|
Tüzmen:
ABD'de piyasa krizi, gelip geçici değil
ANKARA -ANKA-
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, gelecek dönemde küresel
ekonomide bazı dalgalanmaların yaşanacağının artık açıklık
kazandığını kaydederek, ABD ekonomisinde yaşanan
gelişmelerin gelip geçici nitelikte olmadığını vurguladı.
ABD
ekonomisinde mevcut yapısal sorunların değişik şekillerde
Türkiye’nin pazarlarını etkileyeceği uyarısında bulunan
Tüzmen, uluslararası rekabetin önümüzdeki günlerde daha da
çetinleşeceğine dikkat çekti.
Türkiye
İhracatçılar Meclisi (TİM) Genişletilmiş Sektörel Başkanlar
Toplantısı Ankara’da başladı. Toplantıya katılan Devlet
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, Türkiye’de son 5
yılda iktisadi normalleşme ve düzelme sürecinin yaşadığını
belirterek, ekonominin kilit göstergesinin ise net ihracat
performansının olduğunu vurguladı. Ekren, “Yatırım ve
sermaye mallarının dengesi 5 milyar 600 milyon dolardan eksi
13 milyar 346 milyon dolara geriledi. Hammadde ve ara malı
dış ticaret dengesi ise ortalama 23 milyar dolardan 74
milyar dolara yükseldi. Tüketim mallarında da dış ticaret
dengesi 25 milyar dolara çıktı” diye konuştu.
OECD
ülkelerinde 9 milyar dolarlık açığın 2007 yılında 26 milyar
dolara, EFTA ülkelerinde de 2 milyar dolarlık açığın 4
milyar dolara ulaştığının altını çizen Ekren, diğer
ülkelerde de benzer trentlerin ortaya çıktığını söyledi.
-2002-2007 DÖNEMİNDE İHRACAT YÜZDE 197 ARTTI-
2002-2007
döneminde ihracatta dolar bazında yüzde 197’lik artış
görüldüğünü ifade eden Ekren, konuşmasına şöyle devam etti:
“YTL
cinsinden değerlendirdiğimizde; kişi başına gelire oranla
kişi başına düşen toplam borç 2002 yılında 1.32, 2007
yılında da 0.82 oldu. Kamu borcunun kişi başına düşen gelire
oranı 2002’de 0.93’ken, 2007’de 0.55’e düştü. Kişi başına
düşen yatırımın kişi başına gelire oranı da 2002’de 0.17,
2007’de 0.22 oldu.”
-“ABD
EKONOMİSİNDEKİ KRİZ ULUSLARARASI REKABETİ ÇETİNLEŞTİRECEK”-
Devlet
Bakanı Kürşad Tüzmen, gelecek dönemde küresel ekonomide bazı
dalgalanmaların yaşanacağının artık açıklık kazandığının
altını çizerek, ABD ekonomisinde yaşanan gelişmelerin gelip
geçici nitelikte olmadığını söyledi. Basit bir emlak
piyasası krizi ile karşı karşıya olunmadığını belirten
Tüzmen, ABD ekonomisinin dengelerinin sağlıklı olmadığını
ifade etti.
ABD
ekonomisinde mevcut yapısal sorunların değişik şekillerde
Türkiye’nin pazarlarını etkileyeceği uyarısında bulunan
Tüzmen, uluslar arası rekabetin önümüzdeki günlerde daha da
çetinleşeceğine dikkat çekti.
-“İHRACAT
İSTİHDAMIN ULUSAL SİGORTASI”-
Türkiye
reel ekonomisinin ihracat sayesinde geliştiğini dile getiren
Tüzmen, “İstihdam açısından ihracat ulusal sigorta
niteliğindedir” dedi. Türkiye’nin dünya mal ticaretinden
yüzde 1.2 oranında pay aldığının dile getiren Tüzmen, dış
ticaretin GSYİH içerisindeki oranının da yüzde 58’e
ulaştığını söyledi. Tüzmen, Türkiye’nin dünyanın 22. büyük
ihracatçı ülkesi olduğunu anımsatarak, “Bu sene ihracatta
dünya ülkeleri arasında ilk 20’de olmayı, ithalatta ise ilk
16 ülke arasında yer almayı hedefliyoruz” diye konuştu.
İthalatın
ihracatı karşılama oranının yüzde 65’ten yüzde 63’e
gerilediğini kaydeden Tüzmen, Türk Lirası’nın aşırı değerli
olmasına rağmen ihracatta başarı öyküsü yazdıklarını söyledi.
Halihazırda Türk Lirası’nın yüzde 60 değerli olduğunu ifade
eden Tüzmen, Türk firmaların anok koşucuları gibi ölümüne
ihracat yaptığını söyledi.
-“İHRACATÇILAR
MİLLİ TAKIMIMIZ”-
İhracatçıların kar marjlarının hızla erimesine rağmen pazar
kazanımlarına ağırlık verdiğinin altını çizen Tüzmen,
konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ancak,
bu orta ve kısa vadede risktir. Kar marjlarının erimesiyle
sermaye birikimi olumsuz etkilenecektir. Oysa, yeni
yatırımlara, daha fazla üretime, daha fazla istihdama
ihtiyacımız var. Bunlar büyük maliyetler getirecektir.
Sermayeniz yoksa bu maliyetleri karşılayamazsınız.”
İhracatçıları milli takıma benzeten Tüzmen, onların gol
atmasıyla birlikte Türkiye’nin ekonomisinin de güçleneceğini
kaydetti. Tüzmen, “Onlar adına maça çıkamayız ama onlara
teknik desteği koşulsuz sağlamalıyız” dedi.
-İHRACATÇILAR
İHRACAT BİÇİMİNİ DEĞİŞTİRECEK-
TİM
Başkanı Oğuz Satıcı, bütün mücadelelerine rağmen fakirleşen
ihracata doğru sürüklendiklerinin altını çizerek, “Girdi
maliyetlerimizi düşüremediğimize göre artık üretim biçimini
değiştirmeliyiz. Bizde yavaş yavaş kitlesel üretimden,
bireyin yaratıcılığı ve bilgisiyle üretim yapan küçük
kadrolu şirketlere dönüşmek zorundayız” diye konuştu.
Senelerdir siyasetin gölgesinden kurtulamadıklarını
vurgulayan Satıcı, dönem dönem siyesi bir takım konuların
Türkiye’nin gündemine zorla girdiğini, sanki bir el
tarafından zorla getirildiğini söyledi.
-“MB
İHRACATÇALAR KAMUOYU OLUŞTURMASAYDI FAİZ İNDİRMEYECEKTİ”-
Merkez
Bankası’nın son 5 toplantısında art arda faiz indirimi
yaparak, faizleri yüzde 17.25’ten yüzde 15.25’e indirdiğini
hatırlatan Satıcı, ihracatçıların kamuoyu oluşturmasaydı
belki de bu indirimlerin gerçekleşmeyeceğini söyledi.
Ekonomist
Prof. Dr. Norbert Walter:
"CARİ AÇIĞIN OLUMSUZ YANLARINA BAKIP
FIRSATLRI KAÇIRMAYIN"
İSTANBUL
-AA- Deutsche Bank Baş Ekonomisti Prof. Dr. Norbert Walter,
cari açığın bir kırmızı ışık olduğuna dikkati çekerek, "Sizi
alarme eder. Bu nedenle uluslararası yatırımcılar Türkiye
gibi ülkelere temkinli bakarlar" dedi.
Walter,
Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi,
İstanbul Politikalar Merkezi ve Institute of Cultural
Diplomacy tarafından düzenlenen konferansta, "Eşik Altı (Subprime)
Emlak Kredileri Krizi: İş Dünyası ve Düzenleyici Kurumlar
Açısından Sonuçları" konulu bir konuşma yaptı.
ABD'de
başlayan krizin, sadece bütünün küçük bir parçası olduğunu,
aşırı likiditenin oluşmasının mali krizin asıl nedeni
olduğunu söyledi.
Verilen
kredilerin uluslararası piyasalara sürüldüğünü ve
menkulleştirildiğini belirten Walter, bu nedenle de piyasa
çökünce bölgesel bir trajedi değil, yaygın bir trajedi
yaşandığını ifade etti.
Bankaların,
risklerini dağıttıklarını düşünürken, piyasalara sattıkları
riskleri bilançolarında gördüklerini kaydeden Walter, bu
nedenle dünya para piyasalarındaki büyük oyuncularda büyük
bir güvensizlik oluştuğunu kaydetti.
Bu ortamda
Avrupa Merkez Bankasının kendi risklerini kötü yönetenlere
karşı bir kurtarma girişimine, hiçbir şekilde ahlaki bir
kurtarma operasyonuna girmediğini dile getiren Walter,
Avrupa Merkez Bankasının sistemi korumaya çalıştığını
kaydetti.
Walter,
buna karşın ABD ve İngiltere Merkez Bankasının riskini iyi
yönetmeyeni kurtarmaya çalıştığını savundu.
İngiltere
ve İrlanda'da yapılan düzeltmelerin henüz mali piyasalarda
etkilerinin yaşanmadığını, daha başka ülkelerde de
patlayacak dengelerin bulunduğuna dikkati çeken Walter, ABD
Merkez Bankasının bu ortamda çok agresifleştiğini ve çok
hızlı bir şekilde faizleri düşürdüğünü söyledi.
Amerikalıların kendi kazançlarının çok üstünde lüks tüketim
içine girdiklerini belirten Walter, "Amerikalılar adeta hava
atmak için araba kullanıyorlar. Petrol harcıyorlar.
Amerikalılar fazla tüketim yapacaklarına tasarruf etmenin
farkına varmalılar. Önümüzdeki yıllarda Amerikan ekonomisi
yavaş büyüyecek. Büyüme kademeli olarak azalacak. Bana göre
2009'da bile ABD'de resesyon hissedilmeyecek" şeklinde
konuştu.
Norbert
Walter, Ortadoğu'daki likidite fazlalığını işaret ederek,
şöyle konuştu:
"Ortadoğu'da
o kadar çok para var ki çılgın yatırımlara harcama
yapıyorlar. Gelecekte Batının hatta ABD'nin bilgi üreten
şirketlerinin büyük kısmı Ortadoğu sermayesine geçecek. Eski
kapitalist zenginler savunmaya gerek duymak durumundalar.
Artık dünyanın yeni zenginleri onlar... Biz batılı ülkeler
ve ABD, enerjide tasarrufa gitmediğimiz, yenilenebilir
kaynaklara yönelmediğimiz sürece bu zenginler daha da
zenginleşecek, karuna dönecek."
Uluslararası piyasalardaki döviz kuruna da değinen Walter,
bundan sonra, ABD'nin Çin Yuanının değer kazanmasını
istemesine rağmen, avronun daha da değer kazanacağını, ondan
sonra bir düzeltme olacağını söyledi.
Avrupa
ekonomisinin bu yıl biraz yavaşlayacağını, gelecek yıl daha
da yavaşlayacağını ifade eden Walter, "Avrupa yavaş yavaş
gerilemeye kayacak. 2009'da özellikle ihracatın azalmasıyla
bu gerileme daha da belirginleşecek" dedi.
Konuşmasının ardından soruları da yanıtlayan Prof. Dr.
Norbert Walter, Türkiye'ye ilişkin bir soru üzerine, büyüme
ivmesi yakalamış alt yapı yatırımlarına ihtiyaç duyan
ülkelerin her açıdan cazip olduğuna, Türkiye'nin de böyle
bir özellik taşıdığına işaret ederek, şöyle devam etti:
"Eğer cari
açığın sadece olumsuz yanlarına bakarsanız fırsatları
kaçırırsınız. Uluslararası yatırımcılar Türkiye'de fırsat g
örürse giriyor. Ancak, eğer yatırımcılar yatırımlarını kendi
nakit akışlarıyla değil, piyasalara başvurarak karşılarsa
risk primi daha da yükselir.
Bu nedenle
cari açık kırmızı ışıktır, sizi alarme eder. Bu nedenle
uluslararası yatırımcılar Türkiye gibi ülkelere temkinli
bakarlar, temkinli giderler. Cari açık bir ülkede yüksekse
bir ek risk primi vardır ve bu dikkate alınır. Risk priminiz
yüksekse bu sizi kırılgan yapar. Romanya, Bulgaristan,
Türkiye de öyle..."
Walter,
bir dinleyicinin, "2001'de Türkiye'de bir likidite krizi
yaşandı. Merkez Bankasının bir miktar rezervi vardı ancak,
bu parayı bildiğim kadarıyla enjekte edemedi. IMF buna izin
vermedi. Bu karar sizce doğru bir karar mı?" sorusunu ise "Türkiye'yi
yeterince iyi bilmiyorum. Ancak eğer acil finansmansa Merkez
Bankası her halükarda sistemik yardım yapmak zorunda. Ben
olsam kimseyi dinlemezdim" dedi.
Düzenleyicilere ilişkin bir soru üzerine de Walter, bu
konuda risk yöneticilerinin çok daha önemli olduğunu ifade
ederek, "Ders almamız gerekir. En büyük dersi de risk
yöneticileri almalı. Düzenleyici aşırı devreye girmemeli.
Kaş yapayım derken göz çıkarmamalı, bürokratik tekerlekler
oluşturmamalı" şeklinde yanıtladı.
ABD
ekonomisine ilişkin de Walter, 2008'de ABD'de ekonomiyi
kurtarmalarının sorunu çözmeleri anlamına gelmediğini
kaydederek, "ABD'de ekonomi yavaşlayacak tek kurtarıcı
ihracat. Eski dünyadaki zengin ülkeler ancak Ortadoğu,
Afrika ve benzeri ülkelerin ihtiyaçlarına cevap
verebilirlerse ayakta kalabilecek. Ben bu ülkelerin mevcut
yapıya istikrar kazandıracağını düşünüyorum" dedi.
Yabancıya 3 milyar
dolarlık gayrimenkul satışı
Türkiye’ye doğrudan
uluslararası fiili yatırım girişi, 2007 yılında yüzde 9,8 artışla
net 21 milyar 873 milyon dolar olarak gerçekleşti.
Hazine Müsteşarlığı, 2007 Aralık ayına ilişkin "Uluslararası
Doğrudan Yatırım Verileri Bülteni"ni yayımladı.
Hazinenin internet sitesinde yer alan verilere göre, geçen yıl 19
milyar 190 milyon dolarlık uluslararası doğrudan sermaye girişi
olurken, 770 milyon dolarlık çıkış dikkate alındığında net sermaye
girişi, 18 milyar 420 milyon dolar oldu. Bu dönemde 2 milyar 952
milyon dolarlık da net gayrimenkul satışı yapıldı. Uluslararası
sermayeli firmaların yabancı ortaklarından aldıkları 501 milyon
dolarlık "diğer sermaye" de dikkate alındığında, 21 milyar 873
milyon dolarlık rakama ulaşıldı.
Aralık
ayı
Aylık bazda bakıldığında ise uluslararası doğrudan yatırımlar
net 3 milyar 219 milyon dolar oldu.
Bunun, 2 milyar 985 milyon dolarını uluslararası doğrudan
sermaye girişi oluştururken, söz konusu ay net gayrimenkul satışı
234 milyon dolar, uluslararası sermayeli firmaların yabancı
ortaklarından aldıkları "diğer sermaye" de 28 milyon dolar olarak
gerçekleşti.
Geçen yıl Aralık ayında net sermaye girişi ise 3 milyar 663
milyon dolar oldu.
21.9
milyar dolarla yabancı sermaye rekoru kırıldı
Büyük bölümü özelleştirmeler kapsamında satın almalar, şirket
evlilikleri ve gayrimenkul satışları yoluyla Türkiye’ye gerçekleşen
doğrudan yabancı sermaye girişleri 2007 yılında 21.9 milyar dolarla
rekor kırdı.
Hazine Müsteşarlığı, 2007 sonu itibariyle uluslar arası
doğrudan yatırım verilerini açıkladı. Buna göre, 2007 yılında net
doğrudan yabancı sermaye girişi önceki yıla göre yüzde 9.8 artarak
21 milyar 873 milyon dolara ulaştı. Bu kapsamda doğrudan yatırımlar
için yüzde 8.8 artışla 19 milyar 190 milyon dolarlık yabancı sermaye
girişi yaşanırken, 770 milyon dolarlık çıkış nedeniyle net giriş
tutarı 18 milyar 420 milyon dolar oldu. Gayrimenkul satışları
karşılığı gelen 2 milyar 952 milyon dolar ve uluslar arası sermayeli
firmaların yabancı ortaklarından kullandıkları 501 milyon dolarlık
kredi ile birlikte toplam net doğrudan sermaye girişi 21 milyar 873
milyon dolara ulaştı.
Bankacılık
Geçen yıl brüt 19 milyar 190 milyon dolar olan uluslar arası
doğrudan yatırım girişinin 11 milyar 409 milyon dolarla en büyük
bölümü mali aracı kuruluşlar sektörüne geldi. Bu sektörü 4 milyar
199 milyon dolarlık girişle imalat sanayii, 1 milyar 119 milyon
dolarla ulaştırma, haberleşme ve depolama hizmetleri, 905 milyon
dolarla gayrimenkul kiralama ve iş faaliyetleri, 341 milyon dolarla
madencilik izledi.
-BÜYÜK BÖLÜMÜ AB SERMAYESİ Geçen yıl gerçekleşen uluslar arası
yatırım girişinin yüzde 66.2 oranındaki 12 milyar 693 milyon
dolarlık bölümünün AB ülkeleri sermayesi olduğu belirlendi. Bunun da
5 milyar 682 milyon doları Hollanda, 1 milyar 4 milyon doları
Almanya, 688 milyon doları İngiltere, toplam 5 milyar 319 milyon
doları da diğer AB ülkelerine ait bulunuyor.
2007 yılındaki uluslar arası yatırım girişinin 4 milyar 206
milyon dolarının ABD, 1 milyar 370 milyon dolarının Asya ülkeleri,
379 milyon dolarının da AB üyesi olmayan Avrupa ülkelerine ait
olduğu belirlendi.
2007’DE 3
BİN 702 ŞİRKET KURULDU
Geçen yıl 3 bin 51 uluslar arası sermayeli şirket ve şube
kuruldu, 651 yerli sermayeli şirkete de uluslar arası sermaye
iştiraki gerçekleşti, toplam sayı 3 bin 702’ye ulaştı. Bunların
başta gayrimenkul kiralama ve iş faaliyetleri olmak üzere, toptan ve
perakende ticaret, inşaat ile imalat sanayi sektörlerinde faaliyette
bulundukları belirlendi. İmalat sanayiinde faaliyette bulunan
uluslararası sermayeli şirketlerde kimyasal madde ve ürünleri
imalatı birinci sırada yer alırken, bunu tekstil ürünleri imalatı
ile makine ve teçhizat imalatı izledi.
2007 yılında kayıtlı sermayesi 500 bin doların üzerinde olan
325 adet uluslararası sermayeli şirket, şube kuruluşu ile yabancı
ortak iştiraki gerçekleşti. Bu şirketlerin 80 adedi imalat
sanayiinde, 62 adedi toptan ve perakende ticaret sektöründe, 59
adedi ise gayrimenkul kiralama ve iş faaliyetleri sektöründe
faaliyette bulunuyor.
2007 yılında kurulan 3 bin 702 uluslararası sermayeli şirketin,
2 bin 193’ünün AB ülkeleri, 527’sinin Yakın ve Ortadoğu ülkeleri,
506’sının ise diğer Avrupa ülkeleri ortaklı şirketler olduğu
bildirildi.
TOPLAM
ŞİRKET SAYISI 18 BİN 308’E ULAŞTI
Türkiye’de 2007 sonu itibariyle 14 bin 943 uluslararası
sermayeli şirket ve şube kurulurken, 3 bin 365 yerli sermayeli
şirkete de uluslar arası sermaye iştiraki gerçekleşti. Böylece
yabancı sermayeli şirketlerin toplam sayısı 18 bin 308’e ulaştı.
Bu şirketlerin, başta toptan ve perakende ticaret olmak üzere,
imalat sanayi, gayrimenkul kiralama ve iş faaliyetleri sektörlerinde
faaliyette bulundukları belirlendi. İmalat sanayiinde faaliyette
bulunan uluslararası sermayeli şirketlerde tekstil ürünleri imalatı
birinci sırada yer alırken, bunu kimyasal madde ve ürünleri imalatı
ile gıda ürünleri içecek imalatı izliyor.
AB ülkeleri ortaklı firmalar 10 bin 720 adetle birinci sırada
yer alıyor. Bunların içinde Almanya 3 bin 125 adet firma ile birinci
sırayı alırken, bu ülkeyi bin 831 şirketle İngiltere ve bin 419
şirketle Hollanda izliyor.
Uluslar arası sermayeli şirketlerin illere göre dağılımına
bakıldığında; İstanbul’un 10 bin 53’le birinci sırada yer aldığı
görülüyor. İstanbul’u 2 bin 283 şirketle Antalya, bin 224 şirketle
Ankara ve bin 123 şirketle Muğla izliyor. Kaynak: Haber1
IMF,
1.7 milyar Dolar'lık kredi için şart koştu:
Sosyal güvenlik
reformu çıkmadan para yok
WASHINGTON/ANKARA
-AA- Uluslararası Para Fonu (IMF) Türkiye Masası Şefi
Lorenzo Giorgianni, mevcut Stand-by programının 7. Gözden
Geçirmesinin tamamlanabilmesi için sosyal güvenlik
reformunda ilerleme gerektiğini söyledi.
Lorenzo Giorgianni,
AA muhabirine açıklamada bulunurken, geçen yıl Aralık ayında
gözden geçirme çalışmalarını bitirmelerinin ardından
Hükümetle, gözden geçirmenin tamamlanabilmesi için gereken
politika uygulamaları konusunda anlaşmaya vardıklarını
kaydetti.
Hükümet ile
varılan anlaşma uyarınca, bazı yapısal reformlar ve birtakım
uygulamaların gerçekleştirilmesinden sonra gözden geçirmenin
tamamlanabileceğini belirten Giorgianni, bu reformlar
arasında sosyal güvenlik reformunun da bulunduğunu ifade
etti.
"HÜKÜMET,
EKONOMİDE İLERLEME KAYDETTİ"
Hükümet
yetkililerinin, geçen haftalarda önemli adımlar atarak,
ekonomide birçok ilerleme kaydettiğini belirten Giorgianni,
bu ilerlemelerin devam etmesini beklediklerini söyledi.
Giorgianni, gözden
geçirmenin hemen tamamlanabilmesini kolaylaştırmak amacıyla
sosyal güvenlik reformunda ilerleme gerektiğini vurguladı.
Lorenzo
Giorgianni, şu aşamada, gözden geçirmeyi onaylayacak olan
IMF İcra Direktörleri Kurulu'nun Şubat ayında toplanmasının
mümkün olmadığını da ifade etti.
7. Gözden
Geçirme'nin tamamlanabilmesi için sosyal güvenlik reformunda
ilerleme kaydedilmesi yeterli olabilecek.
Öte yandan,
Hükümet yetkilileri tarafından hazırlanan Niyet Mektubunda,
yapısal reformların gerçekleştirileceği ve küresel
gelişmeler de dikkate alındığında güçlü bir kamu maliyesine
yönelik önlemlerin uygulanacağı ifade ediliyor.
Sosyal güvenlik
yasa tasarısının yasalaştırılması, verginin tabana
yayılmasını sağlayacak ve gelir idaresini daha da
etkinleştirecek adımların atılmaya devam edeceği, bu
kapsamda Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi bünyesindeki büyük
vergi mükellefleri diliminin güçlendirilmeye ve kayıt
dışının önüne geçecek tedbirlerin alınmaya devam edileceği
vurgulanıyor.
Özelleştirmenin de
programlandığı gibi sürdürüleceği belirtilirken, gelir
azaltıcı uygulamalara gidilmeyeceği ifade ediliyor.
Niyet Mektubu
çerçevesinde, sosyal güvenliğe katkıların toplanması na
ilişkin sistemin modernleştirilmesi, kamu personel rejiminin
daha da rasyonel hale getirilmesi ile KİT'lerin mali ve
idari yapısının güçlendirilmesine yönelik reform çabalarının
da süreceği belirtiliyor.
Enerjide
liberalleşmenin daha da güçlendirileceği belirtilirken,
enerji KİT'lerinin mali dengelerinin sağlam bir yapıya
kavuşturulmasının sektörde sağlıklı bir fiyatlama
mekanizmasının oluşturulması ve serbestleşme ile
özelleştirme çalışmalarının hızla tamamlanmasını n, arz
güvenliği ve hizmet kalitesi bakımından büyük önem taşıdığı
ifade ediliyor.
Niyet Mektubunda,
kredi ve kur riskinin daha ihtiyatlı yönetimi ile Tutsat
(Mortgage) kanununa ilişkin ikincil düzenlemelerin
uygulamaya konulması üzerinde de, önümüzdeki aylarda
çalışılacağı kaydediliyor.
Kamu bankalarına
ilişkin özelleştirme stratejisinin sürdürülece ği
belirtilirken, Halkbank'ın özelleştirilmesine ilişkin
stratejinin önümüzdeki aylarda belirlenmesi ve kamuoyuna
duyurulmasının planlandığı belirtiliyor.
Özelleştirme
sürecinde, Halkbank'ın yanı sıra Tekel sigara, enerji
dağıtım ve üretim şirketleri, bazı şeker fabrikaları ile
köprü, karayolu gibi varlıkların özelleştirilmesinin de altı
çiziliyor.
Ayrıca yeni Türk
Ticaret Kanunu ile AR-GE'ye yönelik yasal düzenlemeler ve
istihdam politikasının, işsizliği azaltırken, rekabeti ve
verimliliği artıracağı ifade ediliyor.
Mali disiplin ve
enflasyonla mücadele açısından, GSMH'nin yüzde 5,5'i
oranında Faiz Dışı Fazla Hedefini garantiye almaya yönelik
önlemlerin sürdürüleceği de vurgulanıyor.
IMF ile mevcut
Stand-by anlaşması çerçevesinde, geriye yaklaşık olarak 3,4
milyar dolarlık bir kredi imkanı kalırken, bu kredi iki eşit
parça halinde kullandırılacak. Kredinin ilk dilimi olan 1,7
milyar dolar, 7. Gözden Geçirmenin ardından, kalanı da,
birleştirilecek olan son Gözden Geçirmede verilecek.
|