Order status

Abone Olmak İstiyorum

Order status

Reklam Banner Tarifesi

        info@forumgazetem.com

home | about us | advertise with us|  | subscribe | newsstands | contact us| FAQs

 
     MeZUN calling card
 

 

FORUM NEWSPAPER, LLC
1199 MAIN AVENUE 
SUITE 4
CLIFTON, NJ 07011

Tel:   973-727-6674
         973-454-0996
Fax:  973-225-0151

info@forumgazetem.com


Bebekler pistte yarıştı, anneleri ter döktü

 KAYSERİ -İHA- Kayseri'de düzenlenen; "1. Bebek Olimpiyatları"nda bebeklerden çok, bitiş çizgisinde heyecanla bekleyen anne ve babalar ter döktü.

Kayseri Almer Alışveriş Merkezi'nde özel bir bebek bezi şirketi tarafından tertip olunan "1. Bebek Olimpiyatları" çerçevesinde, bebeklere ve annelere yönelik 7 farklı alanda yarışma düzenlendi. İlk olarak 7 metrelik platform üzerinde 5 bebek emekleyerek bitiş çizgisine ulaşmaya çalıştı. Bebeklerin anne ve babalarına doğru emekleyerek bitiş çizgisine varmaya çalışması, renkli görüntülerin oluşmasına sebeb oldu. Aileler bebeklerinin dikkatini çekmek için ellerine aldıkları balon ve cep telefonlarıyla çocuklarının en kısa sürede bitiş çizgisine gelmesi için çalıştı. Bu arada platform etrafında toplanan vatandaşların bebekleri desteklemesinin bazı minikleri korkuttuğu gözlendi. Bazı bebekler yarışma sırasında yerlerinde durmayı tercih ederken, bazıları da ağlamaya başladı.

Şenlikte, en hızlı bez bağlama yarışması da yapıldı. 5 annenin ve bebeğin katıldığı yarışmada anneler bebeklerinin altını hızlı bağlayabilmek için büyük çaba sarf etti. Organizasyon kapsamında ayrıca en hızlı yürüme, uzağa cisim atma, yüz tanıma, dans etme ve güldürme alanında yarışmalar düzenlendi. Yarışmaların sonunda birinci gelen bebeklere çeyrek altın verildi. Yarışmaya katılan diğer bebeklere ise bebek ürünlerinin yer aldığı hediye paketleri takdim edildi.

4 aylıktan 3 yaşına kadar 60 çocuğun katıldığı yarışma, vatandaşlardan büyük ilgi gördü.

YUSUF SERKAN YILMAZ 

ÇOCUKLARA FINDIK YEDİRİN

Çocukların dengeli ve sağlıklı gelişimi için gerekli arjinin aminoasidinin fındıkta bol miktarda bulunduğu, bu nedenle mutlaka fındık tüketmeleri gerektiği belirtildi.

ANNE SÜTÜ BEBEĞİNİZİN DOĞAL KORUYUCUSU

Anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kontrolü, bebek ve çocukları ölümlere yol açan bir çok hastalıktan koruyor.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, bebek ve çocuk sağlığına yönelik sürdürülen programların, ailelerin aktif katılımı ve desteği ile başarılı olacağını belirterek, "Anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kont-rolü, bebek ve çocuklarımızı ölümlere yol açan bir çok hastalıktan korumaktadır" dedi.

Sağlık Bakanı Akdağ, yaptığı yazılı açıklamada, bebeklerin sağlıklı olarak dünyaya gelmeleri ve yaşamlarını yine sağlıklı olarak sürdürmeleri için Sağlık Bakanlığı'nca baş-latılan ve sürdürülen prog-ramlar hakkında bilgi verdi, anne adaylarına uyarılarda bulundu.

Türkiye'de bebek ve çocuk ölümlerinin önemli bir bölümünün, korunabilir hastalıklar sonucu gerçekleştiğini ifade eden Akdağ, anne sütü, bağışıklama takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kont-rolünün, bebek ve çocukları ölümlere yol açan bir çok hastalıktan koruduğunu kaydetti.

Çocuk sağlığı konusunda gerçek bir değişimin, ancak ulusal ve uluslararası politikaların kararlı ve sürekli olmasıyla sağlana-bildiğini belirten Akdağ, gelecek kuşakların daha sağlıklı olması için anne, bebek ve çocuklara yönelik sağlık hizmetlerinin en üst düzeyde sunulması gerektiği bildirdi.
(elitkadın.com)


ÇOCUKLUK OBEZİTESİNDE AİLE RİSKİ

ANTALYA - Fatma Ünal -
Gebelikte sigara içen ve süt çocuğunu mama ile besleyen anne ve aile içi olumsuz ilişkiler, çocuklarda obezite riskini artırıyor. Obez çocukların üçte biri ve obez adölesanların yüzde 80'i erişkin yaşta da obez olurken, kilo vermiş obez çocukların yüzde 80'i 9 yıl sonra eski kilolarına dönüyor.

Modern yaşamın getirdiği beslenme alışkanlıklarında yağların ve karbonhidratların fazla miktarda tüketilmesi ve çocukların fizik aktiviteden uzaklaşarak televizyon ve bilgisayar oyunlarına yönelmeleriyle obezite sıklığı giderek artıyor. Bunlarla birlikte beslenme, aile içi olumsuzluklar, gebelikte sigara içimi ve ergenlik dönemindeki psikolojik bozukluklarda çocuklarda obezite riskini yükseltiyor.

Çocuk ve Ergen Obezite Derneği Başkanı Prof. Dr. Peyami Cinaz, çocuklukta obezitenin yaşamın ilk yılı, 5-6 yaş arası ve ergenlik döneminde artış gösterdiğini söyledi. Beş yaşından önce ve 15 yaşından sonra gelişen obezitenin erişkin çağlar için daha büyük risk oluşturduğuna dikkati çeken Cinaz, obez çocukların üçte birinin, obez adölesanların ise yüzde 80'inin erişkin yaşa ulaştıklarında obez kaldıklarını vurguladı.
Bebeklik dönemindeki beslenme şeklinin çocuğun ileri yıllardaki beslenme alışkanlığını belirlediğine dikkat çeken Cinaz, anne sütü ile beslenmenin obeziteyi önlediğini dile getirdi. (aa)
 

SANAT VE EDEBİYATTA ANNE

Türk Edebiyatı temmuz sayısında 'sanat, edebiyat ve anne' konulu bir dosya ile çıktı. Hayrettin Orhanoğlu, Ertuğrul Aydın ve Ahmet Sarı, edebiyatta ve sanatta 'anne' imgesini çeşitli açılardan inceliyor.

"BAŞARISIZLIĞI ÇOCUKLARINIZDA
DEĞİL KENDİNİZDE ARAYIN"
 

BEBEĞİNİZİ SALLAYARAK UYUTMAYIN

Annelerin bebeklerini uyutmak için ayağında ya da salıncakta hızlı sallamasının beyinde 'bebek sallama sendromu' denilen ciddi hasara yol açarak, beyin kanamalarına neden olabildiği bildirildi.

Bursa Acıbadem Hastanesi Nöroşirürji Uzmanı Prof. Dr. Kaya Aksoy, beynin son orta ve alt zarı arasında su toplanması nedeniyle oluşan kanamalara değinerek, şunları söyledi:

''Bu durumda problem su toplanmasının içerisine ufak kan sızması şeklinde görülebiliyor. Özellikle ülkemizde annelerin bebeklerini uyutmak için gelenekler ve yanlış bilgiler sonucunda ayağında ya da bir örtü yardımıyla oluşturulan salıncakta hızlı sallaması beyinde 'bebek sallama sendromu' denilen ciddi hasara yol açabiliyor.

Bu durumlarda, beyin zarlarının yırtılması, beyinle kafatası kemikleri arasında veya beynin en son zarı arasındaki askı toplardamarları denilen bölümlerin yırtılması sonucunda kanamalar oluşabilir. Annelere çocuklarını bu şekilde sallamamalarını öneriyoruz. Sallamak çocuğun beynini sallamakla eşdeğerdir. Çocuk sallanmadan da uykuya dalacaktır.''
 

OYUNCAKLAR ZEHİR SAÇIYOR TARTIŞMA SÜRÜYOR

''İLERİ YAŞLARDAKİ DOĞUMLAR RİSKLİ''

ANKARA - Sağlık Bakanlığı, 35 yaş ve üzerindeki doğumların anne ölüm oranlarında 3.11 kat artışa yol açtığına dikkat çekerek, doğumların aralıklandırılmasının anne ve bebek ölümlerini önlediğini bildirdi.

Sağlık Bakanlığınca hazırlanan ''Anne ve Çocuk Sağlığı Raporu''nda, ülkede her yıl yaklaşık 1 milyon 400 bin canlı doğum gerçekleştiği belirtilerek, bu bebeklerin yaklaşık 38 bininin bir yaşına gelmeden hayatını kaybettiği ifade edildi.

Bebek ve çocuk ölümlerinin önemli bir bölümünün korunabilir hastalıklar sonucu gerçekleştiği, anne sütü, takvimine uygun olarak yapılan aşılar ve düzenli hekim kontrolünün bebek ve çocukları ölüme yol açan birçok hastalıktan koruduğuna dikkat çekildi.

Gebelik süresince hekim kontrolü ve doğumların bir sağlık kuruluşunda yapılmasının anne ve bebeğin sağlığı açısından çok önemli olduğuna işaret edilerek, bu kontroller sayesinde anne ve bebekte ortaya çıkabilecek kansızlık, bebeğin anne karnında oksijensiz kalması, erken doğum, gebelik zehirlenmesi ve düşük ağırlıklı bebek gibi olumsuz gelişmelere karşı önlem alınabileceği belirtildi.

İlk gebeliğin 20 yaşın altında olması ve gebelikler arasındaki sürenin kısalığının ani bebek ölümleri açısından risk oluşturduğu, iki doğum arasında en az 2 yıl süre bulunması gerektiği kaydedildi. Gebeliklerin 35 yaş ve üzerinde olmasının, doğum sırasında gerçekleşen anne ölüm oranlarında 3.11 kat artışa yol açtığına dikkat çekilerek, belirli aralıklarla yapılan doğumların anne ve bebek ölümlerini önlediği ifade edildi.

 

"KADIN-ERKEK EŞİTSİZLİĞİ YOKSULLUĞU ARTIRIYOR"

Kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olmadığı evlerde yoksulluğun arttığı ve çocukların sağlıklarının bozulduğu bildirildi.
BM Çocuk Fonu'nun (UNICEF) 30 ülkede yaptığı araştırma, kadınların karar alma sürecinden yoksun bırakıldığı ailelerde çocukların yetersiz beslenme olasılığının arttığını, az gelişmiş ülkelerde yoksullukla başa çıkmak ve çocukların sağlığı için kadın-erkek eşitliğinin zaruri olduğunu gösterdi.

Araştırmanın sonuçlarının, örgütün dünya çocuklarının durumuyla ilgili 2007 yılı raporunda yer aldığı belirtilirken, raporda kadınlara iş ve eğitim sahalarında daha az fırsat tanınmasının, yoksulluk ve yetkisizliğe katkıda bulunduğuna dikkat çekildi.
Araştırmada, erkeklerin haneyi idare etmesi durumunda sağlık ve gıdaya daha az para harcandığı, örneğin Fildişi Sahili ve Gana'da kadınların gelirlerinin herhangi bir nedenle artması halinde gıdaya daha fazla para harcadıkları, ancak erkeklerin gelirlerindeki artışın değişiklik yaratmadığı görüldü.
Az gelişmiş ülkelerdeki birçok evde kadınların sağlıkla ilgili kararların dışında bırakıldıkları, bu ailelerdeki çocukların, aile gıdaya daha az harcama yaptığından yetersiz beslenme olasılıklarının arttığı belirtildi.
Araştırma, kadınların çalıştığı birçok ailede de kızların kardeşlerin bakımı ve ev işleri için okuldan alındığını ortaya koydu.

 

HAMİLELİKTE BESLENME
ÇOK ÖNEMLİ


Türkiye'de her yıl yaklaşık 1 milyon 400 bin doğum gerçekleştiği belirtilerek, gebelik öncesi ve gebelik döneminde yetersiz ve dengesiz beslenmenin, anne ve bebek ölümlerine yol açan birçok sağlık sorununu beraberinde getirdiği ifade edildi.

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’n-den yapılan açıklamada, gebelik öncesi ve gebelik dönemindeki beslenme şekliyle bebeğin doğum ağırlığı, beyin gelişimi ve sağlığı arasında yakın bir ilişki bulunduğu vurgu-landı.

Türkiye'de beslenme bozukluklarına bağlı olarak, hamile kadınlarda, demir yetersizliği anemisi (kansızlık) ile kan hücrelerinin yapımında gerekli olan folik asit yeter-sizliğinin görüldüğü ifade edilen açıklamada, fiziksel ve zihinsel gelişimde etkili iyot ve kemik gelişiminde rol oynayan kalsiyum yetersizliklerine de sıkça rastlanıldığına işaret edildi.

Düşük doğum ağırlığının en önemli nedenlerinden birinin hamile kadınlarda görülen beslenme bozuklukları olduğu belirtilen açıklamada, ''Bebeğin büyüme ve gelişmesi için gereksinim duyulan besin ögeleri annenin kendi dokularından sağlanır. Dengeli beslenmediğinde annede çeşitli hastalıklar ortaya çıkar ve enfeksiyonlara karşı direnç azalır. Bebeklerde ise fiziksel ve zihinsel gelişim geriliğine, hastalıklara yakalanma riskinde önemli oranda artışa ve ölü doğuma zemin hazırlar.'' Açıklamada, gebelikte sıvı gereksiniminin arttığı vurgulanarak, bunu karşılamak için her gün en az 10 bardak su içilmesi ya da süt, ayran, taze sıkılmış meyve suları içerek sıvı alımının artırılması gerektiği kaydedildi. Hamileler-de D vitamini yetersizliğinin anne karnındaki bebeklerin beyin ve kemik gelişimini olumsuz etkilediği, doğumsal katarakt hastalığı ve enfeksiyon risklerini de beraberinde getirdiği bildirilen açıklamada, bütün hamile kadınların günde 10-15 dakika süreyle ve öğle saatleri dışında güneşe çıkmalarının önemli olduğu kaydedildi.

TÜP BEBEK KONUSUNDA İLANLA UYARI

Üreme Endokrinolojisi, İnfertilite ve Yardımla Üreme Teknikleri Derneği (TSRM), tüp bebek konusunda bilimsel olarak henüz kesinleşmemiş yöntemler konusunda vatandaşları uyarmak amacıyla gazetelere ilan verdi. Dernek Başkanı Prof. Dr. Hakan Yaralı, yaptığı açıklamada, tüp bebek uygulamaları ile ilgili yazılı ve görsel medyada yer alan bilimsel olarak henüz kesinleşmemiş ve deneysel olarak sürdürülen bazı çalışmaların (doku uygunluğu testi, HLA-G, mıknatıs metodu gibi) kesin yüksek başarı sağlıyor gibi gösterilerek hastaların yanıltıldığını söyledi.

Yaralı derneklerinin, gerçeklik payı belirsiz bu söylemleri onaylamadığını bildirdi. Hakan Yaralı, tüp bebek düşünen hastaların merkez seçimi yaparken, merkezin uygulama başına eve canlı bebekle gitme oranlarını, arzu edilmeyen çoğul gebelik oranlarını ve saygın bir dondurma programının olup olmadığını araştırmalarını da önerdi.
(AA)


 

"BAŞARISIZLIĞI ÇOCUKLARINIZDA
DEĞİL KENDİNİZDE ARAYIN"



ANKARA
- Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilüfer Voltan Acar, başarısızlıkları yüzünden çocuklarına yüklenmemeleri konusunda velileri uyararak, ''Başarısızlığın nedenini kendinizde de arayın'' dedi.

Prof. Dr. Acar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eğitim öğretim döneminin ilk yarısını tamamlayarak karne alacak olan ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki öğrencilerin velilerine, çocuklarına gösterecekleri tepkiler konusunda önerilerde bulundu.

Acar, velilerin, başarısızlığın olumlu taraflarını da görmeleri gerektiğini belirterek, "Başarısızlık insanın hayatında aşı gibidir. Çocuklar erken yaşta başarısızlığı tadarlarsa mutsuz olmaz, düş kırıklığı yaşamazlar. Dolayısıyla başarısız olurlarsa veliler olumlu gözle baksınlar, 'çocuklarımız aşılandı' desinler" dedi.

Hiçbir anne babanın çocuğunun başarısız olmasını istemeyeceğini ifade eden Acar, "Çocuğun başarısızlığındaki katkımız nedir, ailedeki ilişkiler nasıl, yeterince çocuğumla ilgileniyor muyum diye kendimize sormamız gerekiyor" şeklinde konuştu.

Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği Başkanı Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak da velilere, "Çocuğun karnesine ilişkin kendi duygularını paylaşmasına fırsat verin. Karnesi nasıl olursa olsun ona değer verdiğinizi gösterin. Başarısını başkaları ile kıyaslamayın. Karneyi, çocuğun kişiliğinin bütününe yönelik değerlendirmeyin. Kendi öğrencilik yıllarınızı düşünerek çocuğunuzla empati kurmaya çalışın" önerisinde bulundu.(aa)




MUTLU EVLİLİK STRESİ YENİYOR...

LONDRA - İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, mutlu bir evlililiğin, stresi yenmenin en önemli yolu olduğu ortaya çıktı.
Mutlu bir ilişkinin stres ve çalışma hayatındaki güçlüklerle başa çıkmanın en önemli aracı olduğunu belirten uzmanlar, "dertsiz" oldukları düşünülen bekarların, mutlu evlilere göre stresi yenmekte daha şanssız olduklarını ifade etti.
Dr. Roxane Gervais ve ekibi tarafından yapılan araştırmaya, Yorkshire'daki bir hastanede çalışan 400 hemşire katıldı. Mutlu bir evliliği ya da uzun süreli ilişkisi olan hemşirelerin işyerindeki zorluk ve stresten daha az etkilendiklerini tespit ettiklerini söyleyen Gervais, bekar ya da dulların ise stresi daha etkili biçimde hissettiklerini kaydetti.
Strese karşı en zayıfların boşanmış kişiler olduğunu belirten Gervais, evlilerin veya bir partneri olanların ise sıkıntılarını eşleriyle paylaştıklarını, eşlerinden gördükleri desteğin onları rahatlattığını söyledi.

 

ARABA KULLANAN
BAYANLAR DİKKAT!..

Birçok iş ve hobi gibi araba kullanmak da erkek egemenliği altında gibi görünse de özellikle son yıllarda kadın sürücülerin sayısı giderek artıyor. Artık günümüzde bir ihtiyaç olmasından daha çok bir zorunluluk sayılan araba kullanmak birçok kadın için ilk önce çok zor gelse de zamanla büyük bir zevke dönüşüyor. Ancak iyi bir sürücü olmak ve güvenli bir şekilde araba kullanmak için birçok şeye dikkat etmeniz gerekiyor.

Trafik kurallarına uyun. Araba kullanmanın sadece aracı harekete geçirmekten ibaret olmadığını hepimiz biliyoruz. Asıl dikkat isteyen en önemli noktalar aynaların kontrolü, sinya-lizasyon ve direksiyon hakimiyetidir. Bunun dışında trafik kurallarına uymanız, hız limitlerine göre yol almanız da iyi bir sürücü olmak için yapmanız gerekenler arasında. Özellikle benzin istasyonlarından ya da restoranlardan ana yola çıkışlarda dikkatli olun. Olabilecek tüm ihtimalleri göz önünde bulundurarak seyir halinde ya da yoğun trafikte önünüzdeki araçla aranızdaki gerekli mesafeyi koruyun.

Her ne kadar siz gereken her şeyi yapsanız, tüm kurallara uysanız da ne yazık ki herkes sizin gibi hareket etmeyebilir. Bu nedenle de kurallara uymayan sürücüler yüzünden zor anlar yaşayabilirsiniz. Erkeklerin çoğu kadınların çok kuralcı olmasından şikayet etseler ve hatta bu durumun trafik sıkışıklığı oluşturduğunu düşünseler de siz kurallara uymaktan asla vazgeçmeyin.

Topuklu ayakkabıyla araba kullanmayın
Aracın kontrolünü sağlamak ve fren, gaz ve debriyaj pedallarını gerektiği gibi kullanabilmek için arabanızda düz ve rahat bir ayakkabı bulundurun. Yüksek topuklu ayakkabılarla araba kullanmaya kalktığınızda pedalların mesafesini hissedemeyeceğinizden fark etmeden aşırı hız yapabilir ve kontrolü kaybedebilirsiniz.

Bir diğer nokta da arabanızı park ettiğinizde içinde çanta ya da başka birşey bırakmamaya dikkat edin. Her ne kadar sizin için önemsiz olsa da ya da içi boş bile olsa hırsızlar için cazip olabilir. Mümkünse bütün eşyalarınızı bagajınıza koyun.

Dikkatiniz dağınıksa ara verin Eğer gerçekten kafanızda birçok düşünce varsa ve siz bir türlü kendinizi toparlayamıyorsanız sürüşünüze biraz ara verin. Kendinize gelmek için arabanızı birkaç dakikalığına bir kenara çekin. Bu hem sizin açınızdan hem de trafikteki diğer sürücülerin güvenliği açısından almanız gereken önemli bir önlem olcaktır.

Arabanızın anahtarını görevliler dışında kimseye teslim etmeyin
Son zamanlarda sık karşılaşılan bir olay da özellikle yeni araba kullanmaya başlayan acemi bayan şöförlere yardım bahanesiyle yaklaşıp daha sonra da arabalarını çalan hırsızların ortaya çıkması. Özellikle park etmenin zor olduğunu bilen bu şahıslar siz anahtarı bırakın ben park ederim diyebilir. Böyle bir olay yaşamamak için otopark görevlileri dışında hiç kimseye anahtarınızı vermeyin.

Her zaman bildiğiniz yoldan gidin
Sorunsuz bir sürüş için sadece araba kullanmayı bilmek yetmez. İstediğiniz yere gitmek için yolları da iyi bilmeniz gerekir. Eğer daha önce hiç gitmediğiniz ve yolunu bilmediğiniz bir yere gideceksiniz tanıdıklarınızdan yardım alın. Bu hem zamandan hem de benzinden tasarruf etmenizi sağlayacaktır. Bu arada bir yere giderken birkaç farklı tercih hakkına sahip olsanız bile her zaman bildiğiniz yolu tercih edin.

Yola çıkmadan önce benzininizi kontrol edin
Eğer aniden yolda kalmak istemiyorsanız yola çıkmadan önce benzin kontrolünüzü yapın. Bu arada evinize yakın ve alıştığınız bir benzinci belirleyin. Ve mümkün olduğunca oradan benzin almaya çalışın.

Arabanızı tanıyın
Her ne kadar erkekler kadar arabalara ilgi duymuyor ve kendinizi arabalarla ilgili tüm ayrıntıları öğrenmek zorunda hissetmiyor olsanız da bazı detayları bilmenizde fayda var. Yağına, lastiklerinizin havasına yola çıkmadan önce bakın. Arabanızın rutin bakımını aksatmadan yaptırın.

Tacizlere ve takiplere karşı dikkatli olun Kadınlar için araba kullanırken trafiğin yoğunluğu yetmezmiş gibi bir de erkek sürücüler tarafından tacize maruz kalmaları işleri oldukça zorlaştırıyor. Araba kullanmayı zevkli halden çok can sıkıcı ve stresli bir hale getiriyor.
Takip edildiğinizi düşünüyorsanız öncelikle soğukkanlılığınızı koruyun ve sakın panik yapmayın. Yavaşlayın ancak sakın durmayın. Evinize doğru ilerlemeden önce kalabalık bir yere sürün arabanızı. Daha sonra ışıklarınızı açın ve kornanızı çalmaya başlayın. Eğer tüm bu yaptıklarınız peşinizdeki takipçinin pes ettirmediyse yapacağınız tek şey en yakın polis merkezine gitmek olacaktır. Eğer peşinizdeki tacizci sizi durmaya zorluyorsa tüm kapılarınızı ve pencelerinizi sıkıca kapatın. Sakın arabadan dışarı çıkmaya çalışmayın. Uygun zamanı kollayıp, sizi sıkıştıran kişinin aksi istikametinde hemen oradan uzaklaşın.
Yolların dışında büyük alışveriş merkezleri de özellikle akşam karanlığında bayan sürücüler için korkutucu olabiliyor. Böyle bir durumda arabanızı kalabalık yerlere park edin. Arabanızın anahtarı her zaman elinizde olsun ki aracınıza mümkün olduğunca hızlı binebilesiniz. Ayrıca arabaya binmeden önce arka koltuğunuzu da kontrol etmeyi ihmal etmeyin.

Bu arada diğer önemli bir nokta da her zaman aile içinden birilerini nereye gittiğinize, saat kaçta orada olacağınıza ve isterlerse size nasıl ulaşabileceklerine dair haberdar etmeniz gerektiği.

Araba kullanırken cep telefonuyla konuşmayın Bir dakikalığına düşünün; cep telefonuyla konuşurken yola ve trafiğe ne kadar konsantre olabiliyorsunuz? Bu gerçekten çok zor değil mi? Bu durumda yapacağınız en akıllıca şey gerçekten cep telefonuyla konuşmanız gerekiyorsa ya kulaklık ya da araç kiti kullanmanız olcaktır. Böylece stressiz bir sürüş keyfi yaşayabilirsiniz.

Ayrıca araba kulanırken bir şeyler yazmaya, not almaya ya da araç içinde birşeyler aramaya çalışmayın. Radyonuzu ayarlamak isterken de dikkatinizi dağıtmayın. Bunların yanısıra eğer zorunlu değilseniz yemek de yemeyin. Şayet buna mecbursanız kolay yiyebileceğiniz birşeyler tercih edin.
(kadınportal.com)

 

PEKMEZ BEBEKLERİN BESLENMESİNDE ÖNEMLİ

KONYA - Beynin tek enerji kaynağı olduğu belirtilen glikozun, pekmezde yeterince bulunduğu, bu nedenle çocukların sağlıklı gelişmelerinde pekmezin çok önemli olduğu bildirildi.

Konya Tarım İl Müdürlüğünde görevli ev ekonomisti Semra Türkmen, bünyesindeki organik asitler, mineral maddeler ve kısmen de vitaminlerle pekmezin, beslenmedeki öneminin büyük olduğunu söyledi.
Tüketilen her 100 gram pekmezin, kalori olarak 575 gram süte, 150 gram ekmeğe, 195 gram ete eşdeğer olduğunu ifade eden Türkmen, şunları kaydetti:
"Pekmezdeki şekerin yüzde 80'i, glikoz ve fruktoz halinde olduğundan, bebeklerin beslenmesinde pekmez çok önemli bir role sahiptir. Anne sütü olmadığında hekim kontrolünde bebeklere pekmez verilebilir. Pekmezde bulunan glikoz ve fruktoz, sindirim sisteminde parçalanmaya ihtiyaç duymaksızın kana basit difüzyon ile geçebilmektedir. Böylece vücut yaklaşık 30 dakika gibi kısa bir sürede enerji kazanmaktadır."
Bebeklik çağında beyin çok hızlı geliştiğinden enerjiye ihtiyacın oldukça fazla olduğunu, bebeğe yeterli glikoz verilmediği takdirde beyin gelişmesinde duraklama veya yetersizlik olabildiğini vurgulayan Türkmen, ''Kana geçmesi çok kolay, beynin tek enerji kaynağı olan glikoz, pekmezde yeterince bulunmaktadır. Bu nedenle çocukların sağlıklı gelişmelerinde pekmez çok önemli role sahiptir'' dedi.

EVDEKİ ŞİDDET, ÇOCUĞU "ŞİDDETE" İTİYOR

EDİRNE - Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, şiddet davranışından etkilenme ve şiddeti öğrenmenin çok küçük yaşlarda başlayabildiğini belirterek, ''Evlerdeki şiddet, çocuklara kötü örnek oluyor'' dedi.

Yorulmaz, bu yıl okulların açılmasıyla birlikte, önceki yıllara oranla daha fazla sayıda ve daha ciddi şiddet olaylarıyla karşı karşıya kalındığını öne sürdü. Bunun nedenlerini sadece okulda aramanın doğru olmadığını ifade eden Yorulmaz, şiddet etkenlerini belirlemeden ve tümüne müdahale etmeden çözüm aramanın mümkün olmadığını söyledi.

Şiddetin öğrenilen bir davranış olduğunu belirten Yorulmaz, ''Şiddet, fiziksel, duygusal, cinsel, ekonomik olabileceği gibi ihmal biçiminde de olabilir'' dedi.

Yorulmaz, şiddet nedenleri arasında ruhsal sorunlar, ailede, okulda, toplumda yaşanan ve şahit olunan şiddet, medyadaki haber film, dizi, çizgi film, magazin, hayvanlara şiddet
uygulanması, aşırı baskıcı ve otoriter ortam, bağımlılık, kötü arkadaş çevresi, gelişmemiş kişilik, amaçsızlık, ilgisiz aile gibi etkenlerin olduğunu söyledi.

Kocasından dayak yiyen kadınların özellikle erkek çocuklarını daha fazla dövdüğünü savunan Yorulmaz, şiddete maruz kalan çocuğun okuldan korktuğunu, başarısının düştüğünü, güvensiz olduğunu, yeme ve uyku bozuklukları yaşadığını, sigara, alkol veya madde bağımlılığının geliştiğini, bu çocuklarda depresyon, kendine zarar verme biçiminde sorunların gözlenebildiğini sözlerine ekledi. (aa


YETERSİZ BESLENME
BEBEK ÖLÜMLERİNE YOL AÇIYOR


İZMİR - Yetersiz beslenmenin, bebeklerin ölümüne yol açabileceği bildirildi.

Ege Üniversitesi İzmir Atatürk Sağlık Yüksekokulu Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şenay Çetinkaya, yaptığı açıklamada, bebeğin gerekli şekilde beslenmemesinin, vücut direncinin azalmasına neden olacağını belirtti.

Annenin hamileliği sırasında iyi bir bakım ve beslenme almamasının, bebeklerin düşük doğum ağırlıklı ve dirençsiz olarak doğmasına yol açtığına dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. Çetinkaya, yeni doğan bebeklerin ölüm nedenleri arasında, doğum travmaları, prematürelik, anne sütü vermeme, hatalı beslenme ve diğer enfeksiyonların yer aldığını kaydetti.
Yrd. Doç. Dr. Çetinkaya, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:

''Tüm yeni doğanların erken dönemde beslenmesi gerekir. Erken dönemde beslenmenin başlatılması büyümeyi hızlandırır, hastanede kalış süresini kısaltır ve hastanede kalma nedeniyle olası çeşitli risklerin gelişimini engeller. Erken dönemde başlatılan beslenme programının ilk 18 ayda büyüme ve gelişme üzerinde olumlu etkileri bulunmaktadır.''(AA)


 

HAMİLEYKEN BALIK
YEMEK BEBEĞE YARARLI



PARİS - Bilim adamlarının yaptığıaraştırma, hamilelerin balık yemesinin doğacak bebek için yararlı olduğunu ortaya koyarak Amerikan sağlık kuruluşlarının, civa riskine karşı hamile kadınların balığı az tüketmeleri yönündeki tavsiyesini boşa çıkardı.
ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri'nden Joseph Hibbeln ve İngiltere'nin Bristol Üniversitesi'nden arkadaşları, İngiltere'de 1991-1992'de 11 bin 875 hamilenin beslenme alışkanlıklarını, daha sonra da 8 yaşına dek çocuğun nörolojik ve davranışsal gelişimini inceledi.



Bilim adamları, hamile kadınların sinir sistemini güçlendiren Omega-3 yağ asidinin bolca bulunduğu balığı tüketmesinin doğacak bebeğe yararlı olduğu sonucuna vardı.
İngiliz tıp dergisi The Lancet'de yayımlanan araştırma, hamilelerin haftada 3 porsiyondan fazla balık tüketmesinin çocuğun sinirsel ve davranışsal gelişimini olumsuz etkilediği yönündeki iddialara da kanıt bulamadı.
Bununla beraber araştırmada hamilelerin, haftada 340 gramdan fazla balık yemesinin çocuğun nörolojik gelişimine olumlu etkisi olduğu ortaya çıktı.
Fransa'da doktorlar haftada en az 2 defa balık tüketilmesini tavsiye ederken, Fransız Sağlık Ürünleri İçin Sağlık Güvenliği Ajansı, hamilelerin, emzirenlerin ve küçük çocukların, önlem olarak kılıç balığı gibi yırtıcı balıkları tüketmemeleri konusunda uyarıyor.

YAZARLAR

Ural Yeşil

Herkes kendi işine baksın

Murat Yeşil

Sıkıntıyı çeken yine Türkiye olacak

Doğan Uluç

Hava korsanının dosyası 36 yıl sonra tekrar açıldı  

Cahit Oktay

Kazanç bunun neresinde?

Hasan Mesut Hazar

 Türkiye’nin canlı dış politikası

Hayrettin Turan

Kıran kırana bir önseçim

Oya Eren

 Yeni yılda Türkiye-Ermenistan ilişkileri

Timur
Akpınar

 Criminal Intent

Dr.Nermi
Onat

 Kemik erimesi nedeniyle ilaç alıyorsanız…

Robert Bonsignore

Occupied or Administered

 


© Copyright 2007
Privacy Policy
 Term of Use

www.forumgazetem.com 
 
 
  home | about us | advertise with us|  | subscribe | newsstands | contact us| FAQs