Order status

Abone Olmak İstiyorum

Order status

Reklam Banner Tarifesi

        info@forumgazetem.com

home | about us | advertise with us|  | subscribe | newsstands | contact us| FAQs

 
     MeZUN calling card
 

 

FORUM NEWSPAPER, LLC
1199 MAIN AVENUE 
SUITE 4
CLIFTON, NJ 07011

Tel:   973-727-6674
         973-454-0996
Fax:  973-225-0151

info@forumgazetem.com


ABD’de yüzde 70’in sesini duymak

Hem Irak’ta batağa saplanış, hem de ekonomik durgunluk, ABD’de geniş biçimde tartışılıyor. Başkanlık seçimi çekiş-mesini bu iki unsur belirleyecek görünüyor. New America Foundation isimli düşünce kuruluşunda önemli bir toplantı vardı. ABD Senatosu’nun kıdemli üyelerinden senatör Chuck Hagel, yeni kitabının tanıtıldığı toplantıda konuştu. Senatör Hagel, Başkan Bush’un partisi Cumhuriyetçiler’in en etkili ve saygın isimlerinden birisi. Başlangıçta Bush’un Irak işgaline evet demişken şimdilerde Irak bataklığını eleştirenlerin başında geliyor. Uygulanan politikaların yanlışlığını dile getiren Hagel, “Bush yönetimi hepimizi aldattı. Yanlış bilgilerle yönlendirdi. Irak çıkmazı ABD’nin geleceğini karartıyor” diyor.

İmaj Bozuldu

Amerikan halkının yönetime güvenini kaybettiğini savunan Hagel kitabında, Irak işgali öncesinde Beyaz Saray ve Kongre arasındaki görüş ayrılıklarını ayrıntılı biçimde aktarıyor. NeoCon denilen çılgın ideoloji mensuplarının, “kamuoyunu ve Kongre’yi yanlış bilgilerle yanılttığını” özellikle vurguluyor.

Senatör Hagel ABD’nin geleceği için yeni bir sayfa açılmasını ve yeni politikalar uygulanması gerektiğini savunurken şöyle diyor: “Amerikan halkınının yüzde 70’inden fazlası Irak savaşının yanlış olduğunu söylüyor. Hemen çekilme istiyor. Beyaz Saray’a oturacak yeni başkan, Amerikan halkının bu kuvvetli sesine kulak vermek ve gereğini yapmak zorunda! Amerikan halkı mevcut yönetime güvenini kaybetti. Bütün dünyada Amerika imajı feci şekilde lekelendi. Yeni yönetim bunları dikkate almaz ve gereğini yapmazsa, ülkeyi yönetemez!”

Hagel bir anlamda kendinden başlayarak başlangıçta Bush’a destek veren herkes için önemli bir özeleştiri yapıyor. Hem partisini, hem de başta başkan yardımcısı Cheney olmak üzere yönetimdeki (Beyaz Saray ve Pentagon’daki) şahinlere çok ağır eleştiriler getiriyor.

ABD demokrasisinin güzelliği işte burada. Halka rağmen dayatması işlemiyor.
Kandırmalar, yönlendirmeler ne kadar fazla olursa olsun, acı gerçek eninde sonunda ortaya çıkıyor. Halkın sesine kulak vermek kaçınılmaz hale geliyor.

Amerikan halkı şimdi bu güçlü tepkisini kasım ayında yapılacak seçimde göstermeye hazırlanıyor.
Sonsöz: İnşallah bir gün bizim ülkemizde de bütün kurumların halkın iradesine tam saygılı olduğu gelişmiş bir demokrasi kurulur diyoruz.

ABD'den mesajlar


Washington’da hemen her köşede bir Türk ile karşılaşılabilen bir haftayı geride bırakıyoruz. Amerika Türk Konseyi ATC’nin yıllık 27.olağan toplantısı sebebiyle Türk-Amerikan ilişkilerinin geniş boyutta tartışıldığı, gözden geçirildiği dolu dolu bir hafta yaşadık.Bu yıl, Uluslararası Para Fonu IMF İlkbahar toplantısı da ATC konferansı ile aynı döneme rastladı. Dolayısı ile konferansa Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in yanı sıra Devlet Bakanı Mehmet Şimşek de katıldı.
Rice’ın MesajlarıKonferansın ikinci günü öğle yemeği misafir konuşmacısı ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice idi. Bayan Bakan etkili, dengeli ve çok dikkatle hazırlanmış bir konuşma yaptı. Türkiye’nin iç gündemine direkt müdahil olma görüntüsünden dikkatle kaçınarak önemli mesajlar verdi. Dostça uyarılarda bulundu. ABD demokrasisinin gelişme sürecinden örneklerle Türkiye’nin laik demokrasisinin gelişmesini cesaretlendirdiklerini belirtti.

Türkiye’nin demokrasi olarak ilerlemesinin önemli olduğunu belirten Rice, “Bu yol kolay değil. Hatta zor. Türkiye Atatürk’ün demokrasi ve laiklik ilkeleri üzerinde ilerliyor. Türkiye’nin demokrasisini dönüşümdem geçirmesi, ekonomisini modernize etmesi ve Avrupa Birliği’ne katılması bizim için önemlidir!” dedi. Bayan Rice Parlamento’daki 301 sayılı Türk Ceza Yasası değişikliğinden memnuniyet duyduklarını kaydederek şöyle konuştu:“Birisinin inançlarını ifade etmesi, devlete hakaret değildir, vatandaşlığın en yüksek biçimidir. Türkiye’yi, bütün dinsel ve etnik grupların sivil haklarını tanıma ve koruma yönünde cesaretlendiriyoruz. ABD ve Türkiye, özgürlük ve demokrasiyi Genişletilmiş Ortadoğu’da desteklemeyi sürdürecekler. Biz tecrübelerimizden biliyoruz ki bu durum, farklı insanların birarada yaşaması, gücü paylaşması, kimsenin baskı altında kalmadan farklılıklarını barış içinde yaşaması için en iyi yoldur.”

Konuşmasının en başında Türkiye’yi “hayati” derecede önemli “stratejik ortak”, “bölgesel ve küresel müttefik” olarak niteleyen Rice, Türk-Amerikan ilişkilerinin sadece askeri değil ekonomiden güvenliğe, terörle mücadeleden 21.yüzyıla uzanan perspektifde birçok konuda iş birliğine uzanan bir stratejik vizyonu bulunduğunu belirtti. Ayrıca sadece hükümetler arası değil, iki ülke halkları arasındaki bir ilişki olduğnu vurguladı.Biz, bayan Rice’ın nazik bir üslupla dile getirdiği mesajların yerine ulaşacağına; sıkıntılı bir dönem geçiren Türkiye demokrasisinin bu dönüşüm sürecinden daha güçlenerek ve olgunlaşarak çıkmasına katkı yapacağına inanıyoru

 

PKK ile mücadele

PKK ile mücadelede daha ileri adımların atılmaya başladığı bir döneme giriyoruz. Hem Türkiye ile Irak, hem de ABD ile işbirliği konusunda daha sıkı çalışmalar yapılıyor. Sınır ötesi kara harekatı, bu yeni dönemin atılması gereken ilk adımıydı.

Bu ilk kara harekatı, Türkiye ve ABD’nin tam bir mutabakatı ve işbirliği ile tamamlandı. Ancak terör örgütüne yönelik hem kara hem de hava operasyonları, devam edecek.

Terörle mücadelede yalnızca askeri tedbirlerin yeterli olmadığı gerçeğini her 2 ülke de kabul ediyor. 5 Kasım’da Beyaz Saray’da, Başbakan Erdoğan ile Başkan Bush’un mutabakatının temel noktalarından birisi sadece askeri mücadelenin yetmeyeceğinin belirtilmesiydi.

Bundan dolayı ortak düşman PKK’ya karşı bir “kapsamlı çözüm” üzerinde duruldu. Askeri, diplomatik, siyasi, mali, ekonomik ve sosyal tedbirlerin bir bütün olarak devreye sokulmasında mutabık kalındı. Güneydoğu’daki ekonomik, kültürel ve sosyal reformların önemi ile demokratikleşme adımlarının faydaları üzerinde duruldu.

Mutabakat ve işbirliği sürecek

Bugün terör örgütüne karşı topyekün bir mücadele yapılıyor. Üstelik bu mücadelede Türkiye ve ABD arasında sağlam, güçlü, stratejik ortaklığın gereklerine uygun kapsamlı bir “işbirliği” var!

Nitekim hem Beyaz Saray hem de ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüleri ayrı ayrı bu işbirliği ile ortak düşman PKK’ya karşı mücadelenin süreceğini ifade ettiler. Beyaz Saray sözcüsü Gordon Johnroe, “PKK terörden vazgeçmezse, Türkiye, ABD ve Irak gelecekte de PKK’nın peşinden gidecektir!” dedi. Dışişleri sözcüsü Tom Casey ise, “sınır ötesi harekatın sona ermesi konusunda ABD’nin açıklamalarının değil, Türkiye’nin askeri değerlendirmelerinin etken olduğunu” vurguladı. Casey ayrıca “PKK’nın Türkiye, ABD ve Irak’a karşı tehdit oluşturmaya devam ettiğini ve bu konuda işbirliğinin süreceğini” söyledi.

Sonsöz: Kimse bulanık suda avlanmayı ve gerginlik çıkarmayı marifet sanmasın. Türkiye, ABD ve Irak arasında “PKK terörünün Türkiye’ye zarar vermesinin önlenmesi” konusundaki mutabakat ve işbirliği, daha ileri adımlarla takviye edilerek sürecek. Irak Cumhurbaşkanı Talabani’nin Türkiye ziyareti bu bakımdan da büyük önem taşıyor.

ABD’de filler ve eşeklerin büyük kapışması

 ABD’de başkanlık adaylarının seçim heyecanı bütün hızıyla sürüyor. Irak çıkmazı, Afganistan’daki durum, petrol fiyatlarındaki artışlar, bu yarışın en sıcak gündemini oluşturuyor.. Irak’tan asker çekilmesine başlanmasını isteyen Amerikalılar’ı, enflasyon ve geçim zorlukları da vurmuş durumda. Borsa’daki büyük düşüşler ve kayıplar, ekonomik durgunluk geniş kitleleri daha da umutsuzluğa sevkediyor.

İflasların arttığı, milyonlarca insanın evlerini kaybettiği, sağlık sigorta primleri ile kredi borçlarını dahi ödeyemez hale düştüğü bir ortamda seçime gidiyor Amerika.. Kasım ayında yapılacak seçimlerin heyecanı böylesine dağınık ve zorlu bir ortamda devam ediyor. Öte yandan 5 eyaletteki kasırga felaketi, 50’den fazla ölü ve büyük hasara yolaçmış durumda.

Süper salı ve ön seçim süreci

ABD’de iki partili bir sistem var. Başkan Bush’un partisi Cumhuriyetçiler’in amblemi “fil”! Demokrat Parti ise kendine “eşek” amblemini uygun görmüş. Kasım ayındaki büyük kapışma için her partinin başkan adaylarının belirlenme sürecinde geçtiğimiz Salı günü büyük bir mücadele vardı. Süper Salı diye adlandırılan bu günde 50 eyaletten 24’ünde ön seçim yapıldı.

Partilerin başkan adaylarının belirlendiği ön seçim süreci karmaşık bir sistem. Eyaletlerdeki bu ön seçimde, her adayın delegeleri seçiliyor. Başkan adayı olabilmek için, toplam delege sayısının yarısından 1 fazlasını almak gerekiyor. Demokrat adayların en az 2025, Cumhuriyetçiler’in ise en az 1191 delege kazanmaları şart. Bu sayılarda veya üzerinde delege kazanan aday, partinin başkan adayı oluyor.

Delege sayısının belirlenmesi de farklı. Bazı eyaletlerde ön seçimde en fazla oy alan aday, partinin bütün delegelerini kazanırken, bazılarında delegeler adayların aldığığı oy oranında paylaştırılıyor.

 Obama ve Clinton başa baş gidiyor

Demokrat Parti’de zenci aday Obama ile eski başkan Clinton’ın karısı Hillary başa baş bir mücadele içindeler. Şu anda Obama, Clinton’a nazaran delege sayısında 804’e 800 önde görünse de önemli değil. Kalan 26 eyaletteki seçimlerde kıran kırana bir çekişmenin süreceği ortada.

Cumhuriyetçiler’de ise durum daha belirgin hale geldi. Her ne kadar radikal evangelist Mike Huckabee süer Salı’da bazı güney eyaletlerde ön seçimi almış olsa da senator McCain açık ara önde. Diğer aday Mitt Romney de McCain’in çok gerisinde. Bu iki aday yarışa sonuna kadar devam kararı almış olsalar da McCain’le aralarındaki büyük farkı kapatmaları zor görünüyor. Cumhuriyetçiler’in başkan adayının senatör McCain olacağı hemen hemen kesin gibi..

Öte yandan ABD’deki filler ve eşeklerin bu büyük kapışmasında en önemli belirleyici unsurlardan birisi de dini etkiler. Laik Amerika’nın başkanlık seçimlerinde kilisenin ve dini grupların çok aktif olması enteresan bir durum. Zaten Fillerin yani Cumhuriyetçiler’in 2 adayı hem Romney, hem de Huckabee aşırı dinci. Adaylar ön seçimde daha fazla dinci olduklarını göstermede birbiriyle yarış içindeler. Öte yandan McCain’in liberal muhafazakar olmasını her vesile ile dile getirip hristiyan seçmene selam çakıyorlar.

Demokratlar’da da durum farklı değil. Clinton taraftarları, “Obama’nın babası müslüman, kendisi de gizli müslüman” propagandasını yapıyorlar. Obama kendisinin ne kadar hristiyan olduğunu anlatmak için çırpınıp duruyor.

Asıl kapışma ‘Eylül’den sonra

Filler ve eşeklerin mücadelesi ve asıl kapışması, Eylül’den sonra başlayacak. Her partinin başkan adayları kesinleştikten ve başkan yardımcılarının isimleri belli olduktan sonra, kıran kırana bir mücadele start alacak.

Şu andaki önseçim kapışması bu büyük mücadelenin birinci adımı. Her ne kadar canlı ve çok çekişmeli bir ön seçim süreci olsa da, ne Obama ve Clinton; ne de McCain, partilerinin tam benimsedikleri aday konumundalar.

ABD’de partilerin adaylarını tam benimsemedikleri bir seçim atmosferinin yaşanması çok ilginç bir durum.

Bakalım filler ve eşeklerin mücadelesinde Beyaz Saray’a kim çıkacak?

Demokratlar şimdiden Beyaz Saray’da bir zenci başkan veya ilk kadın başkan hayalini görseler de, sürpriz olabilir.

Bekleyelim, görelim..

 

 

 

Türkiye’nin canlı dış politikası

 

Türkiye 2008 yılına özellikle dış politikada büyük bir canlanma ile girdi. Bir taraftan Başbakan Erdoğan’ın ve bakanların, diğer taraftan da Cumhurbaşkanı Gül’ün dış temasları devam ediyor. Öte yandan askerlerin yüksek seviyeli ziyaretleri var. Bunlara ekonomi bürokrasisinin olağan dış temaslarını ve Türk müteşebbisleri ile kamu ve özel sektör temsilcilerinin, sivil toplum kuruluşlarının dünyayı arşınlamalarını da eklemek lazım.

 

Bütün bunlar Türkiye’nin, adeta bir köy haline gelen dünyamızda ne denli aranan bir global oyuncu olduğunun parıltılı işaretlerini veriyor. Gergin Orta Doğu ve Kafkaslar’la, Avrasya gibi geniş bir coğrafyada Türkiye’nin istikrarlı bir huzur abidesi olarak durması, ülkemiz için çok büyük bir potansiyeldir. İftihar vesilesidir. Bu stratejik konumumuzun ve potansiyelimizin getirileri, Türkiye’nin müreffeh geleceğinin en önemli kaynaklarını oluşturacaktır.

 

Hızlı ziyaretler trafiği

 

Ocak ayında gerşekleşen şu temas trafiğine bir bakın: Cumhhurbaşkanı Gül, stratejik Türk-Amerikan ilişkilerine büyük bir ivme kazandıran başarılı ABD ziyaretinin ardından, kalabalık bir iş adamı grubuyla Mısır’a gitti. Başbakan Erdoğan Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğunda ve dünyadaki çatışmaları engellemede önemli bir fonksiyon icra edecek “Medeniyetler Buluşması Konferansı” için İspanya’yı ziyaret etti.

 

Suudi Arabistan’ın kuracağı 900 milyar dolarlık dünyanın en büyük kamu yatırım fonundan ve zengin Körfez sermayesinden Türkiye’nin aslan payı alması için Bakan Mehmet Şimşek hummalı temaslarını sürdürüyor. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun

Bağdat’a günübirlik ziyarette bulundu. ABD Dışişleri Bakanı Rice’ın Irak’ta bulunduğu sırada Bağdat’ta, Amerikalı komutan Orgeneral Petraeus ile görüşen Saygun Paşa, bu ay sonuna doğru da yüksek seviyeli savunma grubu toplantıları için Washington’a gelecek.

 

Davos’a Türk çıkarması

 

Öte yandan 23 Ocak’ta İsviçre’nin Davos kentinde yapılacak geleneksel toplantıya katılmak üzere Türkiye’den resmi-sivil-işadamlarından oluşan kalabalık bir “Türk çıkarması” bekleniyor.

 

88 ülkeden 2 bin 500 katılımcıyla dünyadaki ekonomik ve siyasi gelişmelerin görüşüleceği bu büyük toplantının en kalabalık katılımcı gruplarından birini Türkiye’nin oluşturması, çok büyük global anlamlar ifade ediyor.

 

Bu göz kamaştırıcı ziyaret trafiğine bir de, rutin ve görünmeyen üst düzey asker sivil diğer temasları da eklemek lazım. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın 2008’i AB yılı ilan etmelerini ve Avrupa Birliği ile her seviyede daha hızlı bir temas ve müzakere sürecinin olacağını hatırlamakta da fayda var. Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın hemen hergün bir başka dünya lideri ile telefon görüşmeleri de canlı dış politika trafiğinin bir başka tabii sonucu.

 

Türkiye fırsatlar ülkesi

 

Türkiye, dünya barışı, ekonomisi ve güvenliği için, kilit bir ülke. Stratejik konumu, modern ve güçlü ordusu, laik demokrasisi, binlerce yıllık engin devlet tecrübesi; çeşıli ırk ve dinlerden insanları huzur ve hoşgörü ortamında asırlarca birlikte yaşatmayı başarması ile dünyaya örnek alınacak bir “model” sunuyor. Medeniyetler arasında köprü olmanın ötesinde; hem komşularına, hem de müttefiklerine ve dostlarına, çok geniş işbirliği imkanları veren “güvenilir ve istikrarlı” bir ülke konumunda.

 

Türkiye gerçekten bir fırsatlar ülkesi.. Aman bu potansiyelimizin kıymetini bilelim! Kısır iç çekişmelerin, istikrar ve huzurumuzu bozmasına fırsat vermeyelim.

 

Özellikle stratejik Türk-Amerikan ilişkilerinde kazanılan yeni ivmeyi iyi değerlendirelim. Türk-Amerikan Stratejik Ortaklığı’nın sadece iki ülkeye değil; Avrasya’dan Balkanlara, Kafkaslar’dan Orta Doğu’ya geniş bir coğrafyaya büyük fırsatlar ve işbirliği alanları oluşturduğunu daima dikkate alalım. Hem enerji yatırımları, hem de terörle mücadele ile kalıcı barış ve huzur için bu stratejik ortaklığın, büyük bir sigorta olduğunu unutmayalım.

 


 


Gül'
ün Washington Ziyareti

Cumhurbaşkanı Gül, Başkan Bush’un davetlisi olarak ABD’ye geldi.

Yeni yılın hemen başında 7-11 Ocak tarıhleri arasında gerçekleşecek gezi, “Türk-Amerikan stratejik ilişkilerinin ivmesini artıracak bir başka ziyaret” olarak tarihe geçecek.

Gül 8 Ocak’ta, Dışişleri Bakanı Rice’ı kabul edecek .

Birlikte kahvaltı yapacaklar.

Ardından Beyaz Saray’a geçecek.

Beyaz Saray’da once Başkan Yardımcısı Cheney ile biraraya gelecek olan Gül daha sonra, Başkan Bush ile görüşecek.

Görüşme Bush’un, şerefine vereceği öğle yemeğinde de devam edecek.

Beyaz saray sözcüsü Scott Stanzel yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Gül’ün bu ziyareti sırasında Başkan Bush ile “Afganistan, Irak ve Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecininele alınacağını; iki ülkeyi ilgilendiren her konunun görüşüleceğini” belirtti.

Görüşmede PKK ile ortak mücadeledeki son gelişmeler de konu edilecek.

ABD Dışişleri sözcüsü Sean McCormack da sorumu cevaplarken, “Gül-Rice görüşmesinde birçok konunun ele alınacağını, ikili ilişkiler ile Türkiye’nin komşuları Irak ve İran ile ilgili görüş alışverişinde bulunulacağını” söyledi.

Cumhurbaşkanı Gül’ü, ABD’li yetkililerle yoğun bir görüşme maratonu bekliyor.

Öte yandan Cumhurbaşkanı Gül’ün Washington ziyareti sadece bu görüşmelerden ibaret değil

Ziyaret sırasında Gül kaldığı otelde, Türk ve Amerikan sivil toplum ile düşünce kuruluşları yetkililerini, bazı senatör ve milletvekillerini kabul edecek..

Kanaat önderleri ile akşam yemeğinde buluşacak.

Ayrıca Amerikalı işadamları ve Musevi tıoplumu temsilcileri ile de biraraya gelmesi bekleniyor.

Cumhurbaşkanı 9 Ocak’ta New York’a geçecek.

New York’ta da Türk ve Amerikan sivil toplum kuruluşu yetkilileri ile iş ve finans dünyasından temsilcileri kabul edecek.

Hafta sonu 11 Ocak’ta da Türkiye’ye dönmek üzere New York’dan ayrılacak.

ÖNEMLİ ZİYARET

Cumhurbaşkanı Gül’ün bu ziyareti hem zamanlaması, hem de ele alınacak konular itibariyle büyük önem taşıyor.

Daha şimdiden bazıları, küçümseyen değerlendirmeler yapsalar da, Gül’ün bu ziyaretinin ne kadar önemli olduğu ve ne kadar gerekli bir zamanda yapıldığı, sonraları daha iyi anlaşılacak.

Bir kere ziyaret, 2008’in hemen başında yapılıyor.

Uluslararası gündem çok yoğun.

Ayrıca Başkan Bush’un  ( İsrail, Batı Şeria, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudia Arabistan ve Mısır’ı kapsayan ) Ortadoğu gezisinin hemen öncesinde gerçekleşiyor bu ziyaret…

Başkan Bush’un Ortadoğu ziyareti öncesinde Gül ile istişarelerde bulunacak olması, önemli bir gelişme.

Türkiye’nin görüş ve değerlendirmelerine değer verildiğinin göstergesi.

Başkan Bush ve Gül’ün böyle bir zamanda biraraya gelmeleri, Türkiye’nin artan önemi ve uluslararası arenada bir büyük güç olduğunun” açık işaretidir.

Ne Ortadoğu’da ve Kafkaslar’da, ne de terörle mücadeleden Avrasya’da işbirliğine kadar yayılan pekçok konuda artık Türkiyesiz politikalar belirlenemeyeceğinin önemli bir göstergesidir.

STRATEJİK İLİŞKİLERİN YOL HARİTASI

Zaten stratejik Türk-Amerikan ilişkilerinin, 2006 Temmuz’unun başında  açıklanan “ORTAK VİZYON BELGESİ” ile bir yol haritası çıkarılmıştı.

O zaman Dışişleri Bakanı olan Gül ile bayan Rice tarafından, stratejik ilişkilerin kapsamı ve konu başlıkları belirlenmişti.

İlişkilerin hangi konuları kapsadığını, iki ülkenin ortak ve örtüşen menfaatlerinin neler olduğunu, ilişkilerin hangi mekanizmalarla işbirliğini artırarak yürüteceğini açıklayan bir referans ortaya konmuştu.

(Güvenlikten ekonomiye, küresel ve bölgesel çeşitli konularda geniş işbirliğinden terörle mücadeleye, enerjiden ticarete) örtüşen menfaatler doğrultusunda ortak hareketi hedefleyen Stratejik Ortaklık Vizyon Belgesi, iki ülke arasında yoğun bir temas trafiğini gerektiriyor.

Gül’ün bu ziyareti, süren yoğun temas trafiğinin 2008 yılındaki ilk önemli görüşmesidir. 

Ziyaret, iki ülke ilişkilerinin genel bir değerlendirilmesinin yanında, güncellenmesine ve konu önceliklerine de imkan verecek.

Başbakan Erdoğan’ın 2 ay önceki Beyaz Saray görüşmesinin hemen ardından yapılan bu ziyaret, Türkiye’nin (askeri-sivili) tüm yönetim birimleriyle bir bütün olduğunun, bir defa daha tescilini sağlayacak.

Ayrıca Türk-Amerikan stratejik ilişkilerinin “devletten-devlete” sağlam bir zeminde, uyumlu bir işbirliği ile yürüdüğünü gösterecek.

Bu bakımdan,  2008’in ABD’de seçim yılı ve Bush’un yönetimde son yılında olması gibi durumlar, Türk-Amerikan ilişkilerini olumsuz olarak etkilemez.

Gelecek yıl Beyaz Saray’da ister Cumhuriyetçi, ister Demokrat Parti’den yeni bir başkan olsa da, bu stratejik ilişkiler artan bir ivmeyle gelişerek sürer.

GÜL’E İTİBARLI KARŞILAMA

Türk-Amerikan ilişkilerinde 2007 yılında, PKK ile ortak mücadeledeki yetersizlik, büyük bir problem oluşturuyordu..

Başbakan Erdoğan’ın Kasım ayındaki Beyaz Saray ziyareti, ilişkileri zehirleyen bu konuyu çözdü.

Başkan Bush’un PKK’yı ortak düşman niteleyerek, Erdoğan ile PKK’nın bitirilmesi için düğmeye basmayı kararlaştırmaları, ilişkilerin önündeki bu engeli kaldırdı.

Zaten Türk-Amerikan ilişkilerini, sadece PKK ile mücadeleden ibaret sanmak, büyük bir yanlıştır.

Bu anlayış, uluslararası arenada Türkiye’nin büyük bir güç olduğunu görmeyi engeller.

İki ülke arasındaki, çok çeşitli ve kapsamı geniş işbirliğini daha fonksiyelsiz kılar.

Bugün Türkiye, kardeş ve dost Pakistan’da, hem muhalefetin hem de iktidarın gözbebeği durumunda.

Amerikan aleyhtarlığının zirve yaptığı Arap ve İslam Dünyası’nda da, model görünen itibarlı bir ülke.

Hem İran ve Suriye ile, hem de Filistin ve İsrail ile sıkı ilişkileri var.

Böyle bir ülkenin stratejik değerini, ABD yönetimi gayet iyi biliyor.

Zaten Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Washington ziyaretine bu sebeple Bush yönetimi büyük önem atfediyor.

Bunu da, yeni yılın hemen başında, hem de sıkışık bir zamanda  ABD’ye yapılacak ziyarete, “çok itibarlı bir ağırlama” göstererek,   ortaya koyuyor.

Unutmayalaım.

Türk-Amerikan stratejik ilişkilerinin ve işbirliğinin daha da gelişmesi sadece iki ülkenin yararına değil!

Ayrıca Ortadoğu, Pakistan, Irak ve dünyanın diğer sancılı bölgelerine barış ve huzurun gelmesi için de bir nevi sigorta durumundadır.

 

 

ABD’nin kötü imajı

Bush yönetimi, ABD’nin dış dünyadaki bozulan imajını düzeltmeye çok önem veriyor. Bunun için Dışişleri Bakanlığı bünyesinde özel bir birim var. “ABD’nin dış imajını düzeltmeden sorumlu bakan yardımcılığı” birimi, hem çok geniş bir bütçeyle, hem de kalabalık bir eleman grubuyla çalışıyor. Dışişleri Bakanlığı’ndaki bu imaj düzeltme koordinatörlüğünün en önemli kozları ise, pek çok dilde yayın yapan resmi Amerika’nın Sesi radyo ve televizyonları. Ayrıca pilot ülkelerde, çok sayıda halkla ilişkiler şirketinden, mahalli gazete ve gazetecilerden de yararlanılıyor. Sivil toplum kuruluşları ile yakın bir çalışma içine giriliyor. Öte yandan, ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Yabancı Basın Merkezleri ve ABD büyükelçiliklerinin basın ve kültür görevlileri, hergün bütün dünyaya, hemen her dilde, (sesli-görüntülü-yazılı) haber, yorum, bilgi servisi yapıyorlar. Resmi internet sitelerinden de muazzam bilgi ve haber akışı sağlanıyor. Ayrıca Uzak Doğu’dan, Avrasya’dan, Ortadoğu’dan, Afrika’dan hemen her ülkeden gazeteci, yönetici, aydın, siyasi, sivil toplum örgütü temsilcileri, sanatçı vb geniş kesimleri kapsayan “Amerika’yı, ABD’de tanıyın” programları da var. Ama ne yazık ki, bütün bu geniş faaliyetlere rağmen, ABD’nin imajı sadece İslam ülkeleri ve çatışma içinde olduğu bölgelerde değil, Avrupa ve Japonya gibi dost-müttefik ülkelerde de giderek daha çok bozuluyor. ABD aleyhtarlığı her tarafta tırmanışta. Daha da önemlisi, Bush yönetiminin yanlış dış politikalarına ve uygulamalarına “tepki” olarak başlayan imaj bozukluğunun, giderek Amerikan aleyhtarlığına dönüşmesi ve kalıcı bir hal alması. Hughes: “Kalpleri kazanmalıyız” Bu yıl sonunda imajdan sorumlu bakan yardımcısı görevini James Glassman’a devredecek olan bayan Karen Hughes, Texas valiliği yaptığı zamandan beri Başkan Bush’un yanında ve yakınında olan bir isim. Televizyonculuktan Başkan Bush’un kampanya sorumluluğuna yükselmiş, sonra da danışmanlığına ve basın ile ilişkilerine kadar pekçok konuda Başkan Bush’un çok güvendiği bir isim olarak hep yanında bulunmuştu. Son yıllarda ABD’nin dış imajını düzeltmeden sorumlu dışişleri bakan yardımcısı olarak, özellikle Arap ve İslam ülkelerine yönelik yoğun çalışmalar içindeydi. Bayan Hughes geçenlerde ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı New York Yabancı Basın Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. ABD’nin tanıtım faaliyetleri ile ilgili bilgi verdi, soruları cevapladı. Bayan Hughes, ABD hakkında son yıllarda artan tepkiyi gidermek amacıyla, “birçok ülkede halkla ilişkiler faaliyetlerini artırdıklarına” dikkati çekti. “Biz kalbleri kazanmak, Amerika ile ilgili pozitif bir imaj yaymak istiyoruz” dedi. Bayan Hughes’ün ABD’nin girişeceği bu yeni tanıtım atağı ile ilgili söylediklerinden bazı satırbaşları şöyle: -”Dış temsilciliklerimize yaklaşık 500 yeni eleman takviyesi yaptık. Bu yeni personel ile, birçok ülkede büyük tepkiler alan vize işlemlerinde kolaylıklar sağlayacak; yığılmaları gidereceğiz. -ABD’ye daha fazla sayıda öğrenci, işadamı, turist getirmek amacındayız. -'Ben Amerika' isimli bir tanıtım filmi hazırladık. ABD’nin tabiat varlıklarını, günlük hayattan kesintileri, insanlarının hoşgörüsünü, sevecenliğini; kısaca ‘gerçek Amerika’yı anlatacak bu filmi 200 ülkedeki temsilciliklerimizde göstereceğiz. -Özellikle spor, kültürel ve ekonomik alanlarda tüm dünya ülkeleri ile ilişkilerimizi geliştirmek amacındayız. Yeni bastırdığımız her dildeki ABD tanıtım broşürleri ile özellikle gençlerin gönüllerini kazanmak istiyoruz. Tanıtım faaliyetlerimiz için, en son teknolojik gelişmeleri kullanıyoruz. Bu tanıtımımızı, interaktif biçimde gerçekleştirmek hedefindeyiz. -ABD halkının büyük bir kesimi, kiliseye giden, cana yakın insanlardan oluşur. Aile değerlerine önem verir. Ama bu değerlerimiz birçok ülkede bi-linmiyor. Özellikle genç kuşaklara bunları doğru şekilde anlatabilmeliyiz. Türkiye pilot ülke Türk halkını kazanacağız -Türk halkının kalbini kazanmak için de yeni planlarımız var. Bu konuda yoğun bir çalışma içindeyiz. Bölge için geliştirdiğimiz planlar çerçevesinde, Türkiye bizim için anahtar ülkelerden birisidir. Bölgesel uygulama projele-rimizde pilot ülke Türkiye için ekstra fonlar ayırdık. -Türkiye bize çok uzun zamandan beri dost ve müttefik bir ülke. Afganis-tan’a gitiğimde beni orada, NATO birliklerinin komutanı Türk general karşıladı. Türkiye bize çok yakın bir ülkedir. Türk halkı ile olan ilişkilerimizi güçlendirmek istiyoruz. Türkiye’de PKK terörü yüzünden yaşanan derin endişeyi bizzat yerinde gördüm. PKK terörünün bitirilmesi konusunda yoğun çalışmalar içindeyiz. “ ...... Bayan Hughes’ün anlattığı ABD’nin imajını düzeltme programından bazı başlıklar işte böyle. Umarız bu çalışmalar, ABD’nin imajını düzeltir. Dünyada barış ve huzura; kardeşliğe katkılar yapar. Sonsöz: Herkesin bildiği bir deyişi tekrarlayalım. “Gerçekler, ancak gerçekleri anlatmakla, kalpler kazanılır!”. Adaletten yoksun, çifte standartlı, merhametsiz politikalar, maksatlı ve çarpıltılmış uygulamalar, ben yaptım oldu güç gösterileri ile ancak “propaganda” yapılır. Propagandalar ile de bırakın kazanmayı, kalpler yıkılır. Geride kan ve gözyaşı kalır. Böyle durumlarda yürütülen çok akçalı tanıtım faaliyetleri, nefret ve kinleri artırmayla sonuçlanır. Kötü imajdan, aleyhtarlık ve düşmanlığa geçiş hızlanır.

 

 

Osmanlı ruhu ve adaleti
 

Hem Washington’da, hem de Ankara’da hızlı bir diplomasi trafiği var.

Tamam, Washington bir dünya başkenti. Ayrıca süper güç ABD’nin oluşturduğu tek eksenli bir dünyada yaşıyoruz.

Ama böylesine bir dünyada Türkiye’nin hem bölgesinde, hem de Avrasya gibi geniş bir coğrafyada giderek daha önemli bir ülke haline gelmesi, çok sevindirici bir gelişme. Türkiye artık “küresel” etkileri olan vazgeçilmez bir ülke!

Son 5 yılda gelinen bu durumun sağlam temelleri var. Bir kere Türkiye, olağanüstü önemde bir coğrafi konuma ve stratejik avantaja sahip. Ayrıca Osmanlı’dan gelen büyük devlet birikiminin, büyük devlet geleneğinin mirasçısı. Değişik etnik kökenlerden, dinlerden ve kültürlerden gelen milletleri, “adalet” ve “hoşgörüyle”, “ortak evrensel değerler” potasında buluşturmayı başarmış bir gelenekten geliyor. Üstelik bu farklı unsurları ve çok zengin bir mozayiği, “yüzlerce yıl barış ve huzur içinde yaşatmayı becermiş Osmanlı ruhunun çağdaş temsilcisi olma potansiyeli ile” göz kamaştıran bir ülke!

İşte bunlardan dolayı artık, tarihi tecrübelerinin kazandırdığı bu büyük potansiyeli, aktif bir diplomasiyle kullanmaya başlayan bir Türkiye var.

 

ABD Genelkurmay Başkanı: Türkiye ile ilişkilerimiz hayati

Türkiye, kendisini her zamankinden fazla dinlemeye hazır bir dünya ile karşı karşıya bugün.

Özellikle Washington’da konusu sadece “Türkiye” olan toplantılar artık daha sık yapılıyor.

Ayrıca Annapolis Filistin-İsrail Zirvesi’ne davet edilen bir ülke bugün Türkiye.

Hafta başında Yabancı Basın Merkezi’ndeki basın toplantısında, ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Mike Mullen, ABD’nin Türkiye ile askeri ilişkilerini “hayati” önemde olarak niteledi.

“Ortak stratejik hedeflerimizin bilincinde olarak, gelecekte de bu kuvvetli ilişkilerimizi sürdürmeliyiz” dedi.

Mullen şu değerlendirmeyi yaptı:

“Türkiye ile hayati ilişkilerimiz var. Ordudan orduya ilişkiler çok uzun bir zamandır hep kuvvetli oldu. Bu ilişkilerin gelecekte de kuvvetli olmasına ihtiyaç var.

Amerikalı komutanlar Ankara’da Genelkurmay’da görüşmeler yaptılar. Bunlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Washington’da ABD Başkanı George Bush ile 5 Kasımdaki görüşmesinin bir sonucudur.

Bizim ABD olarak Türkiye ile yapmak istediğimiz, destek olmaktır. Türkiye ile stratejik hedeflerimizin bilincinde olmamız gerekiyor.

Bilindiği gibi PKK, ilan edilmiş bir terörist örgüttür. Biz bu örgütü veya yaptıklarını asla desteklemiyoruz.”

 

PKK için somut ortak askerî adımlar

Oramiral Mullen’in sözleri, sadece iki ülke stratejik ilişkilerinin vazgeçilmezliği ve sürmesi gerektiği açısından önemli değil. Ayrıca, PKK konusunda, bitirici “ortak askerî somut adımların” atılmaya başladığının da açık bir işareti!

Sonsöz: Yalnızca bu hafta yapılacak Annapolis Filistin-İsrail Zirvesi’nin değil; barışa ve huzura hasret dünyamızın bütün sancılı bölgelerinin, “Osmanlı ruhuna ve adaletine” ihtiyacı var!

Türkiye işte şimdi, bu birikimi ve tecrübeyi aktarabilecek pozisyonlar alıyor.

Öte yandan barışa, istikrara, huzura Türkiye’nin ne kadar katkı yapacağını, en iyi ABD biliyor. “Dinlemeye ve bu katkıları almaya hazırız” diyor.

Umarız bu talep ile katkılar, sürekli ve kalıcı olur!

Osmanlı ruhu ve adaleti, evrensel değerler olarak 500 yıldan fazla dünyayı aydınlattı.

Çivisi çıkmış dünyamıza şimdi model ve ilham kaynağı haline gelmesi, ümit veren bir gelişme!

Aynı zamanda da tarihin ibretli, öğretici, gerçekçi ve garip bir cilvesi olsa gerek!

 

Terörle ortak mücadele

Çok hareketli günler içindeyiz. Terörle mücadele konusunda yoğun diplomatik temaslar yapılıyor. Türkiye ve ABD’deki “1 numaralı gündem” Kuzey Irak’ta yuvalanmış bölücü terör odaklarının etkisiz hale getirilmesi. Gelecek hafta yapılacak Irak’a komşu ülkeler toplantısı için ABD Dışişleri Bakanı Bayan Rice Türkiye’ye geliyor. Rice hem toplantıya katılacak, hem de Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan ile görüşecek. Öte yandan Başbakan Erdoğan, 5 Kasım’da Beyaz Saray’da Başkan Bush ile görüşmek için Washington’a geliyor. Bütün bu temasların ve hızlı diplomatik trafiğin amacı, Kuzey Irak’taki terör odaklarını etkisiz hale getirmek. Türk-Amerikan ilişkilerini bölücü terörün daha fazla zehirlemesini önlemek. Terörle ortak mücadele için kurulan mekanizmanın arzu edildiği gibi işlememesi, ABD’nin verdiği sözleri tutmaması, Kuzey Irak Kürt yönetimlerinin terörle mücadeleye kayıtsızlığı artık tahammül edilmez noktaya geldi. Son saldırılar ve yüreğimizi yakan şehidler, tüm Türkiye’yi tek yumruk, tek vücut yaptı. TBMM’den geçen tezkere ile ABD ve Irak yönetimlerine “ya bu terörü bitirin; ya da biz tek başımıza da olsa gerekeni yapacağız!” mesajı verıldi. Washington ve Bağdat’ta büyük hareketlilik Türkiye’nin sağduyulu ama açık ve net tavrı, Bağdat ve Washington’da büyük bir hareketlilik başlattı. Irak, “bu konuda acilen yapılacakları belirlemek için” Ankara’ya yüksek seviyeli bir heyet gönderiyor. ABD yönetimi, somut adımlar atmak için harekete geçti. Başkan Bush, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü arayarak, PKK’yla ilgili kaygılarını aktardı. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü Gordon Johndroe, “Başkan Bush’un PKK saldırılarına karşı Irak ve Türkiye’yle birlikte mücadele etme sözü verdiğini” söyledi. Washington Post gazetesi ise, “Amerikalı yetkililerin, bütün ilgili taraflara, ‘ABD’nin Türkiye’ye bu konuda tam destek verdiğini’ bildirdiğini” yazdı. Chicago Tribune gazetesinde, ABD’nin atacağı somut adımlar, Beyaz Saray’dan kaynaklara atıfta bulunarak şöyle belirtildi: “Washington artık diplomasiden farklı bir strateji izlemeyi değerlendiriyor. “Üçlü mekanizma, terörle mücadelede tam fonksiyonel olamadı. Bundan böyle, PKK’ya karşı hava saldırılarının düzenlenmesi de gündemde.” Erdoğan-Bush zirvesi noktayı koyacak Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı basın sözcüsü Sean McCormack, “PKK terör örgütünün dağıtılması gerektiğini; ancak soruna ope-rasyon yapılmadan çözüm bulunmasına öncelik verdiklerini” söyledi. Bu arada, ABD Dışişleri Bakanlığı Irak Özel Temsilcisi David Satterfield, “Iraklı Kürtler’in PKK aleyhinde yaptıkları açıklamalardan memnuniyet duyduklarını; ancak bunun yeterli olmadığını” vurguladı. Satterfield, bu konuda “Artık harekete geçmek gerekiyor” şeklinde konuştu. Bütün bu hareketlilik ve açıklamalar, terörle ortak mücadelede et-kili adımların atılacağının sinyallerini veriyor. 5 Kasım’daki Erdoğan-Bush buluşması, PKK için sonun başlangıcı anlamına gelecek. Türk-Amerikan stratejik ilişkileri, PKK bitirilmeden ivme kazanmayacaktır. Orta Doğu’dan Kafkaslar’a, Balkanlar’dan Orta Asya’ya, terörle mücadeleden birçok alanda sıkı iş birliğine yayılan bu stratejik ilişkilerin, PKK’nın tasallutundan kurtulmalıdır. ABD yönetiminin bu yalın gerçeği nihayet anlamış olması, çok sevindirici bir gelişmedir. Ayrıca 5 Kasım’da gerçekleşecek Beyaz Saray’daki Erdoğan-Bush zirvesinden, kanlı terör örgütünün bitirilmesi kararlılığının çıkacak olması, sadece Türk-Amerikan stratejik ilişkilerine değil, Orta Doğu’daki barış çabalarına da büyük ivme katacaktır.

 

 


© Copyright 2007
Privacy Policy
 Term of Use

www.forumgazetem.com 
 
 
  home | about us | advertise with us|  | subscribe | newsstands | contact us| FAQs