Türkiye'de olan, Orta Asya, Balkanlar ve Kafkaslar'ı da kapsayan bir araştırma merkezinin kurulması öngörülüyor. "Suçu bir veri sisteminde toplamak" diye özetlenebilecek programla, polis elindeki bilgiyi akademik kullanıma da açacak. Teymur, aile içi şiddet meselesinin suç olmasının yanında birçok farklı boyutları bulunduğuna ve bunların doğrudan polisi ilgilendirmediğine dikkat çekerken, "Biz bu tip veri tabanını akademik dünyaya açıp çözüm üretmeliyiz. Analize açık şekilde toparlamalıyız" dedi. TISD'in çalışmaları arasında, Samih Teymur'un Amerikalı uluslararası kriminoloji uzmanı Dr. Cindy Smith ile birlikte editörlüğünü yaptığı, "PKK: On yıllardır süregelen Marksist-Leninist Ayrılıkçı Terör Örgütü" başlığını taşıyan ve PKK'nın tarihi, taktikleri, Avrupa'daki faaliyetleri gibi konulardaki çalışmaları derleyen bir kitap da bulunuyor. Geçen ay İngilizce yayımlanan kitap Amazon.com adresinde satışa sunulurken, kısa sürede Türkçeye de çevrilmesi öngörülüyor. TISD'in İcra Direktörü Cihangir Baycan ise Washington'daki yaygın uygulama çerçevesinde TISD'in bir "düşünce kuruluşu" olarak faaliyet gösterip göstermeyeceği sorusuna, "Biz bir düşünce kuruluşu değiliz. Biz akademik birikime yöneliyoruz. Amaç, buradaki birikimleri oraya götürmek, bizdeki tecrübeleri buraya getirmek. Buraya gelen arkadaşların organizasyonu ve eğitim çalışmalarının takibine yoğunlaşıyoruz" diye konuştu.



CLINTON, PARA SIKINTISI ÇEKEN SEÇİM KAMPANYASINA 6.4 MİLYON DOLAR BORÇ VERDİ

WASHINGTON (A.A) - ABD'de Demokrat Parti'nin dün yaptığı iki önemli ön seçimde aradığını bulamayan senatör Hillary Clinton'in, para sıkıntısı çeken seçim kampanyasına geçen bir ay içinde kendi özel servetinden 6.4 milyon dolar daha borç verdiği açıklandı. Daha önce de ocak ayında seçim kampanyasına kendi servetinden 5 milyon dolar aktaran Clinton'in, böylece kendi kampanyasına verdiği borcun miktarı 11.4 milyon doları buldu. En son North Carolina'daki ön seçimi, iddialı aday senatör Barack Obama açık farkla kazanmış, Clinton ise açık ara önde girdiği Indiana ön seçiminden sadece birkaç bin oyla galip çıkabilmişti. Partinin başkan adayını belirleyecek olan delegeler için yürütülen yarışta Obama'nın oldukça gerisinde kalan ve geriye kalan ön seçimlerde bu farkı kapatması şansı bulunmayan Hillary Clinton'un işinin artık çok zorlaştığı yorumları yapılıyor. Buna karşın en son Clinton'in kampanyasının haberleşme direktörü Howard Wolfson, Hillary'nin çekilmesinin söz konusu olmadığını dile getirerek, "Adaylık ve kampanya aynen devam ediyor" dedi.

Clinton taktik değiştirmezse, kaybedecek

Demokrat Parti’deki adaylık yarışı hala başa baş gidiyor. Hillary Clinton’un Pennsylvania’daki oylamayı kazanması, Baracak Obama’nın delege sayısındaki avantajını sarsmadı. Bayan Clinton büyük ihtimalle ön seçimlerin sonuna kadar Obama’nın topladığı oyları aşamayacak. Bu durum, para bulması şartıyla yarışı terk etmesini gerektirmez. Kazanma şansının azalması karşısında yarışı terk etmek Amerikalılığa yakışmaz. Bu yarışta kazanmak kadar, sonuna kadar dayanmak da önemli.

Kampanyanın uzamasının yararlı yanları da var. Amerikan eyaletleri oylarının boşa gitmediğinin farkına vardı. Seçmen oy sandıklarının başında kuyruk oluyor. Demokratlar kazandıkları bu yeni seçmen kitlesini ve her iki adayın taraftarlarınca sergilenen coşkuyu Kasım ayındaki büyük seçime kadar korumalıdırlar.

Çünkü Demokrat adayın John McCain’i geride bırakacağını kimse garanti edemez. Ağustos ayındaki kongreden galip çıkacak adayın, yarışı kaybeden rakibinin oylarına ihtiyacı olacak. Ama kandırıldığı hissine kapılırsa kaybeden adayın taraftarı partisine oy vermeyecektir. Desteklediği adayın parti tarafından yarıştan çekilmeye zorlanması ya da büyük kongrede süper delege oylarının sonucu aksi yönde etkilemesi seçmeni ürkütmeye yetecektir. Ya da maçın tam ortasında kurallar değiştirilip Florida ve Michigan ön seçimlerinin tekrarlanması gündeme getirilirse. Bir eyalette toplanan oyların herhangi bir diğer eyaletteki sonuçtan daha önemli sayılması haksızlık olarak algılanacaktır. Bu bakımdan sonucu sadece seçmen oylarının sayısı belirlemelidir.

Adayların birbirlerine centilmence davranmaları da bir o kadar önemli. Barack Obama kurmaylarının, Clinton’un bu taktikle sağladığı başarıya işaretle ‘negatif kampanya’ düşüncesine ısındıkları göze çarpıyor. Bu yola başvurduğu takdirde Obama inandırıcılığını kaybedebilir. Barack Obama başarısını, ‘ne pahasına olursa olsun kazanmak isteyen politikacı’ imajına uymamasına borçlu olduğunu unutmamalı.

Hillary Clinton da televizyon spotlarındaki Usame Bin Ladin görüntüleriyle korku tabloları çizmek yerine propagandasına siyasi içerik kazandırmak zorunda. ‘McCain’in Obama’dan daha ehil olduğu’ tezinden vazgeçmediği takdirde Kasım ayında Cumhuriyetçi adayın karşısına çıkması bayan siyasetçinin başına iş açabilir. Siyasi birikimine güvenip McCain karşısında puan toplamaya çalışması ise Bayan Clinton’a, kendi olmasa da Demokrat adayın seçilmesini isteyen katı ama dürüst aday imajını kazandırır.

Lakin Hillary Clinton’un böyle bir taktik değişikliğine gideceğine dair herhangi bir işaret yok. Aksine Pennsylvania’da elde ettiği başarı, ona Obama’yı daha fazla kötüleme cesareti verecektir. Ama bu taktiğin Kasım ayında Demokrat Parti’ye başkanlık seçimini kaybettirebileceğini de unutmamalı.

Christina Bergmann  / Almanya'nin Sesi Radyosu

ABD'DE, ERMENİLERDEN TÜRK BÜYÜKELÇİLİĞİ ÖNÜNDE GÖSTERİ TÜRKLER DE KARŞI GÖSTERİ DÜZENLEDİ

WASHİNGTON (A.A) - ABD'deki Ermeniler, 1915 olaylarının yıl dönümü kabul ettikleri 24 Nisan dolayısıyla, Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği önünde bir gösteri düzenledi. Polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı Ermeni gösterisine karşı, daha önceki yıllarda olduğu gibi ABD'de yaşayan Türk toplumu da, bayraklı ve pankartlı bir karşı gösteri düzenledi.


Olaysız geçen protesto gösterisinde, bu yıl ilk kez polisin, Türk Büyükelçiliği önündeki kaldırımı Türk göstericilere ayırdığı ve Ermeniler'e karşı kaldırımda yer verdiği görüldü. Gösteriye, ilk kez bu yıl ABD'de yaşayan Türkler sayıca yoğun ilgi gösterdi. Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy, saatlerce ellerinde Türk bayraklarıyla Ermeni göstericilerin karşısında bekleyen Türkleri, polisin öngördüğü gösteri saatinin bitiminde büyükelçilik binasına davet etti. Şensoy, ABD'de yaşayan Türkler'e çabalarından ötürü teşekkür etti.


 

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI BARDAKOĞLU COLUMBİA ÜNİVERSİTESİNDE KONUŞTU: ''TÜRKİYE FARKLI DİNİ GRUPLARIN BARIŞ VE UYUM İÇİNDE YAŞADIKLARI ÖZGÜN BİR ÜLKE'' -''ALEVİLİK BİZİM KENDİ ÖZ KÜLTÜRÜMÜZDÜR, ZENGİNLİĞİMİZDİR''

NEW YORK (A.A) - Özlem Şahin Şakar bildiriyor - Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Türkiye'nin hem tarihi boyunca hem de bugün farklı dini grupların barış ve uyum içinde yaşadıkları özgün bir ülke olduğunu söyledi. Bardakoğlu, New York'ta Columbia Üniversitesinde ''Müslümanlar, Hristiyanlar ve Museviler-Osmanlılar Döneminde Barış İçinde Bir Arada Yaşama'' isimli bir konuşma yaptı. Bardakoğlu, Müslümanlar, Hristiyanlar ve Museviler olarak bu farklı dini ve etnik kökenli grupların hem Osmanlı hem de modern Türkiye'de barış içinde ve uyumlu bir şekilde yaşadığını ve bu açıdan Türkiye'nin dünyada özgün bir örnek oluşturduğunu ifade etti. Bu kapsamda, Diyanet İşleri Başkanlığının görevlerinden de söz eden Bardakoğlu, Osmanlı'daki ''millet sistemini'' anlattı. Millet sisteminde her dini toplumun ayrı bir millet ve bu milletlerin de ''millet sistemini'' oluşturduklarını belirten Bardakoğlu, İstanbul'un fethinden sonra bu kentin 500 yıldan fazla bir süre pek çok değişik etnik ve dini grubun dini özgürlüklerine sahip şekilde rahatça yaşadıkları bir yere dönüştüğünü anlattı. Bardakoğlu ''kimsenin insan haklarından söz etmediği o dönemlerde dini gruplar büyük bir özgürlük içinde kendi dini liderlerini seçerek, ibadet ettikleri yerleri yöneterek, kendi okullarını açarak yaşadılar'' dedi.

-MODERN TÜRKİYE VE DİYANET BAŞKANLIĞI-

Bardakoğlu, aynı hoşgörü kültürünün modern Türkiye'de de devam ettiğini belirterek devletin laik yapısı içinde Müslüman olmayan vatandaşların Müslüman vatandaşlarla hukuk önünde eşit ve aynı haklardan yararlandıklarını anlattı. Diyanet İşleri Başkanlığının doğru İslam bilgisini insanlara ulaştırmak ve ''din özgürlüğünü'' koruyan bir kurum olduğunu anlatan Bardakoğlu, laik devlet yapısı içinde devletin Diyanete karışmadığını, Diyanetin de kendi işlerinde kendisinin söz sahibi olduğunu anlattı.

-AB ÜYELİĞİNE DESTEK-

Bardakoğlu bir soru üzerine, Türkiye'deki İslam uygulamasının Osmanlı döneminden beri her zaman ''laik ve demokratik'' yapıya uygun olduğunu anlatarak bu kapsamda Türkiye'nin hem tarihi geçmişi, hem kültürel bir köprü olması, hem özgüveni hem de bilgi birikimiyle AB'ye girmesi halinde büyük yarar getireceğini, bu açıdan Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediklerini söyledi. Bardakoğlu, Türkiye'nin AB'ye girmesinin, özgün bir örnek oluşturması nedeniyle Müslümanlığın doğru tanıtılması açısından da büyük ve yeni fırsat oluşturacağını, Diyanet İşleri Başkanlığının da bu kapsamda ''daha sivil, daha şeffaf ve bilim gücü daha da yüksek'' bir kurum olmasını çok önemsediklerini vurguladı. Bardakoğlu, Türkiye'nin AB'ye katılmasının, AB'yi de tek dinlilikten çıkararak ufkunu genişleteceğini belirtti. Türkiye'nin Balkanlar, Orta Asya Cumhuriyetleri gibi ülkeler bağlamında İslam dininin doğru uygulanması açısından da bir örnek oluşturduğunu kaydeden Bardakoğlu, bu ülkelerin halklarının Türkiye'den bu anlamda destek ve işbirliği beklediğini, kendilerinin de onlara yardımcı olduklarını söyledi. Bardakoğlu Diyanetin bu ülkelerdeki etkinliğinin asla misyonerlik faaliyeti olmadığını zaten bu ülkeler tarafından da o şekilde görülmediğini vurguladı. Diyanetin bu kapsamda Müslüman olmayanları Müslümanlığa döndürme gibi planı olmadığını, amacının doğru bilgi sunmak ve diyalog kurmak olduğunu belirten Bardakoğlu, Türkiye örneğinin dünyadaki bazı aşırı dini uygulamalar karşısında son derece iyi bir örnek oluşturduğunu belirtti.

-KADIN HAKLARI-

Bir başka soru üzerine Bardakoğlu, kadın haklarına özel önem verdiklerini, bu kapsamda Diyanet İşleri Başkanlığının bir hadis kitabı basacağını ve Türkiye'de ilk kez il müftü yardımcısı olarak kadınları atamaya başladıklarını anlattı. Bardakoğlu bu kapsamda imamların eğitimine ve kitap okumalarına büyük önem verdiklerini de belirterek camilerde, İslam dininde ''aile içi şiddet, töre cinayeti gibi'' kavramların dine aykırı olduğunun anlatıldığını vurguladı.

-ALEVİLİK-

Diyanet İşleri Başkanı Bardakoğlu, Alevilikle ilgili bir soruya da şöyle yanıt verdi: ''Alevilik bizim kendi öz kültürümüzdür, zenginliğimizdir. Avrupa'da özellikle Aleviliği İslam dışı olarak göstermek isteyen çevreler var, biz bunu asla doğru bulmuyoruz. Bu hem Müslümanlığa, hem Alevi kardeşlerimize karşı bir saygısızlıktır. Hem tarihsel tecrübemiz, hem İslam'ın kaynakları hem de ülkemizdeki Alevilerin kendilerini Müslüman kabul etmeleri gerçeği karşısında Aleviliği İslam'ın dışında asla göremeyiz. Ancak biz Diyanet İşleri Başkanlığı olarak cemevlerine ve cemevlerinde yapılan cem niyazına hiçbir zaman karşı olamayız, bu da bizim zenginliğimizdir. Ancak üzerinde durduğumuz bir konu var; cemevlerini caminin alternatifi bir ibadethane olarak düşünmek, cemevlerindeki cem niyazını da namazın alternatifi bir ibadet olarak düşünmek yerine, bunları kendi zenginliğimiz olarak kendi alanlarında yaşatmak ve korumak daha doğru bir yoldur. 'Sünniler camiye gider, namaz kılar Aleviler de camiye asla gitmezler onun yerine cemevinde cem niyazı yaparlar, onların namazı cemdir' şeklindeki yaklaşım bizi bir ayrışmaya götürür. Diyanet İşleri Başkanlığı bu itibarla daha geniş kapsamla düşünüp hepsini yaşatmak, birini diğerine alternatif kılmamak arzusundadır ve bu alternatif kılmanın da yeni yeni sıkıntılara yol açacağını ve bizi ayrıştıracağını düşünüyoruz. Onun için Alevilik konusunda hiç belirleyici, tanımlayıcı, ayrımcı olmamaya özen gösteriyoruz. Hiçbir görevlimiz Alevi kardeşlerimizi inciten bir söz söyleyemez çünkü Diyanet İşleri Başkanlığı aynı zamanda Alevililerin de başkanlığıdır. Biz sadece Sünnileri temsil etmiyoruz, biz Müslümanlığı, milletimizi temsil ediyoruz. Bizim gönlümüzde hepsinin yeri ayrıdır ve hepsine eşit mesafedeyiz. Ancak ayrıştırmayı hedefleyen özellikle Türkiye dışından gelen girişimlere karşı da belli bir duyarlılık sergiliyoruz.''

-ABD TEMASLARI-

Bardakoğlu, konferansın sonunda basın mensuplarının ABD temaslarına ilişkin bir sorusu üzerine, New York'tan Boston'a geçeceğini, burada Harvard üniversitesinde konuşma yapacağını, bazı dernek ve camileri gezeceğini belirtti. Washington'da Kutlu Doğum haftası etkinliğine katılacağını ve Amerika Katolik Üniversitesinde ''Türkiye'nin farklı din ve kültürleri bir arada yaşatması konusunda bir konuşma yapacağını belirten Bardakoğlu, konferansın ardından Türkevi'ne geçerek Türk-Amerikan toplumunun din işlerinden sorumlu derneği TARF'ın genel kurul toplantısına katıldı. TARF'ın bir anlamda Türk-Amerikan toplumunun ''diyanet vakfı'' olarak görülebileceğini belirten Bardakoğlu, Brooklyn'de Eyüp Sultan Camisinin yapımına büyük önem verdiklerini söyledi. ABD'ye yaptığı gezide özellikle Kutlu Doğum Haftası çerçevesinde Washington ve New Jersey'deki etkinliklere katılacağını belirten Bardakoğlu, üniversitelerdeki konuşmalarında ise Türkiye'yi, tarihini ve dinini tanıtma amacında olduğunu söyledi.




 


KAYA BOZTEPE: NAYLON DERNEKLERE OY HAKKI YOK


Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu seçimlerinin üzerinden neredeyse iki buçuk ay geçti. Uzun yıllar Federasyon ve derneklerde değişik görevler üstlenen ve kurduğu yeni kadro ile seçimleri kazanan Başkan Kaya Boztepe’ye aklımıza takılan tüm soruları sorduk.

New York Temsilcimiz Cahit Oktay’ın da hazır bulunduğu röportaja sonradan da TADF Genel Sekreteri Serkan Bayhan katıldı. Federasyon’da geçmişte yaşanan sıkıntılar hala akıllarda… Neler yapılmalı, Federasyonun halkın gönlünü kazanması için neler yapmalı, ya bu naylon derneklerden nasıl arınmalı… Anlayacağınız aklımıza gelen herşeyi biz sorduk, Başkan Kaya Boztepe cevapladı…

Forum: Seçimlerin üzerinden yaklaşık iki buçuk aylık bir süre geçti. Artık taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başlamıştır. Öncelikle buradan başlayalım. Söz konusu süre içerisinde neler değişti? Neler yapıldı veya yapılmaya başlandı?

Kaya BOZTEPE: Seçimlerden önce belirlediğimiz bir takım plan ve projelerimiz vardı. Bu projeleri-mizi sıraya koyup uygulamaya başladık. Biliyorsunuz çok sıkıntılı bir dönem devraldık. Ve bu sıkıntıyı başımıza açanlar şimdi sadece muhalefet ediyor ve kimse esas problemlerden bahsetmiyor. Acımasızca eleştiriliyoruz eski yönetim tarafından. Eski yönetimin 87 bin dolar borcu vardı, şimdi bunun üstüne 67 bin dolar daha eklendi. Sadece Hilton Otelline 57 bin dolar borcumuz var. Siz daha neyi eleştiriyorsunuz utanmadan? Ben, bu birliktelik havası bozulmasın diye dile getirmiyorum, bu arkadaşlara da bir şans verelim, onlar da içimize katılsın, onlar da gelsin diyorum, bunlar hala çok terbiyesiz ve nezaketsiz bir şekilde eleştiriyorlar. Bazıları sıkılmadan toplantıya geliyor, küfüre varacak konuşmalar yapıyor. Kendileri hayır için gelmedikleri belli, bir de gelen insanları kaçırıyorlar.

Bu sebeple öncelikli olarak geçmiş dönemdeki mevzuları, kim kime ne demiş gibi dedikoduları bir kenara bırakıp, beyaz bir sayfa açmanın mücadelesini veriyoruz. Bu süre içerisinde web sitemizi yeniden düzenleyerek açtık, Brooklyn Belediye Başkanı Marty Markovitz’i ziyaret ettik. New York Belediye Başkanı ile kahvaltıda biraraya geldik. Türkiye gezimiz oldu. Federasyon’un imajını canlandırıp, kendimizi güzel ifade etmek için Başbakan’dan Bakanlar’a, Diyanet İşleri’nden Genel Kurmay’a kadar Türkiye’de önde gelen kurum ve isimlerle çeşitli görüşmelerimiz oldu. Tüm bu görüşmeler son derece olumlu geçti. Yine bir ilk olarak, Türkiye gezimizde, Amerikan Büyükelçisi ve Başkonsolosu ile görüştük. İnşallah bu yılki Türk günü yürüyüşümüze ve Balomuza Büyükelçi veya Başkonsolos’tan biri katılacak. Türkiye’den döndükten sonra da Amerika’daki Başkanlık seçimleri konusuna eğildik. Biliyorsunuz daha evvel, Clinton’ın Türkler tarafından destekleneceği, Türkler içerisindeki bir grup tarafından açıklanmıştı. Ancak yumurtanın hepsini aynı kefeye koyamayız. Diğer adayların da seçilebileceği ihtimalini göz önünde bulundurarak Obama’ya da ve esas olarak, dış politika konusunda Türkiye’ye en yakın duran ve hiç bir sözde Ermeni soykırım tasarısına imza atmayan, onlarla görüşmeyi bile kabul etmeyen John McCain’e de destek göstermeliyiz. Bu sebeple McCain’le irtibat kurarak güzel bir toplantı yaptık. Bu toplantının hemen ardından Washington’da yedi kongre üyesi ve Başkan George W. Bush ile görüşme fırsatı bulduk. Bu kadar kısa bir süre içerisinde hem Amerikan Başkanı hem de kongre üyeleriyle görüşmek bizim için çok pozitif sonuçlar doğuracaktır. Fakat en pozitif olanı ise McCain’le olan görüşmemizde Türk toplumunun kendisini desteklediği yönünde bir mesajı iletmekti.

Diğer yandan sözde Ermeni soykırım tasarısı ile ilgili çalışmalarımız devam ediyor. Bu işi halletmek burada yaşayan Amerikalı Türklerin işi. Daha ben seçim için adaylığımı açıklamadan evvel, Amerika çapında bütün bölgeleri demokratlar ve cumhuriyetçiler olarak ayırdık. Bölgeler-deki kongre üyelerini tespit ettik ve buradaki Türk arkadaşlarımıza ulaştık. New Jersey’de pilot bir bölge kurduk. İlk olarak bu eyaletten başlayarak 5’er 6’şarlı gruplar halinde bölgelerdeki kongre üyelerini ziyeret ettik ve pozitif sonuçlar aldık. Ve anladık ki bazı noktalarda eksik ve yetersiz kalmışız. Mesela, Brooklyn Belediye Başkanı Markovitz’le görüşmemde bana çok ilginç bir şey söyledi. Türkleri çok sevdiğini, bizlerle şimdi çok yakın ilişkiler içerisinde olduğunu ancak bu sözde Ermeni soykırımı tasarısını imzalayan ilk isimlerden birisi olduğunu itiraf etti. “Neden?” diye sorduğumda ise “Çünkü bizler Türkleri bu kadar yakından tanımıyorduk, bir tane Türk gelip de bize kendisini tanıtmadı. Bizlerle gelip konuşmadı. Biz de ayağımıza kadar gelen Ermenilere şirin görüneceğiz, onların oylarını topla-yacağız, onlardan para alacağız diye kim olduklarını bilmeden tasarıya imzayı attıp desteklemiştik” dedi. İşte bu bize çok önemli bir mesajdır! Bir de bu konuda ilginç olan bir husus da; Kongre üyeleri ile görüşmelerimiz devam e-derken bizleri ifade edeceklerini hedeflediğimiz arkadaşlarımızın konuya vakıf olmadıklarını gördüm ve çok üzüldüm.

Bir kongre üyesinin karşısına çıktığınızda sadece 3,5 dakikanız var. Zaten bu kişinin sizin hakkınızda bir takım sabit fikirleri varsa 3,5 dakika içerisinde bu fikirleri değiştirme imkanınız yok. Ama şu var; bu kongre üyesi bilecek ki meydan boş değil! Eskiden yapyığı gibi rahat rahat, Ermenilere hoş gelecek şeyleri söyleyemeyecek. Diyecek ki “Benim bölgemde Türkler de var! Onlardan da oy ve para geliyor. Kim oluyorlar? Kaç kişi oluyorlar?”diye düşünüp bunların hesabını yapmaya başlayacak. Demek ki bizim bu insanlarla gidip birebir konuşmamızda çok büyük fayda var. Bu bir! İkincisi ise ki; bu benim en büyük projem ve ha-yalimdir. Federasyondan ayrı olarak bir PAC (Political Action Committee) kurmamız lazım. Biz bunu hazırladık, pişirdik son haline getirdik.

Buradan Amerikada’daki Türk halkına sesleniyorum. Federasyonumuzun web sitesine girin, buraya üye olun. Herkes ismini, eyaletini ve diğer bilgilerini yazsın. Öncelikle bu şekilde hangi bölgede kaç Türk var, kim nerede yaşıyor gibi bir veri alalım. Bakın bu çok önemli, çünkü biz sadece 450 bin kişi değiliz. Bizim Azerbaycan’dan gelen soydaşlarımız var. Sadece İran’dan gelen 635 bin Azeri soydaşımız var. Türkiye’ye uğramadan buraya gelmiş olan Özbek Türkleri var. Hatta geçen hafta Özbek Türklerinin Nevruz toplantılarına katıldım. Salon yetmedi, taştı. Sadece benim o gün gittiğim bölgede 6 bin kadar Özbek soydaşımız var. Ve Türk Amerikan Dernekleri Fede-rasyonu’ndan geldik deyince bizi nasıl karşılayacaklarını şaşırdılar. Bugüne kadar bu insanlara bir kişi bile gitmemiş. Bunlardan başka Kırım Türkleri, Ahıska Türkleri var. Bunların hepsi ihmal edilmiş soydaşlarımız. Tüm bunları saydığımızda ABD’deki nüfusumuz 450 binden birkaç milyona çıkıyor. Bu bağlantılarmız Türkiye’yi çok önemli bir konuma getirir. Tabii biz bu çalışmalarımızı şovanist ve turancı yaklaşımlarla değil, kardeşçe yapmayı amaçlıyoruz. Bir takım şeylerin hesabını uzun vadeli ve akıllıca yapmak lazım. Özet olarak: En büyük sıkıntımız:

1-Bu insanlara ulaşamıyoruz
2-Bu insanları ortak bir hedefte buluşturamıyoruz

Halbuki PAC hizmetimiz olsa, ingilizceyi bilmeyen veya zamanı olamayan Türk vatandaşlarımız için kongre üyelerine göndermek üzere hazırladığımız bir mektup olsa ve bu vatandaşımıza sadece “aşağıdaki OK tuşuna bas, burada biz şu mesajları şu şahıslara veriyoruz” desek, onlar bu şekilde gönderse yüzbinlerce mektup Beyaz Saray’dan Kongre’ye gitse ne olur bunu hiç düşünebiliyor musunuz? Yüzbinlerce mektubun, yüzbinlerce insandan topladığınız 1 doların yaptıracağı yaptırımları düşünebiliyor musunuz? Ama tabii ki bunu yapabilmemiz için Federasyonumuzun, şeffaf, temiz, para ve organizasyon konusunda kendini aklamış, yaptığı çalışmalarda kendini ispat etmiş, insanların güvenini kazanmış bir konuma gelmesi lazım. En zor zamanımız şimdi. Bu sebepten dolayı çok yoğun bir koşturmaca içerisindeyiz. Bir kongreden diğerine koşturuyorum. Yetişemediğim yere diğer bir arkadaşımı gönderiyorum. Heryerde insanlarla konuşuyoruz, anlatıyoruz ve konuştuğumuz insanlara ümit ışığı veriyoruz. Türkiye’de dahi konuştuğum zaman bir çok insandan bu doğrultuda olumlu söylemler duydum. Bu durum beni de umutlandırıyor ve motive ediyor tabii.

Benim için en önemli proje bu işte! Yoksa bir iki milletvekiliyle görüşüp Başbakanla fotoğraf çekilip o fotoğrafı da evinin duvarına asmak olmamalı asıl olay. Bunlar küçük şeyler. Buradaki insanlarımızı, çocuklarımızı kaybediyoruz. Bize ait olmayan çok uzak bir kültür içerisinde kayboluyor insanlar. Saydığım projelerin 1-2 tanesi gerçekleşşin, 100 binleri biz arkamıza alırız. Bizim, buradan Türkiye’ye yön verme şansımız olur. Bakın bu çok önemli, çok iddialı bir şey! Karşımızda çok büyük bir Ermeni lobisi olduğu söyleniyor değil mi?

İddia ediyorum bu bir hikayedir! 1,5 milyon Ermeni var, paraları var deniyor. Kısmen haklı olabilirler. Ama bakın, 1,5 milyon Ermeninin yaklaşık 450 bini biraz aktif. Bu 450 binin içerisinden 150 bin tanesi son derece aktif. 150 binin 75 bini tamamiyle fanatik, tamamiyle nefret duygusuyla hareket edip, nefret duygusuyla çoluğunu çocuğunu yetiştiriyor. Bunların da yaklaşık 50 bin tanesi çok büyük para yardımlarıyla destekliyor. Demek ki biz önce çuvaldızı kendimize batıracağız. Buralar bizim boş bıraktığımız yerler, dolduramadığımız boşluklar. Biz bir avuç insan iken, kuzeyimizde Rusya, sağımızda Ermeniler, güneyimizde Fransa-İtalya, batı’da İngiliz destekli Yunanistan varken yoktan var etmişiz devleti. O zor değildi de bu mu zor sorarım size! Sabahlara kadar dans-eğlence güzel oluyor ama elini getirip taşın altına koy deyince kimse olmuyor etrafta. Eleştir deyince herkes eleştiriyor. Tabii ki eleştir, fakat o eleştirinin yanında iki tane altenatif çözüm önerisi de getirin bize. Şöyle bir yol öneriyorum ve bunun da başını ben çekeceğim. Bize bunu söylemeyen insanın iyi niyetinden şüphe ederim. Artık kaybedecek zamanımız yok. Bizim çizgimiz belli. Bu çizgiyi takip edecek arkadaşlarla yolumuza devam edeceğiz.

Forum: En büyük eleştirilerden biri Federas-yon’un yegane etkinliğinin Türk günü yürüyüşü ile sınırlı kalması. Gerçekten doğru bir tesbit... 2008’de Türk günü yürüyüşü hariç başka ne gibi faaliyetler var?

Kaya BOZTEPE: Burada 15 tane projeyi anıp, sonra da yapamayacağımız şeyleri söylemek istemiyorum. Kongre üyelerine ziyaretler önemli. Bazı faaliyetleri New York dışına çıkarmaya çalışacağız. Faaliyetlerin sadece New York’la sınırlı kalmasını istemiyoruz. Ayrıca, faaliyetlerin çoğu Mayıs ayına sıkışıp kalıyor ve yaz ayları boş geçiyor. Yaz aylarını değerlendirip bazı faaliyetleri Eylül ve Ekim ayına taşıyalım diye düşünüyoruz. Mesela üzerinde çalıştığımız bir proje hem kong-re üyelerine, hem lise, hem de üniversite hocalarına yönelik bir faaliyet olacak. Bunun detaylarını sizlerle ve halkımızla ilerleyen günlerde paylaşacağım. Sadece Türk günü yürüyüşünü bile gölgede bırakabilecek bir kaç ciddi proje üzerinde olduğumuzu söyleyeyim.

Forum: Peki gelelim naylon dernekler konusuna... Biz yaza yaza usandık ama bu konuya bir çare gelmedi.. Bunun adına oy kaygısı deyin, aklanmak için kaldırılan parmak sayısını yüksek tutmak deyin, ne derseniz deyin. Naylon derneklerin önüne nasıl geçilecek? Geçtiğimiz günlerde bu konuda radikal çalışmalar yapacağınızı ilan ettiniz. Neler yapacaksınız? Aktif derneklerin belirlenmesi esnasında kimsenin kayırılmasının önüne nasıl geçeceksiniz?

Kaya BOZTEPE: Bu konuda oldukça hassasım. Bu konuyu seçimlerden önce de korkusuzca dile getirdim. Mesela geçen günkü toplantıda derneklerden faaliyet raporlarını istedim. 7-8 dernek raporlarını gönderdi. Bu dernekler ‘biz faaliyet yapalım, siz bize mali destek olun’ dediler. Biz de zaten bunu istiyoruz. Federasyonun görevi koordinasyonu sağlamaktır. Bu 7-8 cemiyet haricinde diğer hiç bir cemiyet bunu bildirmedi. Şeçimlerden buyana 3 üye derneğimizin mali kongresine gittim. Gayet kalabalık toplantılar yapıldı, son derece hoşuma gitti. Federasyon olarak bütün cemiyetlere gitmek istiyorum. Gidemediğim yerlere de gözlemci olarak bir kaç arkadaşımı göndermek istiyorum. Bakalım bu arkadaşların faaliyetleri nedir? Kaç tane üyeleri vardır? Sadece seneden seneye 5 kişiyi bile toparlayamayıp oy kullanmak için sağdan soldan adamlar bulup geliyorsanız, gelmeyin arkadaşım! Bunları cemiyetten atmaya da gerek yok, aktif statüden pasif statüye geçireceksiniz. Nedir pasif statü? Fikrini söyler, ama oy kullanamaz. Böyle olunca iş yapan ve yapmayan cemiyetler ortaya çıkar. Bu yöntem iş yapmayan cemiyetleri de iş yapmaya motive eder. Aktif statüde kalmak için döne döne faaliyet yapmak için uğraşacaklar. Yapılan faaliyetlere katılmaya çalışacaklar. Tabii tüzük maddelerinde de bir takım ek ve değişiklikler yapmak gerek. Mesela yönetim kurulu toplantısı yapıyoruz 10-15 kişi geliyor. Çoğunluk son dakikada sağlanıyor falan... Bir kere yönetim kurulu toplantısını 2 kere üst üste kaçıran hemen pasifize edilecek. Mesela geçenlerde bayrak takımı için derneğinizden 5 tane gencinizin ismini verin diyorum, Ermeni iddiaları konusunda eğiteceğimiz, ingilizcesi iyi olan, haftada bir kere 1 saatini ayırıp toplantıya gelebilecek ve 2 haftada bir de telekonferans yapabileceğimiz 5 tane genç istiyorum derneklerden, 37 cemiyet içerisinden ancak 6 tanesi isim verebiliyor.

Forum: Geçenlerde bir mail grubunda, menfaat peşinde koşan kişilerden bahsettiniz. Hatta Federasyon bütçesinden sözde paçavra gazetesine para aktaranlar var dediniz? Kimler, nasıl bu işlere bulaşmıştır? Buna nasıl göz yumulmuştur?

Kaya BOZTEPE: Açık söyleyeyim, balık baştan kokar. Her şey şeffaflıkla başlar. Bir pulun dahi hesabının sorulmasıyla başlar. 4 ayda bir değil, her yönetim kurulu toplantısının ardından “bakın arkadaşlar yapılan harcamalar bunlardır” demekle başlar. Türk toplumu içerisinde Federasyona iş yaparak para kazanacak bir arkadaş varsa bu da son derece doğaldır. Kazansın, fakat gizli kapaklı olmasın. Mesela bir seyahat organizasyonu yapılacak. Biz bunu web sitesinde yayınlarız. Bu işi yapan arkadaşlar bize başvuruda bulunur, kapalı zarf usulu bu arkadaşlar bize bütçe tekliflerini getirirler. Biz de icra kurulunu toplarız, bunların arasından hangisi en akıllı, en güzel projeyi veriyor, oy birliğiyle karar veririz. Herkese de ilan ederiz.

Forum: Son yıllarda yapılan başarısız çalışmalar, bu ülkede yaşayan halkımızın Federasyon’a ola güven duygusunu yitirmesine sebep oldu. Bu güveni yeniden kazanmak için neler yapılacak?

Kaya BOZTEPE: Son derece haklısınız. Federasyon, sadece New York ve New Jersey’de Türk günü yürüyüşü yapan bir cemiyet haline dönüşmüş. Biz bunu değiştiriyoruz. Bütün eyaletlerdeki üye derneklerimizle görüşerek onların önerilerini dinleyerek etkinliklerimizi genele yaymak istiyoruz. Bu bağlamda diğer eyaletlerdeki derneklerin yöneticileri ile, onların derneklerinin olduğu yerlere giderek görüşmelere başladım... Federasyonumuza üye dernekler arasında gerçekten örnek dernekler mevcut. Mesela Rochester Cemiyeti. Orada Ali Yavuz ve Mesut Vardar başta olmak üzere pırıl pırıl bir ekip var. Genç ve dinamik çocuklar! Bu çocuklar hiçbir politikaya, karışıklığa girmiyor. Acımasız eleştiri yapmıyorlar. Eleştirdikleri bir konu varsa, alternatif çözüm önerileriyle beraber geliyorlar. Kendi arazilerini almışlar. Okulları vardı, onu sattılar, çok daha büyük bir yer aldılar, camilerini kurdular, kimseden beş kuruş para yardımı almadılar. Devletten hiç bir şey gelmedi ve hala böyle bir beklentileri yok. Bu sebeple Roches-ter’daki grubu bir örnek olarak göstermek istiyorum. Ve inşallah bu sene yapacağımız bir iki faaliyeti oraya götürmek istiyorum. Oradaki insanlarımızla da kaynaşalım, diğer bölgelerdekilerle de... Gelecek sayımızda Federasyon’un televizyon projesi... Sözde Ermeni sorkırımı konusunda yapılacaklar... Federasyon’un burada yaşayan soydaşlarımız ve aileleri için yapacakları... Toplumumuzu birleştirmek için neler yapılmalı...

Gelecek sayımızda Federasyon’un televizyon projesi... Sözde Ermeni sorkırımı konusunda yapılacaklar... Federasyon’un burada yaşayan soydaşlarımız ve aileleri için yapacakları...Toplumumuzu birleştirmek için neler yapılmalı...
 



'Habercilik Müzesi' açıldı

Muhabirlik mesleğinin tarihini yansıtmayı amaçlayan bir müze Washington'da bugün kapılarını ziyaretçilere açıyor.

Müzede radyo muhabiri Ed Murrow'ın ses kayıtları da var

'Newseum' (Haber Müzesi) adı verilen müze, gazetecilik mesleğinin önemli toplumsal olaylar ve sürekli gelişen iletişim araçları yoluyla zaman içinde nasıl değiştiğini anlatmayı hedefliyor.

Müzenin kapılarını açması, özellikle ABD'deki geleneksel haber kuruluşlarının Amerikan gazeteciliğine ilişkin kaygılı oldukları bir döneme rastlıyor.

Müzenin küratörleri, 'amaçlarının basın patronlarını ya da tek tek gazetecilerin anısını yadetmek olmadığını' söylüyor.

Küratörler, bunun yerine, ABD Anayasası'nın temel hak ve özgürlükleri düzenleyen bölümleri ile ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü ilkelerine yönelik bir saygı ifadesini hedeflediklerini söylüyor.

Müzede Amerikan gazetecilik geleneğine ilişkin ögelerin yanında, haber uğruna yaşamlarını tehlikeye atan gazetecilerin öyküsü de anlatılıyor.

Ed Murrow kayıtları

İkinci Dünya Savaşı sırasında ün kazanan radyo gazetecisi Ed Murrow'ın haber kayıtları da ziyaretçilerce dinlenebiliyor.

Bu kayıtlardan birinde Ed Murrow, Londra'daki bombardımanı, etrafına bombalar düşerken anlatıyor.

Murrow, Senatör McCarthy ve onun döneminde kurulan 'Amerikan Karşıtı Eylemler Komitesi'nin karşısında gazetecilik ilkelerinin güçlü bir savunucusu olmuştu.

Gazeteciliğin geleceği

Müzenin açılışı, ABD'de gazetecilik mesleğinin geleceğinin tartışıldığı bir döneme denk geliyor.

Müzenin açılışının memnunlukla karşıladığını söyleyen CBS televizyonunun kıdemli sunucularından Dan Rather, BBC'ye yaptığı açıklamada, bu ülkede gazeteciliğin uygulanış biçiminin sorgulanması gerektiğini söyledi.

ABD'de akşam haberlerinin en tanınan yüzleri arasında yer alan Dan Rather, Başkan Bush'u eleştiren bir haberde kullanılan belgeler tartışma konusu olunca çalıştığı televizyon şebekesinden ayrılmaya zorlanmıştı. BBC


Eski vekil İsmail Özdağlar'ın profesör kızı dünyanın en iyi kontrol mühendisi seçildi

MANİSA -İHA- TBMM 17. dönem Manisa Milletvekili ve eski Devlet Bakanı İsmail Özdağlar'ın Massachusetts Institute of Technology'de görev yapan kızı Profesör Asuman E. Özdağlar, dünyanın en iyi kontrol mühendisi seçildi. Dünyanın en iyi üniversitelerinden Massachusetts Institute of Technology'de Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimi bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapan Profesör Asuman E. Özdağlar, lineer olmayan optimizasyon ve konveks analiz, ağ ekonomileri, paylaştırılmış optimizasyon metodları ve ağ optimizasyonu ve kontrol ve kablosuz ve kablolu iletişim ağlarıyla ilgili çalışmasıyla 2008 Donald P. Eckman ödülünü kazandı. 35 yaş altındaki en iyi kontrol mühendisi bilim insanlarına verilen bu ödül töreninin, 11-13 Haziran 2008'de Seattle'daki American Automatic Control Council (AAC) ulusal kongresinde yapılacağı bildirildi. 1974 Ankara doğumlu olan Asuman E. Özdağlar'ın TBMM 17. dönem Manisa Milletvekili ve eski Devlet Bakanı İsmail Özdağlar'ın kızı olduğu belirtildi.


 

 
 
      Ana Sayfa                                                                       Yorum Yaz