ABD’de yüzde 70’in sesini duymak
Hem Irak’ta batağa saplanış, hem de ekonomik durgunluk, ABD’de geniş
biçimde tartışılıyor. Başkanlık seçimi çekiş-mesini bu iki unsur
belirleyecek görünüyor. New America Foundation isimli düşünce
kuruluşunda önemli bir toplantı vardı. ABD Senatosu’nun kıdemli
üyelerinden senatör Chuck Hagel, yeni kitabının tanıtıldığı
toplantıda konuştu. Senatör Hagel, Başkan Bush’un partisi
Cumhuriyetçiler’in en etkili ve saygın isimlerinden birisi.
Başlangıçta Bush’un Irak işgaline evet demişken şimdilerde Irak
bataklığını eleştirenlerin başında geliyor. Uygulanan politikaların
yanlışlığını dile getiren Hagel, “Bush yönetimi hepimizi aldattı.
Yanlış bilgilerle yönlendirdi. Irak çıkmazı ABD’nin geleceğini
karartıyor” diyor.
İmaj Bozuldu
Amerikan halkının yönetime güvenini kaybettiğini savunan Hagel
kitabında, Irak işgali öncesinde Beyaz Saray ve Kongre arasındaki
görüş ayrılıklarını ayrıntılı biçimde aktarıyor. NeoCon denilen
çılgın ideoloji mensuplarının, “kamuoyunu ve Kongre’yi yanlış
bilgilerle yanılttığını” özellikle vurguluyor.
Senatör Hagel ABD’nin geleceği için yeni bir sayfa açılmasını ve
yeni politikalar uygulanması gerektiğini savunurken şöyle diyor:
“Amerikan halkınının yüzde 70’inden fazlası Irak savaşının yanlış
olduğunu söylüyor. Hemen çekilme istiyor. Beyaz Saray’a oturacak
yeni başkan, Amerikan halkının bu kuvvetli sesine kulak vermek ve
gereğini yapmak zorunda! Amerikan halkı mevcut yönetime güvenini
kaybetti. Bütün dünyada Amerika imajı feci şekilde lekelendi. Yeni
yönetim bunları dikkate almaz ve gereğini yapmazsa, ülkeyi yönetemez!”
Hagel bir anlamda kendinden başlayarak başlangıçta Bush’a destek
veren herkes için önemli bir özeleştiri yapıyor. Hem partisini, hem
de başta başkan yardımcısı Cheney olmak üzere yönetimdeki (Beyaz
Saray ve Pentagon’daki) şahinlere çok ağır eleştiriler getiriyor.
ABD demokrasisinin güzelliği işte burada. Halka rağmen dayatması
işlemiyor.
Kandırmalar, yönlendirmeler ne kadar fazla olursa olsun, acı gerçek
eninde sonunda ortaya çıkıyor. Halkın sesine kulak vermek kaçınılmaz
hale geliyor.
Amerikan halkı şimdi bu güçlü tepkisini kasım ayında yapılacak
seçimde göstermeye hazırlanıyor.
Sonsöz: İnşallah bir gün bizim ülkemizde de bütün kurumların halkın
iradesine tam saygılı olduğu gelişmiş bir demokrasi kurulur diyoruz.
ABD'den mesajlar
Washington’da hemen her köşede bir Türk ile karşılaşılabilen bir
haftayı geride bırakıyoruz. Amerika Türk Konseyi ATC’nin yıllık
27.olağan toplantısı sebebiyle Türk-Amerikan ilişkilerinin geniş
boyutta tartışıldığı, gözden geçirildiği dolu dolu bir hafta
yaşadık.Bu yıl, Uluslararası Para Fonu IMF İlkbahar toplantısı da
ATC konferansı ile aynı döneme rastladı. Dolayısı ile konferansa
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’in
yanı sıra Devlet Bakanı Mehmet Şimşek de katıldı.
Rice’ın MesajlarıKonferansın ikinci günü öğle yemeği misafir
konuşmacısı ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice idi. Bayan Bakan
etkili, dengeli ve çok dikkatle hazırlanmış bir konuşma yaptı.
Türkiye’nin iç gündemine direkt müdahil olma görüntüsünden dikkatle
kaçınarak önemli mesajlar verdi. Dostça uyarılarda bulundu. ABD
demokrasisinin gelişme sürecinden örneklerle Türkiye’nin laik
demokrasisinin gelişmesini cesaretlendirdiklerini belirtti.
Türkiye’nin demokrasi olarak ilerlemesinin önemli olduğunu belirten
Rice, “Bu yol kolay değil. Hatta zor. Türkiye Atatürk’ün demokrasi
ve laiklik ilkeleri üzerinde ilerliyor. Türkiye’nin demokrasisini
dönüşümdem geçirmesi, ekonomisini modernize etmesi ve Avrupa
Birliği’ne katılması bizim için önemlidir!” dedi. Bayan Rice
Parlamento’daki 301 sayılı Türk Ceza Yasası değişikliğinden
memnuniyet duyduklarını kaydederek şöyle konuştu:“Birisinin
inançlarını ifade etmesi, devlete hakaret değildir, vatandaşlığın en
yüksek biçimidir. Türkiye’yi, bütün dinsel ve etnik grupların sivil
haklarını tanıma ve koruma yönünde cesaretlendiriyoruz. ABD ve
Türkiye, özgürlük ve demokrasiyi Genişletilmiş Ortadoğu’da
desteklemeyi sürdürecekler. Biz tecrübelerimizden biliyoruz ki bu
durum, farklı insanların birarada yaşaması, gücü paylaşması,
kimsenin baskı altında kalmadan farklılıklarını barış içinde
yaşaması için en iyi yoldur.”
Konuşmasının en başında Türkiye’yi “hayati” derecede önemli
“stratejik ortak”, “bölgesel ve küresel müttefik” olarak niteleyen
Rice, Türk-Amerikan ilişkilerinin sadece askeri değil ekonomiden
güvenliğe, terörle mücadeleden 21.yüzyıla uzanan perspektifde birçok
konuda iş birliğine uzanan bir stratejik vizyonu bulunduğunu
belirtti. Ayrıca sadece hükümetler arası değil, iki ülke halkları
arasındaki bir ilişki olduğnu vurguladı.Biz, bayan Rice’ın nazik bir
üslupla dile getirdiği mesajların yerine ulaşacağına; sıkıntılı bir
dönem geçiren Türkiye demokrasisinin bu dönüşüm sürecinden daha
güçlenerek ve olgunlaşarak çıkmasına katkı yapacağına inanıyoru
PKK ile mücadele
PKK ile mücadelede daha ileri adımların atılmaya başladığı bir
döneme giriyoruz. Hem Türkiye ile Irak, hem de ABD ile işbirliği
konusunda daha sıkı çalışmalar yapılıyor. Sınır ötesi kara harekatı,
bu yeni dönemin atılması gereken ilk adımıydı.
Bu ilk kara harekatı, Türkiye ve ABD’nin tam bir mutabakatı ve
işbirliği ile tamamlandı. Ancak terör örgütüne yönelik hem kara hem
de hava operasyonları, devam edecek.
Terörle mücadelede yalnızca askeri tedbirlerin yeterli olmadığı
gerçeğini her 2 ülke de kabul ediyor. 5 Kasım’da Beyaz Saray’da,
Başbakan Erdoğan ile Başkan Bush’un mutabakatının temel
noktalarından birisi sadece askeri mücadelenin yetmeyeceğinin
belirtilmesiydi.
Bundan dolayı ortak düşman PKK’ya karşı bir “kapsamlı çözüm”
üzerinde duruldu. Askeri, diplomatik, siyasi, mali, ekonomik ve
sosyal tedbirlerin bir bütün olarak devreye sokulmasında mutabık
kalındı. Güneydoğu’daki ekonomik, kültürel ve sosyal reformların
önemi ile demokratikleşme adımlarının faydaları üzerinde duruldu.
Mutabakat ve işbirliği sürecek
Bugün terör örgütüne karşı topyekün bir mücadele yapılıyor. Üstelik
bu mücadelede Türkiye ve ABD arasında sağlam, güçlü, stratejik
ortaklığın gereklerine uygun kapsamlı bir “işbirliği” var!
Nitekim hem Beyaz Saray hem de ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüleri
ayrı ayrı bu işbirliği ile ortak düşman PKK’ya karşı mücadelenin
süreceğini ifade ettiler. Beyaz Saray sözcüsü Gordon Johnroe, “PKK
terörden vazgeçmezse, Türkiye, ABD ve Irak gelecekte de PKK’nın
peşinden gidecektir!” dedi. Dışişleri sözcüsü Tom Casey ise, “sınır
ötesi harekatın sona ermesi konusunda ABD’nin açıklamalarının değil,
Türkiye’nin askeri değerlendirmelerinin etken olduğunu” vurguladı.
Casey ayrıca “PKK’nın Türkiye, ABD ve Irak’a karşı tehdit
oluşturmaya devam ettiğini ve bu konuda işbirliğinin süreceğini”
söyledi.
Sonsöz: Kimse bulanık suda avlanmayı ve gerginlik çıkarmayı marifet
sanmasın. Türkiye, ABD ve Irak arasında “PKK terörünün Türkiye’ye
zarar vermesinin önlenmesi” konusundaki mutabakat ve işbirliği, daha
ileri adımlarla takviye edilerek sürecek. Irak Cumhurbaşkanı
Talabani’nin Türkiye ziyareti bu bakımdan da büyük önem taşıyor.
ABD’de filler ve eşeklerin büyük kapışması
ABD’de başkanlık adaylarının seçim heyecanı bütün hızıyla sürüyor.
Irak çıkmazı, Afganistan’daki durum, petrol fiyatlarındaki artışlar,
bu yarışın en sıcak gündemini oluşturuyor.. Irak’tan asker
çekilmesine başlanmasını isteyen Amerikalılar’ı, enflasyon ve geçim
zorlukları da vurmuş durumda. Borsa’daki büyük düşüşler ve kayıplar,
ekonomik durgunluk geniş kitleleri daha da umutsuzluğa sevkediyor.
İflasların arttığı, milyonlarca insanın evlerini kaybettiği, sağlık
sigorta primleri ile kredi borçlarını dahi ödeyemez hale düştüğü bir
ortamda seçime gidiyor Amerika.. Kasım ayında yapılacak seçimlerin
heyecanı böylesine dağınık ve zorlu bir ortamda devam ediyor. Öte
yandan 5 eyaletteki kasırga felaketi, 50’den fazla ölü ve büyük
hasara yolaçmış durumda.
Süper salı ve ön seçim süreci
ABD’de iki partili bir sistem var. Başkan Bush’un partisi
Cumhuriyetçiler’in amblemi “fil”! Demokrat Parti ise kendine “eşek”
amblemini uygun görmüş. Kasım ayındaki büyük kapışma için her
partinin başkan adaylarının belirlenme sürecinde geçtiğimiz Salı
günü büyük bir mücadele vardı. Süper Salı diye adlandırılan bu günde
50 eyaletten 24’ünde ön seçim yapıldı.
Partilerin başkan adaylarının belirlendiği ön seçim süreci karmaşık
bir sistem. Eyaletlerdeki bu ön seçimde, her adayın delegeleri
seçiliyor. Başkan adayı olabilmek için, toplam delege sayısının
yarısından 1 fazlasını almak gerekiyor. Demokrat adayların en az
2025, Cumhuriyetçiler’in ise en az 1191 delege kazanmaları şart. Bu
sayılarda veya üzerinde delege kazanan aday, partinin başkan adayı
oluyor.
Delege sayısının belirlenmesi de farklı. Bazı eyaletlerde ön seçimde
en fazla oy alan aday, partinin bütün delegelerini kazanırken,
bazılarında delegeler adayların aldığığı oy oranında
paylaştırılıyor.
Obama ve Clinton başa baş gidiyor
Demokrat Parti’de zenci aday Obama ile eski başkan Clinton’ın karısı
Hillary başa baş bir mücadele içindeler. Şu anda Obama, Clinton’a
nazaran delege sayısında 804’e 800 önde görünse de önemli değil.
Kalan 26 eyaletteki seçimlerde kıran kırana bir çekişmenin süreceği
ortada.
Cumhuriyetçiler’de ise durum daha belirgin hale geldi. Her ne kadar
radikal evangelist Mike Huckabee süer Salı’da bazı güney eyaletlerde
ön seçimi almış olsa da senator McCain açık ara önde. Diğer aday
Mitt Romney de McCain’in çok gerisinde. Bu iki aday yarışa sonuna
kadar devam kararı almış olsalar da McCain’le aralarındaki büyük
farkı kapatmaları zor görünüyor. Cumhuriyetçiler’in başkan adayının
senatör McCain olacağı hemen hemen kesin gibi..
Öte yandan ABD’deki filler ve eşeklerin bu büyük kapışmasında en
önemli belirleyici unsurlardan birisi de dini etkiler. Laik
Amerika’nın başkanlık seçimlerinde kilisenin ve dini grupların çok
aktif olması enteresan bir durum. Zaten Fillerin yani
Cumhuriyetçiler’in 2 adayı hem Romney, hem de Huckabee aşırı dinci.
Adaylar ön seçimde daha fazla dinci olduklarını göstermede
birbiriyle yarış içindeler. Öte yandan McCain’in liberal muhafazakar
olmasını her vesile ile dile getirip hristiyan seçmene selam
çakıyorlar.
Demokratlar’da da durum farklı değil. Clinton taraftarları,
“Obama’nın babası müslüman, kendisi de gizli müslüman”
propagandasını yapıyorlar. Obama kendisinin ne kadar hristiyan
olduğunu anlatmak için çırpınıp duruyor.
Asıl kapışma ‘Eylül’den sonra
Filler ve eşeklerin mücadelesi ve asıl kapışması, Eylül’den sonra
başlayacak. Her partinin başkan adayları kesinleştikten ve başkan
yardımcılarının isimleri belli olduktan sonra, kıran kırana bir
mücadele start alacak.
Şu andaki önseçim kapışması bu büyük mücadelenin birinci adımı. Her
ne kadar canlı ve çok çekişmeli bir ön seçim süreci olsa da, ne
Obama ve Clinton; ne de McCain, partilerinin tam benimsedikleri aday
konumundalar.
ABD’de partilerin adaylarını tam benimsemedikleri bir seçim
atmosferinin yaşanması çok ilginç bir durum.
Bakalım filler ve eşeklerin mücadelesinde Beyaz Saray’a kim çıkacak?
Demokratlar şimdiden Beyaz Saray’da bir zenci başkan veya ilk kadın
başkan hayalini görseler de, sürpriz olabilir.
Bekleyelim, görelim..
Türkiye’nin canlı dış politikası
Türkiye 2008 yılına özellikle dış politikada
büyük bir canlanma ile girdi. Bir taraftan Başbakan Erdoğan’ın ve
bakanların, diğer taraftan da Cumhurbaşkanı Gül’ün dış temasları
devam ediyor. Öte yandan askerlerin yüksek seviyeli ziyaretleri var.
Bunlara ekonomi bürokrasisinin olağan dış temaslarını ve Türk
müteşebbisleri ile kamu ve özel sektör temsilcilerinin, sivil toplum
kuruluşlarının dünyayı arşınlamalarını da eklemek lazım.
Bütün bunlar Türkiye’nin, adeta bir köy haline
gelen dünyamızda ne denli aranan bir global oyuncu olduğunun
parıltılı işaretlerini veriyor. Gergin Orta Doğu ve Kafkaslar’la,
Avrasya gibi geniş bir coğrafyada Türkiye’nin istikrarlı bir huzur
abidesi olarak durması, ülkemiz için çok büyük bir potansiyeldir.
İftihar vesilesidir. Bu stratejik konumumuzun ve potansiyelimizin
getirileri, Türkiye’nin müreffeh geleceğinin en önemli kaynaklarını
oluşturacaktır.
Hızlı ziyaretler trafiği
Ocak ayında gerşekleşen şu temas trafiğine bir
bakın: Cumhhurbaşkanı Gül, stratejik Türk-Amerikan ilişkilerine
büyük bir ivme kazandıran başarılı ABD ziyaretinin ardından,
kalabalık bir iş adamı grubuyla Mısır’a gitti. Başbakan Erdoğan
Türkiye’nin Avrupa Birliği yolculuğunda ve dünyadaki çatışmaları
engellemede önemli bir fonksiyon icra edecek “Medeniyetler Buluşması
Konferansı” için İspanya’yı ziyaret etti.
Suudi Arabistan’ın kuracağı 900 milyar dolarlık
dünyanın en büyük kamu yatırım fonundan ve zengin Körfez
sermayesinden Türkiye’nin aslan payı alması için Bakan Mehmet Şimşek
hummalı temaslarını sürdürüyor. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral
Ergin Saygun
Bağdat’a günübirlik ziyarette bulundu. ABD
Dışişleri Bakanı Rice’ın Irak’ta bulunduğu sırada Bağdat’ta,
Amerikalı komutan Orgeneral Petraeus ile görüşen Saygun Paşa, bu ay
sonuna doğru da yüksek seviyeli savunma grubu toplantıları için
Washington’a gelecek.
Davos’a Türk çıkarması
Öte yandan 23 Ocak’ta İsviçre’nin Davos kentinde
yapılacak geleneksel toplantıya katılmak üzere Türkiye’den
resmi-sivil-işadamlarından oluşan kalabalık bir “Türk çıkarması”
bekleniyor.
88 ülkeden 2 bin 500 katılımcıyla dünyadaki
ekonomik ve siyasi gelişmelerin görüşüleceği bu büyük toplantının en
kalabalık katılımcı gruplarından birini Türkiye’nin oluşturması, çok
büyük global anlamlar ifade ediyor.
Bu göz kamaştırıcı ziyaret trafiğine bir de,
rutin ve görünmeyen üst düzey asker sivil diğer temasları da eklemek
lazım. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın 2008’i AB yılı ilan
etmelerini ve Avrupa Birliği ile her seviyede daha hızlı bir temas
ve müzakere sürecinin olacağını hatırlamakta da fayda var.
Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın hemen hergün bir başka dünya lideri ile
telefon görüşmeleri de canlı dış politika trafiğinin bir başka tabii
sonucu.
Türkiye fırsatlar ülkesi
Türkiye, dünya barışı, ekonomisi ve güvenliği
için, kilit bir ülke. Stratejik konumu, modern ve güçlü ordusu, laik
demokrasisi, binlerce yıllık engin devlet tecrübesi; çeşıli ırk ve
dinlerden insanları huzur ve hoşgörü ortamında asırlarca birlikte
yaşatmayı başarması ile dünyaya örnek alınacak bir “model” sunuyor.
Medeniyetler arasında köprü olmanın ötesinde; hem komşularına, hem
de müttefiklerine ve dostlarına, çok geniş işbirliği imkanları veren
“güvenilir ve istikrarlı” bir ülke konumunda.
Türkiye gerçekten bir fırsatlar ülkesi.. Aman bu
potansiyelimizin kıymetini bilelim! Kısır iç çekişmelerin, istikrar
ve huzurumuzu bozmasına fırsat vermeyelim.
Özellikle stratejik Türk-Amerikan ilişkilerinde
kazanılan yeni ivmeyi iyi değerlendirelim. Türk-Amerikan Stratejik
Ortaklığı’nın sadece iki ülkeye değil; Avrasya’dan Balkanlara,
Kafkaslar’dan Orta Doğu’ya geniş bir coğrafyaya büyük fırsatlar ve
işbirliği alanları oluşturduğunu daima dikkate alalım. Hem enerji
yatırımları, hem de terörle mücadele ile kalıcı barış ve huzur için
bu stratejik ortaklığın, büyük bir sigorta olduğunu unutmayalım.
Gül'ün
Washington Ziyareti
Cumhurbaşkanı Gül, Başkan Bush’un davetlisi olarak ABD’ye geldi.
Yeni yılın hemen
başında 7-11 Ocak tarıhleri arasında gerçekleşecek gezi,
“Türk-Amerikan stratejik ilişkilerinin ivmesini artıracak bir başka
ziyaret” olarak tarihe geçecek.
Gül 8 Ocak’ta,
Dışişleri Bakanı Rice’ı kabul edecek .
Birlikte kahvaltı
yapacaklar.
Ardından Beyaz
Saray’a geçecek.
Beyaz Saray’da once
Başkan Yardımcısı Cheney ile biraraya gelecek olan Gül daha sonra,
Başkan Bush ile görüşecek.
Görüşme Bush’un,
şerefine vereceği öğle yemeğinde de devam edecek.
Beyaz saray sözcüsü
Scott Stanzel yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Gül’ün bu ziyareti
sırasında Başkan Bush ile “Afganistan, Irak ve Türkiye’nin Avrupa
Birliği üyelik sürecininele alınacağını; iki ülkeyi ilgilendiren her
konunun görüşüleceğini” belirtti.
Görüşmede PKK ile
ortak mücadeledeki son gelişmeler de konu edilecek.
ABD Dışişleri
sözcüsü Sean McCormack da sorumu cevaplarken, “Gül-Rice görüşmesinde
birçok konunun ele alınacağını, ikili ilişkiler ile Türkiye’nin
komşuları Irak ve İran ile ilgili görüş alışverişinde bulunulacağını”
söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül’ü,
ABD’li yetkililerle yoğun bir görüşme maratonu bekliyor.
Öte yandan
Cumhurbaşkanı Gül’ün Washington ziyareti sadece bu görüşmelerden
ibaret değil
Ziyaret sırasında
Gül kaldığı otelde, Türk ve Amerikan sivil toplum ile düşünce
kuruluşları yetkililerini, bazı senatör ve milletvekillerini kabul
edecek..
Kanaat önderleri ile
akşam yemeğinde buluşacak.
Ayrıca Amerikalı
işadamları ve Musevi tıoplumu temsilcileri ile de biraraya gelmesi
bekleniyor.
Cumhurbaşkanı 9
Ocak’ta New York’a geçecek.
New York’ta da Türk ve
Amerikan sivil toplum kuruluşu yetkilileri ile iş ve finans
dünyasından temsilcileri kabul edecek.
Hafta sonu 11
Ocak’ta da Türkiye’ye dönmek üzere New York’dan ayrılacak.
ÖNEMLİ ZİYARET
Cumhurbaşkanı Gül’ün
bu ziyareti hem zamanlaması, hem de ele alınacak konular itibariyle
büyük önem taşıyor.
Daha şimdiden
bazıları, küçümseyen değerlendirmeler yapsalar da, Gül’ün bu
ziyaretinin ne kadar önemli olduğu ve ne kadar gerekli bir zamanda
yapıldığı, sonraları daha iyi anlaşılacak.
Bir kere ziyaret,
2008’in hemen başında yapılıyor.
Uluslararası gündem
çok yoğun.
Ayrıca Başkan
Bush’un ( İsrail, Batı Şeria, Kuveyt, Bahreyn, Birleşik Arap
Emirlikleri, Suudia Arabistan ve Mısır’ı kapsayan ) Ortadoğu
gezisinin hemen öncesinde gerçekleşiyor bu ziyaret…
Başkan Bush’un
Ortadoğu ziyareti öncesinde Gül ile istişarelerde bulunacak olması,
önemli bir gelişme.
Türkiye’nin görüş ve
değerlendirmelerine değer verildiğinin göstergesi.
Başkan Bush ve
Gül’ün böyle bir zamanda biraraya gelmeleri, Türkiye’nin artan önemi
ve uluslararası arenada bir büyük güç olduğunun” açık işaretidir.
Ne Ortadoğu’da ve
Kafkaslar’da, ne de terörle mücadeleden Avrasya’da işbirliğine kadar
yayılan pekçok konuda artık Türkiyesiz politikalar
belirlenemeyeceğinin önemli bir göstergesidir.
STRATEJİK
İLİŞKİLERİN YOL HARİTASI
Zaten stratejik
Türk-Amerikan ilişkilerinin, 2006 Temmuz’unun başında açıklanan
“ORTAK VİZYON BELGESİ” ile bir yol haritası çıkarılmıştı.
O zaman Dışişleri
Bakanı olan Gül ile bayan Rice tarafından, stratejik ilişkilerin
kapsamı ve konu başlıkları belirlenmişti.
İlişkilerin hangi
konuları kapsadığını, iki ülkenin ortak ve örtüşen menfaatlerinin
neler olduğunu, ilişkilerin hangi mekanizmalarla işbirliğini
artırarak yürüteceğini açıklayan bir referans ortaya konmuştu.
(Güvenlikten
ekonomiye, küresel ve bölgesel çeşitli konularda geniş işbirliğinden
terörle mücadeleye, enerjiden ticarete) örtüşen menfaatler
doğrultusunda ortak hareketi hedefleyen Stratejik Ortaklık Vizyon
Belgesi, iki ülke arasında yoğun bir temas trafiğini gerektiriyor.
Gül’ün bu ziyareti,
süren yoğun temas trafiğinin 2008 yılındaki ilk önemli görüşmesidir.
Ziyaret, iki ülke
ilişkilerinin genel bir değerlendirilmesinin yanında,
güncellenmesine ve konu önceliklerine de imkan verecek.
Başbakan Erdoğan’ın
2 ay önceki Beyaz Saray görüşmesinin hemen ardından yapılan bu
ziyaret, Türkiye’nin (askeri-sivili) tüm yönetim birimleriyle bir
bütün olduğunun, bir defa daha tescilini sağlayacak.
Ayrıca Türk-Amerikan
stratejik ilişkilerinin “devletten-devlete” sağlam bir zeminde,
uyumlu bir işbirliği ile yürüdüğünü gösterecek.
Bu bakımdan,
2008’in ABD’de seçim yılı ve Bush’un yönetimde son yılında olması
gibi durumlar, Türk-Amerikan ilişkilerini olumsuz olarak etkilemez.
Gelecek yıl Beyaz
Saray’da ister Cumhuriyetçi, ister Demokrat Parti’den yeni bir
başkan olsa da, bu stratejik ilişkiler artan bir ivmeyle gelişerek
sürer.
GÜL’E İTİBARLI
KARŞILAMA
Türk-Amerikan
ilişkilerinde 2007 yılında, PKK ile ortak mücadeledeki yetersizlik,
büyük bir problem oluşturuyordu..
Başbakan Erdoğan’ın
Kasım ayındaki Beyaz Saray ziyareti, ilişkileri zehirleyen bu konuyu
çözdü.
Başkan Bush’un
PKK’yı ortak düşman niteleyerek, Erdoğan ile PKK’nın bitirilmesi
için düğmeye basmayı kararlaştırmaları, ilişkilerin önündeki bu
engeli kaldırdı.
Zaten Türk-Amerikan
ilişkilerini, sadece PKK ile mücadeleden ibaret sanmak, büyük bir
yanlıştır.
Bu anlayış,
uluslararası arenada Türkiye’nin büyük bir güç olduğunu görmeyi
engeller.
İki ülke arasındaki, çok
çeşitli ve kapsamı geniş işbirliğini daha fonksiyelsiz kılar.
Bugün Türkiye,
kardeş ve dost Pakistan’da, hem muhalefetin hem de iktidarın
gözbebeği durumunda.
Amerikan
aleyhtarlığının zirve yaptığı Arap ve İslam Dünyası’nda da, model
görünen itibarlı bir ülke.
Hem İran ve Suriye
ile, hem de Filistin ve İsrail ile sıkı ilişkileri var.
Böyle bir ülkenin
stratejik değerini, ABD yönetimi gayet iyi biliyor.
Zaten Cumhurbaşkanı
Abdullah Gül’ün Washington ziyaretine bu sebeple Bush yönetimi büyük
önem atfediyor.
Bunu da, yeni yılın
hemen başında, hem de sıkışık bir zamanda ABD’ye yapılacak ziyarete,
“çok itibarlı bir ağırlama” göstererek, ortaya koyuyor.
Unutmayalaım.
Türk-Amerikan
stratejik ilişkilerinin ve işbirliğinin daha da gelişmesi sadece iki
ülkenin yararına değil!
Ayrıca Ortadoğu,
Pakistan, Irak ve dünyanın diğer sancılı bölgelerine barış ve
huzurun gelmesi için de bir nevi sigorta durumundadır.
ABD’nin kötü imajı
Bush yönetimi, ABD’nin dış dünyadaki bozulan imajını düzeltmeye çok
önem veriyor. Bunun için Dışişleri Bakanlığı bünyesinde özel bir
birim var. “ABD’nin dış imajını düzeltmeden sorumlu bakan
yardımcılığı” birimi, hem çok geniş bir bütçeyle, hem de kalabalık
bir eleman grubuyla çalışıyor. Dışişleri Bakanlığı’ndaki bu imaj
düzeltme koordinatörlüğünün en önemli kozları ise, pek çok dilde
yayın yapan resmi Amerika’nın Sesi radyo ve televizyonları. Ayrıca
pilot ülkelerde, çok sayıda halkla ilişkiler şirketinden, mahalli
gazete ve gazetecilerden de yararlanılıyor. Sivil toplum kuruluşları
ile yakın bir çalışma içine giriliyor. Öte yandan, ABD Dışişleri
Bakanlığı’na bağlı Yabancı Basın Merkezleri ve ABD
büyükelçiliklerinin basın ve kültür görevlileri, hergün bütün
dünyaya, hemen her dilde, (sesli-görüntülü-yazılı) haber, yorum,
bilgi servisi yapıyorlar. Resmi internet sitelerinden de muazzam
bilgi ve haber akışı sağlanıyor. Ayrıca Uzak Doğu’dan, Avrasya’dan,
Ortadoğu’dan, Afrika’dan hemen her ülkeden gazeteci, yönetici, aydın,
siyasi, sivil toplum örgütü temsilcileri, sanatçı vb geniş kesimleri
kapsayan “Amerika’yı, ABD’de tanıyın” programları da var. Ama ne
yazık ki, bütün bu geniş faaliyetlere rağmen, ABD’nin imajı sadece
İslam ülkeleri ve çatışma içinde olduğu bölgelerde değil, Avrupa ve
Japonya gibi dost-müttefik ülkelerde de giderek daha çok bozuluyor.
ABD aleyhtarlığı her tarafta tırmanışta. Daha da önemlisi, Bush
yönetiminin yanlış dış politikalarına ve uygulamalarına “tepki”
olarak başlayan imaj bozukluğunun, giderek Amerikan aleyhtarlığına
dönüşmesi ve kalıcı bir hal alması. Hughes: “Kalpleri kazanmalıyız”
Bu yıl sonunda imajdan sorumlu bakan yardımcısı görevini James
Glassman’a devredecek olan bayan Karen Hughes, Texas valiliği
yaptığı zamandan beri Başkan Bush’un yanında ve yakınında olan bir
isim. Televizyonculuktan Başkan Bush’un kampanya sorumluluğuna
yükselmiş, sonra da danışmanlığına ve basın ile ilişkilerine kadar
pekçok konuda Başkan Bush’un çok güvendiği bir isim olarak hep
yanında bulunmuştu. Son yıllarda ABD’nin dış imajını düzeltmeden
sorumlu dışişleri bakan yardımcısı olarak, özellikle Arap ve İslam
ülkelerine yönelik yoğun çalışmalar içindeydi. Bayan Hughes
geçenlerde ABD Dışişleri Bakanlığı’na bağlı New York Yabancı Basın
Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. ABD’nin tanıtım faaliyetleri
ile ilgili bilgi verdi, soruları cevapladı. Bayan Hughes, ABD
hakkında son yıllarda artan tepkiyi gidermek amacıyla, “birçok
ülkede halkla ilişkiler faaliyetlerini artırdıklarına” dikkati çekti.
“Biz kalbleri kazanmak, Amerika ile ilgili pozitif bir imaj yaymak
istiyoruz” dedi. Bayan Hughes’ün ABD’nin girişeceği bu yeni tanıtım
atağı ile ilgili söylediklerinden bazı satırbaşları şöyle: -”Dış
temsilciliklerimize yaklaşık 500 yeni eleman takviyesi yaptık. Bu
yeni personel ile, birçok ülkede büyük tepkiler alan vize
işlemlerinde kolaylıklar sağlayacak; yığılmaları gidereceğiz. -ABD’ye
daha fazla sayıda öğrenci, işadamı, turist getirmek amacındayız.
-'Ben Amerika' isimli bir tanıtım filmi hazırladık. ABD’nin tabiat
varlıklarını, günlük hayattan kesintileri, insanlarının hoşgörüsünü,
sevecenliğini; kısaca ‘gerçek Amerika’yı anlatacak bu filmi 200
ülkedeki temsilciliklerimizde göstereceğiz. -Özellikle spor,
kültürel ve ekonomik alanlarda tüm dünya ülkeleri ile ilişkilerimizi
geliştirmek amacındayız. Yeni bastırdığımız her dildeki ABD tanıtım
broşürleri ile özellikle gençlerin gönüllerini kazanmak istiyoruz.
Tanıtım faaliyetlerimiz için, en son teknolojik gelişmeleri
kullanıyoruz. Bu tanıtımımızı, interaktif biçimde gerçekleştirmek
hedefindeyiz. -ABD halkının büyük bir kesimi, kiliseye giden, cana
yakın insanlardan oluşur. Aile değerlerine önem verir. Ama bu
değerlerimiz birçok ülkede bi-linmiyor. Özellikle genç kuşaklara
bunları doğru şekilde anlatabilmeliyiz. Türkiye pilot ülke Türk
halkını kazanacağız -Türk halkının kalbini kazanmak için de yeni
planlarımız var. Bu konuda yoğun bir çalışma içindeyiz. Bölge için
geliştirdiğimiz planlar çerçevesinde, Türkiye bizim için anahtar
ülkelerden birisidir. Bölgesel uygulama projele-rimizde pilot ülke
Türkiye için ekstra fonlar ayırdık. -Türkiye bize çok uzun zamandan
beri dost ve müttefik bir ülke. Afganis-tan’a gitiğimde beni orada,
NATO birliklerinin komutanı Türk general karşıladı. Türkiye bize çok
yakın bir ülkedir. Türk halkı ile olan ilişkilerimizi güçlendirmek
istiyoruz. Türkiye’de PKK terörü yüzünden yaşanan derin endişeyi
bizzat yerinde gördüm. PKK terörünün bitirilmesi konusunda yoğun
çalışmalar içindeyiz. “ ...... Bayan Hughes’ün anlattığı ABD’nin
imajını düzeltme programından bazı başlıklar işte böyle. Umarız bu
çalışmalar, ABD’nin imajını düzeltir. Dünyada barış ve huzura;
kardeşliğe katkılar yapar. Sonsöz: Herkesin bildiği bir deyişi
tekrarlayalım. “Gerçekler, ancak gerçekleri anlatmakla, kalpler
kazanılır!”. Adaletten yoksun, çifte standartlı, merhametsiz
politikalar, maksatlı ve çarpıltılmış uygulamalar, ben yaptım oldu
güç gösterileri ile ancak “propaganda” yapılır. Propagandalar ile de
bırakın kazanmayı, kalpler yıkılır. Geride kan ve gözyaşı kalır.
Böyle durumlarda yürütülen çok akçalı tanıtım faaliyetleri, nefret
ve kinleri artırmayla sonuçlanır. Kötü imajdan, aleyhtarlık ve
düşmanlığa geçiş hızlanır.
Osmanlı ruhu ve adaleti
Hem Washington’da, hem de Ankara’da hızlı bir
diplomasi trafiği var.
Tamam, Washington bir dünya başkenti. Ayrıca
süper güç ABD’nin oluşturduğu tek eksenli bir dünyada yaşıyoruz.
Ama böylesine bir dünyada Türkiye’nin hem
bölgesinde, hem de Avrasya gibi geniş bir coğrafyada giderek daha
önemli bir ülke haline gelmesi, çok sevindirici bir gelişme. Türkiye
artık “küresel” etkileri olan vazgeçilmez bir ülke!
Son 5 yılda gelinen bu durumun sağlam temelleri
var. Bir kere Türkiye, olağanüstü önemde bir coğrafi konuma ve
stratejik avantaja sahip. Ayrıca Osmanlı’dan gelen büyük devlet
birikiminin, büyük devlet geleneğinin mirasçısı. Değişik etnik
kökenlerden, dinlerden ve kültürlerden gelen milletleri, “adalet” ve
“hoşgörüyle”, “ortak evrensel değerler” potasında buluşturmayı
başarmış bir gelenekten geliyor. Üstelik bu farklı unsurları ve çok
zengin bir mozayiği, “yüzlerce yıl barış ve huzur içinde yaşatmayı
becermiş Osmanlı ruhunun çağdaş temsilcisi olma potansiyeli ile” göz
kamaştıran bir ülke!
İşte bunlardan dolayı artık, tarihi
tecrübelerinin kazandırdığı bu büyük potansiyeli, aktif bir
diplomasiyle kullanmaya başlayan bir Türkiye var.
ABD Genelkurmay Başkanı: Türkiye ile
ilişkilerimiz hayati
Türkiye, kendisini her zamankinden fazla
dinlemeye hazır bir dünya ile karşı karşıya bugün.
Özellikle Washington’da konusu sadece “Türkiye”
olan toplantılar artık daha sık yapılıyor.
Ayrıca Annapolis Filistin-İsrail Zirvesi’ne davet
edilen bir ülke bugün Türkiye.
Hafta başında Yabancı Basın Merkezi’ndeki basın
toplantısında, ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Mike Mullen, ABD’nin
Türkiye ile askeri ilişkilerini “hayati” önemde olarak niteledi.
“Ortak stratejik hedeflerimizin bilincinde olarak,
gelecekte de bu kuvvetli ilişkilerimizi sürdürmeliyiz” dedi.
Mullen şu değerlendirmeyi yaptı:
“Türkiye ile hayati ilişkilerimiz var. Ordudan
orduya ilişkiler çok uzun bir zamandır hep kuvvetli oldu. Bu
ilişkilerin gelecekte de kuvvetli olmasına ihtiyaç var.
Amerikalı komutanlar Ankara’da Genelkurmay’da
görüşmeler yaptılar. Bunlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın
Washington’da ABD Başkanı George Bush ile 5 Kasımdaki görüşmesinin
bir sonucudur.
Bizim ABD olarak Türkiye ile yapmak istediğimiz,
destek olmaktır. Türkiye ile stratejik hedeflerimizin bilincinde
olmamız gerekiyor.
Bilindiği gibi PKK, ilan edilmiş bir terörist
örgüttür. Biz bu örgütü veya yaptıklarını asla desteklemiyoruz.”
PKK için somut ortak askerî adımlar
Oramiral Mullen’in sözleri, sadece iki ülke
stratejik ilişkilerinin vazgeçilmezliği ve sürmesi gerektiği
açısından önemli değil. Ayrıca, PKK konusunda, bitirici “ortak
askerî somut adımların” atılmaya başladığının da açık bir işareti!
Sonsöz: Yalnızca bu hafta yapılacak Annapolis
Filistin-İsrail Zirvesi’nin değil; barışa ve huzura hasret
dünyamızın bütün sancılı bölgelerinin, “Osmanlı ruhuna ve adaletine”
ihtiyacı var!
Türkiye işte şimdi, bu birikimi ve tecrübeyi
aktarabilecek pozisyonlar alıyor.
Öte yandan barışa, istikrara, huzura Türkiye’nin
ne kadar katkı yapacağını, en iyi ABD biliyor. “Dinlemeye ve bu
katkıları almaya hazırız” diyor.
Umarız bu talep ile katkılar, sürekli ve kalıcı
olur!
Osmanlı ruhu ve adaleti, evrensel değerler olarak
500 yıldan fazla dünyayı aydınlattı.
Çivisi çıkmış dünyamıza şimdi model ve ilham
kaynağı haline gelmesi, ümit veren bir gelişme!
Aynı zamanda da tarihin ibretli, öğretici,
gerçekçi ve garip bir cilvesi olsa gerek!
Terörle ortak mücadele
Çok hareketli günler içindeyiz. Terörle mücadele konusunda yoğun
diplomatik temaslar yapılıyor. Türkiye ve ABD’deki “1 numaralı
gündem” Kuzey Irak’ta yuvalanmış bölücü terör odaklarının etkisiz
hale getirilmesi. Gelecek hafta yapılacak Irak’a komşu ülkeler
toplantısı için ABD Dışişleri Bakanı Bayan Rice Türkiye’ye geliyor.
Rice hem toplantıya katılacak, hem de Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan
Erdoğan ile görüşecek. Öte yandan Başbakan Erdoğan, 5 Kasım’da Beyaz
Saray’da Başkan Bush ile görüşmek için Washington’a geliyor. Bütün
bu temasların ve hızlı diplomatik trafiğin amacı, Kuzey Irak’taki
terör odaklarını etkisiz hale getirmek. Türk-Amerikan ilişkilerini
bölücü terörün daha fazla zehirlemesini önlemek. Terörle ortak
mücadele için kurulan mekanizmanın arzu edildiği gibi işlememesi,
ABD’nin verdiği sözleri tutmaması, Kuzey Irak Kürt yönetimlerinin
terörle mücadeleye kayıtsızlığı artık tahammül edilmez noktaya geldi.
Son saldırılar ve yüreğimizi yakan şehidler, tüm Türkiye’yi tek
yumruk, tek vücut yaptı. TBMM’den geçen tezkere ile ABD ve Irak
yönetimlerine “ya bu terörü bitirin; ya da biz tek başımıza da olsa
gerekeni yapacağız!” mesajı verıldi. Washington ve Bağdat’ta büyük
hareketlilik Türkiye’nin sağduyulu ama açık ve net tavrı, Bağdat ve
Washington’da büyük bir hareketlilik başlattı. Irak, “bu konuda
acilen yapılacakları belirlemek için” Ankara’ya yüksek seviyeli bir
heyet gönderiyor. ABD yönetimi, somut adımlar atmak için harekete
geçti. Başkan Bush, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü arayarak, PKK’yla
ilgili kaygılarını aktardı. ABD Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü
Gordon Johndroe, “Başkan Bush’un PKK saldırılarına karşı Irak ve
Türkiye’yle birlikte mücadele etme sözü verdiğini” söyledi.
Washington Post gazetesi ise, “Amerikalı yetkililerin, bütün ilgili
taraflara, ‘ABD’nin Türkiye’ye bu konuda tam destek verdiğini’
bildirdiğini” yazdı. Chicago Tribune gazetesinde, ABD’nin atacağı
somut adımlar, Beyaz Saray’dan kaynaklara atıfta bulunarak şöyle
belirtildi: “Washington artık diplomasiden farklı bir strateji
izlemeyi değerlendiriyor. “Üçlü mekanizma, terörle mücadelede tam
fonksiyonel olamadı. Bundan böyle, PKK’ya karşı hava saldırılarının
düzenlenmesi de gündemde.” Erdoğan-Bush zirvesi noktayı koyacak Öte
yandan ABD Dışişleri Bakanlığı basın sözcüsü Sean McCormack, “PKK
terör örgütünün dağıtılması gerektiğini; ancak soruna ope-rasyon
yapılmadan çözüm bulunmasına öncelik verdiklerini” söyledi. Bu arada,
ABD Dışişleri Bakanlığı Irak Özel Temsilcisi David Satterfield,
“Iraklı Kürtler’in PKK aleyhinde yaptıkları açıklamalardan
memnuniyet duyduklarını; ancak bunun yeterli olmadığını” vurguladı.
Satterfield, bu konuda “Artık harekete geçmek gerekiyor” şeklinde
konuştu. Bütün bu hareketlilik ve açıklamalar, terörle ortak
mücadelede et-kili adımların atılacağının sinyallerini veriyor. 5
Kasım’daki Erdoğan-Bush buluşması, PKK için sonun başlangıcı
anlamına gelecek. Türk-Amerikan stratejik ilişkileri, PKK
bitirilmeden ivme kazanmayacaktır. Orta Doğu’dan Kafkaslar’a,
Balkanlar’dan Orta Asya’ya, terörle mücadeleden birçok alanda sıkı
iş birliğine yayılan bu stratejik ilişkilerin, PKK’nın tasallutundan
kurtulmalıdır. ABD yönetiminin bu yalın gerçeği nihayet anlamış
olması, çok sevindirici bir gelişmedir. Ayrıca 5 Kasım’da
gerçekleşecek Beyaz Saray’daki Erdoğan-Bush zirvesinden, kanlı terör
örgütünün bitirilmesi kararlılığının çıkacak olması, sadece
Türk-Amerikan stratejik ilişkilerine değil, Orta Doğu’daki barış
çabalarına da büyük ivme katacaktır.