Order status

Abone Olmak İstiyorum

Order status

Reklam Banner Tarifesi

        info@forumgazetem.com

home | about us | advertise with us|  | subscribe | newsstands | contact us| FAQs

 
     MeZUN calling card
 

 

FORUM NEWSPAPER, LLC
1199 MAIN AVENUE 
SUITE 4
CLIFTON, NJ 07011

Tel:   973-727-6674
         973-454-0996
Fax:  973-225-0151

info@forumgazetem.com

 

Avrupa ve Biz

Yurt dışında Osmanlı ve Türkiye denildiğinde akla ilk gelenlerden biri de Türk hamamları. Osmanlı mimarisinin en güzel eserleri arasında yer alan Osmanlı Valisi Cezzar Ahmed Paşa tarafından yaptırılan Türk hamamı müze olarak yeniden restore edildi.

İsrail’in AKKA şehrini gezdiğimizde ziyaret ettiğimiz bu sanat ve mimarlık bakımından özel bir mimari tarza sahip bulunan bu Türk hamamı Osmanlı'nın o bölgedeki tarihi kültürünü, ziyaret edenlere 6 dilde yaptığı yayınla ve perdeye yansıttığı görüntülerle sunuyor.

Sizi tarihin o dönemlerine götürünce, aklıma şimdilerde gerçek anlamını tamamen yitirmiş ”bit pazarı” deyiminin gerçek anlamının ne olduğu takıldı. Bir anda Viyana’da gördüğüm bir tabloyu hatırladım. Bunun ne alakası var demeyin, eğer ziyaret imkanı bulursanız, Viyana'da Schönbrunn Sarayı'nın duvarında yapılan dev resmi mutlaka görün. Bu resme dikkali baktığınızda yıllardan beri anlamını bilmeden söylediğimiz, çeşitli eski eşyaların satıldığı yerlere verilen bit pazarı deyiminin gerçek manasının ne olduğuğunu açık ve net bir şekilde anlayacaksınız.

Bu dev resim, Ortaçağ'da Brüksel'deki bir bitpazarını gösteriyor. O çağların Avrupa'sında yıkanmak pek adet olmadığı için herkes bitli gezermiş. Şehir meydanlarına kurulan pazarlarda kuyruğa girer ve bit ayıklamakta çok maharetli bir maymunun önünde kafalarını eğerek bitlerini kırdırırlarmış. Resimde tahta bir platform üzerin-deki maymun ve önünde kafalarını eğmiş Avrupalılar görülüyor.

İşte o dönemlerde Türk'ü simgeleyen hamamlarda, aslan ağzından gürül gürül fışkıran kaynar suları, temizliğin sembolü olarak gösterirlerdi. Osmanlı'nın iz bıraktığı Balkanlar ve Kuzey Afrika coğrafyasında Türk hamamının namı almış yürümüştü. Macaristan'ın başkenti Budapeşte'de 16. yüzyıldan kalma Türk hamamları ve kente özgü termal kaplıcalar kentin en değerli hazineleri sayılıyor. Çok modern bir şekilde restore edilmiş olan Budapeş-te’deki, Rudas, Kiraly, Roc isimli Turk hamamları, hem yerli halkın, hem de milyonlarca turistin çok rağbet ettiği mekanlar arasında bulunuyor.

 

En renkli NATO Zirvesinin sonuçları

Kuzey Atlantik İttifakı NATO'nun Bükreş zirvesi ,ittifak'ın 59 yıllık tarihinin, önemli sonuçları açısından en ciddi zirvelerinden biri olarak sona erdi
NATO şimdilik sınırlı genişleyecek. ittifaka katılmak isteyen ülkelerden sadece ikisi üyeliğe davet edildi. Bu ülkelerden Arnavutluk ve Hırvatistan, NATO'nun 27. ve 28. üyeleri olacaklar.Ancak Makedonya şimdilik üyeliğe davet edilmedi. Üç Balkan ülkesi Arnavutluk, Hırvatistan ve Makedonya en kısa sürede NATO'ya katılmak istiyordu; Ukrayna ve Gürcistan da, üyelik eylem planına dahil olmak istiyorlardı. "Ukrayna ile Gürcistan'ın üyelik isteğini sonuç bildirgesine memnuniyetle karşılanarak (bir gün) üye olacakları kayda geçirildi.
Yunanistan’nın iç politikaya yönelik endişeleleri yüzünden Makedonya isminde inadından vazgeçmedi. Atina veto tehdidinden vazgeçirtilemediği için Makedonya'nın NATO üyeliği bir başka bahara ertelendi. Böylece Hırvatistan ve Arnavutluk'un da ittifaka katılmalarıyla artması beklenen bölgesel istikrar yine sağlanamadı.
NATO'nun Avrupalı liderleri ABD'nin Avrupa'da bir füze savunma sistemi kurma planına destek verdi.Böylece Başkan George Bush'un eli de Rusya lideri Putin ile haftasonu yapacağı görüşme öncesinde güçlenmiş oldu."

NATO Zirvesi sonucunda , ittifak üyesi ülkelerin liderleri Afganistan'la yönelik yeni bir stratejik vizyonu içeren plan üzerinde anlaştı.Planda, Taleban'la ortaklaşa ve uzun vadeli olarak mücadele etme taahhüdünde bulunuluyor.NATO üyesi ülkelerin liderleri, Afgan ordusunun eğitimi ve daha fazla teçhizatla donatılması yolunda daha fazla çaba harcama sözü verdi.
Bu şekilde Afgan ordusundaki askerlerin sayısının 2 yıl içinde yaklaşık yüzde 60 artışla 80 bine çıkarılması hedefleniyor.NATO üyesi ülkeler ABD'nin Doğu Avrupa'da oluşturmak istediği füze savunma sistemine destek verdi.
NATO, önümüzdeki yıl kuruluşunun 60. yıldönümünü, Fransa ve Almanya'nın sınır kentleri Strasbourg ve Kehl'de ortaklaşa düzenlenecek özel bir zirveyle kutlayacak.

 

Soyer: "BM'nin insiyatif almasını istiyoruz"

KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, hedeflerinin bu yılın sonuna kadar bir çözüme ulaşmak olduğunu söyledi. Başbakan Soyer “Kıbrıslı Rumlar tercihlerini değişiklikten yana yaptılar. Uzlaşmaz bir siyasetçi olan Papadopulos'un mağlubiyeti çok etkiyeyici bir gelişme oldu. Adada bir çözüm süreci başlayacaktır." diye konuştu. KKTC Başbakanı, Kıbrıslı Rum liderle görüşmenin çözüm arayışının bir göstergesi olduğunu söyleyerek "en iyi güven artırıcı adımın müzakere-lerin başlaması olduğunu düşünüyorum.Çözümün temelinin Annan planı içinde olmasını istiyoruz. Ancak bu konuda karşı tarafın ne söyleyeceğini bekliyoruz."şeklinde konuştu. Başbakan Soyer, Kıbrıs probleminin çözümünün yeni süreçte alacağı şeklin Cumhurbaşkanı Talat ile Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Hristofyas görüşmesinden sonra ortaya çıkacağını ifade ederken, Rum tarafındaki liderlik değişiminin siyasi tutum değişikliği anlamına gelip gelmediğini de yakında göreceğiz dedi. Kıbrıs Rum toplumunun yeni lideri Hristofyas’ın, Annan planı çerçevesinde bir çözüm mü istediği, yoksa eski lider Tasos Papadopulos gibi bir oya-lama taktiği mi güttüğü yakında ortaya çıkacak diyen KKTC Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, "Seçim kampanyası sırasında Annan planına olumlu baktığını söyleyen Sayın Hristofyas birinci sırada seçilirken aynı görüş açısına sahip Demokrat Parti'nin de ikinci sırada seçilerek koalisyonda yer alması, uzlaşma için umutlarımızı artırıyor. Çözümsüzlük isteyen Papadopulos'un üçüncü sırada kalması çok önemli. Bu da uzlaşmayı sabote edemiyeceğini gösteriyor.” şeklinde konuştu. Başbakan Soyer, “Uzlaşma bu denli hızlı bir şekilde sağlanabilir mi?” şeklindeki sorumuza ise “Cumhurbaşkanı Talat'ın devamlı söylediği gibi bu yıl içinde olabilir. Çünkü arkamızda gerçekleştirdiğimiz bir yığın iş var.” şeklinde cevap verdi. . Başbakan Soyer “Müzakerelerin yeniden başarısızlıkla sonuçlanması durumunda, bağımsızlık sizin için Kosova'da olduğu gibi bir seçenek teşkil edecek midir?” şeklindeki sorumuza ise "Bekleyip göreceğiz , bizim için en uygun seçenek ve politikamızın hedefi, Kıbrıs'a kapsamlı bir çözüm bulunmasıdır. Görüşme-lerde, 2005 yılından beri gündemde olan, ancak Rum tarafının önşartları yüzünden açılamayan Lefkoşa'daki Lokmacı Kapısının açılması için her türlü adımı attık. "şeklinde konuştu.
 

Biz tenkit ediyoruz, Avrupa teşvik ediyor

 Başbakan Erdoğan'ın, "4 çocuğum var. Keşke daha fazla olsaydı" şeklindeki sözleri Türkiye'den tepki topladı.  Ancak  Avrupa ülkeleri, genç nüfusu artırmak amacıyla ailelerin çocuk sahibi olması için çeşitli teşviklerde bulunuyor.

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Genç nüfusumuzu korumak zorundayız. Her ailenin en az üç çocuğu olmalı " şeklindeki sözleri eleştirilirken, Avrupa yaşlanan nüfusunu gençleştirmek için ailelere teşvik ediliyor. Avrupa Birliği'nin bugün 482 milyon olan nüfusunun  2050'de 454 milyona ineceği ve aynı dönemde AB'de çalışma çağındaki nüfusun  yüzde 18 azalacağı şeklindeki tespitler üzerine, Avrupa hükümetleri ailelere gerek çocuk yardımı, gerekse ücretli izin vererek  aileleri çocuk sahibi olmaya özendiriyor.

2050 yılı baz alınarak yapılan hesaplamalara göre  65 yaş üstündekilerin sayısında ise yüzde 65 artış olacağını  öne süren uzmanlar,   1970'de yüzde 2,4 olan doğurganlık oranının da    kadınların yükseköğrenim yaparak,  iş dünyasına yönelmeleriyle günümüzde  1.5'in altına indiğini  kaydetti. İtalya, İspanya gibi bazı ülkelerde ise ortalama doğurganlık oranının 1.3'ün de altında kaldığı açıklandı. 

Tehlike kapıda

Bu gidişatın ileriki dönemlerde Avrupa ülkeleri için büyük tehditler oluşturduğuna dikkat çeken uzmanlar;   eğer özel bir ilgi olmazsa , sadece nüfus azalması olmayacak,  azalan nüfus içinde emekli adedi artacak. Sağlık masrafları yükselecek. Bu gerçekleri dikkate alan araştırmalar AB ülkelerinin ileride büyük mali sıkıntılarla karşılaşacaklarını ortaya koyuyor. Avrupa Birliği ülkelerinde 2050 yılına kadar çalışan nüfusun yüzde 18 kadar azalması beklenirken, 65 yaş üzeri nüfusun toplamın yüzde 60'ını bulması kaçınılmaz gözüküyor. Nüfusun azalması yanında insanların daha uzun yaşıyor olması ekonomik büyüme, istihdam, sosyal güvenlik gibi çeşitli alanlarda problemleri  büyütüyor.

Bundan yaklaşık 30 yıl öncesine kadar Batı Avrupa'da yaşayan kadınlar ortalama 2.4 çocuk doğuruyordu.

Oysa, nüfusun kendisini yenilemesi için gereken ortalama canlı doğum sayısı 2.1. Doğurganlık bu rakamın altına düştüğü zaman nüfusun azalışa geçmesinin  kaçınılmaz olduğu belirtildi.

Emeklilerin maaşı tehlikede 

Avrupa Birliği'nin  geleceğine ait en büyük toplumsal probleminin nüfusun yaşlanmasıyla acil çözüm bekleyen sosyal güvenlik finensmalı ve yaşlı nüfus ve emeklilik olduğu ortaya çıktı. AB'nin yaptığı bir araştırmada  ülkelere göre  2020  yılında  İspanya'da her  1000 çalışana 313 emekli, 2050 de 714 emekli düşüyor.Çek cumhuriyetinde 2050'de 1000 çalışana 606 emekli, Almanya'da 476, Yunanistan'da 625, İtalya'da 667. Türkiye'de  2004 yılında  64-75 yaş arasında 6 milyon yaşlı nüfus var. 2030'da bu sayının 14 milyon olacağı hesaplanıyor.

 OECD'den nüfus uyarısı

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü'nün (OECD) yayınladığı rapora göre, doğurma oranı son 4 yılda Avrupa tarihinin en düşük seviyesine geriledi. 15 Avrupa ülkesinde yapılan çalışmaya göre, kadın başına 1,3 çocuk düştüğü,  Avrupa'da ailelerin daha az çocuk doğurmasına sebep olarak, kürtajın yasallaşması, doğum kontrol haplarının yaygınlaşması gösteriliyor. Ayrıca, iş hayatı ve aile arasında sıkışan kadınların, ilk çocuklarını doğurma yaşlarının  da gittikçe arttığı belirtildi. Son 20 yılda Avrupa'daki kadınların ilk çocuğu doğurma yaşı 22-23'ten 30'a yükseldiği belirtildi.

 Doğumhaneler boşaldı

Almanya'da bazı ilkokullar kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Pek çok ülkede hastanelerin bebek doğum üniteleri boş. İsveç 1.5 olan doğurganlık hızını kadın başına 1.7 çocuğa çekmek için 15 ay ücretli doğum izni, babalara haftada 1 gün ücretli bebek bakım izni verdi.

Çocuk sayısındaki tehlikeli düşüş, birçok Avrupa hükümetini de harekete geçirdi. Çek Cumhuriyeti Parlamentosunda bu yıl çocuk yardımları iki katına çıkarıldı. Avrupa Birliği'nin en büyük üyesi Almanya'da şimdiki doğum oranı bu yüzyılın sonuna kadar sürerse, ülkenin nüfusu 82 milyondan 24 milyona düşecek. Halen ölüm oranları doğum oranlarını geride bırakmış durumda.

Almanya'da Başbakan Angela Merkel ise, çalışan kadınları doğuma teşvik etmek için yeni bir yasal düzenleme hazırladıklarını açıkladı. Almanyada 4 çocuklu bir aile her ay 642 euro çocuk parası almakta ve bebekler 0-3 yaşı arasında ise o zamanda ekstra her ay 600 euro bakım parası veriliyor.

Güney Kıbrıs Rum Yönetiminde de nüfus problemine çare bulmak için 2. çocuktan sonra dünyaya getirecekleri her çocuk için ailelere 20 bin Kıbrıs Lirası yardım yapılması kararı aldı. 

 Rusya'dan 9 bin dolar teşvik

Nüfusu hızla azalan Rusya, ikinci çocuk yapan aileye yıllık 9 bin dolar teşvik veriyor. Rusya'da da nüfus azalması olayı yaşanıyor. Ancak, durum Batı Avrupa ülkelerinden biraz farklı. Rusya'nın 143 milyon olan nüfusu her yıl 700 bin kişi azalıyor. Devlet Başkanı Putin kadınların çocuk yapmasını teşvik amacıyla her doğum için 9 bin dolar vermeyi kanunlaştırdı.  Ayrıca, çocukların bakımı için de para yardımı yapılması söz konusu. Rusya'da Batı Avrupa ülkelerinden farklı olarak, nüfusu olumsuz etkileyen faktörlerden birisi ölümlerin yüksek olmasıdır. Bu ülkede ortalama ölüm yaşı 59 yıl gibi çok düşük bir düzeydedir. Özellikle son yıllarda tüberküloz, AIDS, hepatit C gibi hastalıkların yaygın olduğu Rusya'da sağlık şartları genelde de iyi değil. Yakın bir gelecekte de bu alanda önemli bir iyileşme olması beklenmiyor.

 İsveç teşvikleri abartıyor

İsveç'te "her aile  çocuk başına  ayda 106 euro veriyor. Artırımlı olarak dördüncü çocuğa da 109 euro veriliyor. Yani 4 çocuk sahibi olan bir aileye 600 euro aile desteği veriliyor ve daha sonra doğum yapan anneye 15 ay ücretli izin veriliyor. Bütün bu tedbirlere rağmen, 1999'daki 1,5'lik oran 2003'ün sonunda 1,7'ye ancak çekilebilinmiş. İsveç'te devlet çocuk doğum oranını özendirmek için elinden geleni yapıyor. İlk çocuğunu doğuran anne 15 ay işinden izinli sayılıp bu sürede ücretinin yüzde 80'ini alıyor. Baba da haftada bir gün bebeğe bakmak için ücretli izinli sayılıyor. Devlet 4 çocuğu özendiriyor. İlk çocuk için ayda 105 avro, 4. çocukta 190'a kadar çıkıyor. Çocuğun hasta olması halinde anneye yılda 120 güne kadar karşılıksız maaş ödeniyor. Ayrıca, doğan her çocuk için artan oranda aylık aile yardımı yapılıyor. Sonuçta İsveç'te doğurganlığın fazla olmasa da bir miktar arttığı göze çarpıyor.

 Fransa'da 3 çocuğa 540 euro

Nüfusun azalması ihtimaline karşı duyarlık gösteren Fransa'da doğum yapan çalışan kadına 16 hafta maaşlı izinle birlikte, bıraktığı işe dönme garantisi veriliyor. Bunun yanında devlet, çocuk yardımından eğitim ve konut yardımına kadar uzanan teşviklerde bulunuyor.  Fakir ve zengin ayrımı yapılmadan herkese verilen çocuk yardımları  tek çocuk  için 320 euro, iki çocuk 430 euro , 3 çocuk için de 540 euro yardım veriliyor. Bu yardımlar eğitim süresi boyunca da sürüyor. İspanya'da ise ailelere doğum yardımı olarak  2 bin 500 euro  veriliyor.

 Türkmenistan'dan ilginç teşvikler 

Türkmenistan yönetimi, sağlık sisteminin çökmesi sonucu azalan ülke nüfusunu arttırmak için ilginç metodlar deniyor.  2007 'de  nüfusu yaklaşık 5 milyon olan Türkmenistan en az sekiz çocuk doğuran annelere yönelik yeni bir teşvik paketi oluşturdu.  Cumhurbaşkanı Kurbankulu Berdimuhammedov ise  kararnameyi onayladı. Kararname uyarınca, belirtilen kritere uyan annelere 250 dolar yani yaklaşık 320 YTL para yardımı yapılacak. Ayrıca ömür boyu diş tedavisi ve toplu taşıma gibi bazı hizmetlerden ücretsiz yararlanabilecek.  Türkmenistan'da ortalama ömür  kadınlar için 68, erkekler için 59 yıl...

 Erkeklere de izin

Danimarka, İsveç, Finlandiya ve Hollanda'da erkekler için tanınan izin süresi 10 haftaya kadar çıkmaktadır. Ebeveynlere doğum izninin yanı sıra, çocukların eğitilmesi amacıyla uzun süreli, çocuğun hastalanması gibi durumlarda da kısa süreli olmak üzere ailevi nedenlere dayalı izin hakkı verilmektedir. Bu önlemlerin temel özelliği, izinden sonra

 Türkiye'de azalma var

Ülkemizde, yıllık nüfus artış hızı 1940-1945 döneminde binde 10.6 ile en düşük seviyede iken, 1955-1960 döneminde binde 28.5 ile en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Nüfusumuzun yıllık artış hızı 1960-1985 döneminde önemli bir değişim göstermemiş ancak 1985 yılından sonra hızla azalma sürecine girmiştir. Yıllık nüfus artış hızı, 1980-1985 döneminde binde 24.9, 1985-1990 döneminde binde 21.7 iken 1990-2000 döneminde binde 18.3'e düşmüştür. 1945 yılından sonra ilk kez 1990-2000 döneminde binde 20'nin altına düşmüştür.

 Bir çocuğa  84 sterlin

İngiltere'de Günümüzde çocuklar ve aile, sosyal olarak devlet tarafından güvenceye alınmış durumda. Ailelere, çocuklar için ekonomik yardım yapıldığı gibi, kirasını ve çevre vergisini ödeyemeyecek kadar düşük gelirli ailelere de devlet tarafından mali destekte bulunuluyor. İngiltere aylık bir çocuk için ise 84 sterlin yardım yapılıyor.

Kosova nereden nereye?

Sırp zulmü ve  bağımsızlığa giden yol...

Kosova'yı bağımsızlığa götüren yolda her şey, Sırp Kasabı Slobodan Miloseviç'in iktidara gelmesinden iki yıl sonra  Kosova'ya 1974 yılında tanınmış olan yüksek dereceli özerk statüsünü feshedilmesiyle başladı.. Eyalet,yaklaşık 15 yıldan sonra Mart 1989'da Belgrad'ın doğrudan kontrolü altına girdi.

Bunu, Kosovalı Arnavutlar'ın polis teşkilatı, okullar ve Priştine Ünivesitesi de dahil olmak üzere kamu kuruluşlarından toplu halde tasfiyesi izledi. İşten çıkarılmayanlar da dayanışma içinde görevlerinden istifa ettiler. Kosovalı Arnavut basınına baskı uygulandı ve Arnavutça dilinde eğitim 1994 yılında geri gelene kadar askıya alındı. Kosovalı Arnavutlar buna tepki olarak Arnavutça dilinde resmi olmayan bir eğitim sistemi oluşturdular. Sırp rejiminin politikalarını protesto eden on binlerce Kosovalı Arnavut, 1990'ların başlarında patlak veren isyanlarda yer aldı. Yugoslav ordusu tırmanan huzursuzluğu bastırmak üzere askerler, tanklar ve savaş uçakları gönderdi ve eyaletteki polis varlığı artırıldı. Şubat ayı sonuna kadar 20'den fazla insan öldürüldü ve olağanüstü hal ilan edildi. Kosovalı Arnavut milletvekillerinin bağımsızlık ilan ettiği Temmuz 1990'da, Sırbistan grev ve gösterilerin devam ettiği bir dönemde eyalet meclisini dağıttı.

Belgrad veya herhangi başka bir yabancı hükümetin tanımadığı bir seçim sonrasında, Kosovalı Arnavut aydın ve yazar İbrahim Rugova Kosova Demokratik Birliğinin (KDB) kurucusu- Mayıs 1992'de kendi kendini ilan etmiş Kosova Cumhuriyeti''in cumhurbaşkanı seçildi. Kosova probleminin Kasım 1995'te Dayton Barış Anlaşmasının imzalanmasına yol açan müzakerelere dahil edilmemesi Rugova'nın "pasif direniş" stratejisini baltaladı ve gizli Kosova Kurtuluş Ordusunu (KLA) kuran Kosovalı Arnavutlar  artık ayrılma zamanının gelmesi sinyalini vermeye başladı 1998 yazına gelindiğinde, eyaletin en az dörtte birini etkin şekilde kontrolü altında tutuyordu.

Yugoslav Ordusu ve Sırp güvenlik güçlerinin aynı yılın Şubat ayında başlattığı geniş çaplı katliam derecesine varan sert mudahalesiyle KLA'yı zayıflatıp eyaletin büyük bölümünün kontrolünü geri aldı..Bu arada binlerce Kosovalı insan öldürüldü ve çoğu Kosovalı Arnavut olmak üzere 200 binden fazla insan evlerini terk etmek zorunda bırakıldı. 23 Eylül'de, BM Güvenlik Konseyi 1199 sayılı Kararı imzalayarak ateşkes çağrısında bulundu ve Belgrad makamlarını buna uymamaları halinde "ilave tedbirlerle" karşılaşabilecekleri konusunda uyardı. Sırp askeri hedeflerine yönelik NATO hava saldırısı tehdidiyle karşı karşıya kalan Miloseviç, bundan haftalar sonra askerlerinin bir kısmını geri çekmeyi ve Kosova'ya bir AGİT gözlem heyetinin gelmesine izin vermeyi kabul etti. Bunun sonrasında gelen ateşkes kısa ömürlü oldu. Aralık ayında Sırplar sınır boyunca yaşanan bir dizi çatışmada 30'dan fazla KLA elemanını öldürdüklerini iddia ettiler. Bu ayın ilerleyen günlerinde  Sırp  Ordusu ve iç polis teşkilatı Kosova'nın kuzeyindeki Podujevo kasabasında bir takım ortak askeri operasyonlar düzenlediler.

Ocak ayında, Racak kasabası yakınında 45 Kosovalı Arnavut'un cesedinin bulunması uluslararası alanda kınamalara yol açtı. Şiddet olayları devam ederken, savaşan taraflar Şubat ve Mart 1999'da uluslararası toplum aracılığında yürütülecek barış görüşmeleri için Fransa'nın Rambouillet kentinde masaya oturdular. Müzakereler, Kosovalı Arnavut tarafının imzaladığı anlaşma önerisinin Sırp temsilciler tarafından reddedilmesi üzerine 20 Mart'ta başarısızlıkla  sonuçlandı.

22 Mart'ta, ABD elçisi Richard Holbrooke Miloseviç'i anlaşmayı kabul etmeye ikna etme amaçlı bir son dakika çabasıyla eyalete gelmesine rağmen Sırp başkentinden eli boş döndü. 24 Mart'ta NATO Yugoslavya'ya hava saldırısı düzenleyerek Kosova'daki işgaline son verdi ve askerlerin eyaletten geri çekilmesini sağladı.

 

Kıran kırana bir önseçim

 

"Amerika'daki önseçimler, Cumhuriyetçi Parti'nin bölündüğünü ortaya koydu. Her eyalette farklı adaylar kazanıyor.

Bu tablo karşısında, Cumhuriyetçilerin  Kongre’de yeniden çoğunluğu elde edebileceğine inanmak güç. Cumhuriyetçilerin,  Hillary Clinton ve Barack Obama gibi kitleleri peşinde sürükleyecek adayları yok. Cumhuriyetçiler,  Demokratların adaylarıyla rekabet edebileceğine en çok güvendikleri adaylar arasında seçim yapmakla yetiniyor.  Cumhuriyetçilerin hiçbir adayı partiye, bir hareket bir ivme kazandıramıyor. Cumhuriyetçi döneminin son bulduğu görülüyor. Clinton, Nevada'daki seçimleri de kazanarak Obama karşısındaki şansını arttırdı. 


Barack Obama, Demokratlar açısından  kötü bir aday  değildi. Ayrıca  seçimleri yakından izleyen bizim gibi ABD dışındaki halk Amerikanın  siyaset sahnesinde açıkça yeni oyuncular  görmek istiyor.Ancak siyah tenli Obama, başkanlık yarışında dışardan bakanlar için bile bir risk olarak görülüyor. Obama kalpleri kazanıyor ancak Hillary Clinton olaylara hakim ve deneyimli.

Dünya ABD'de siyasi istikrar dönemini, hissi davranışların sona ermesini istiyor.Obama ise dış siyasetinde önemli mesajlar vermiyor. Ve bağlayıcı konuşmuyor. Her ne kadar bir vaiz ve bir insanların gönlüne girebiliyorsa da, Hillary Clinton'nın birçok  açıdan değerlendirildiğinde Demokratlar için doğru aday gözüküyor..."

 

ABD'nin başkanlık yarışının bu iki önemli ismin de  insanların eşitliği konusunda, Martin Luther King'in 1963'te yaptığı ve "bir rüyam var" diye başlayan ünlü konuşmasına atıfta bulunmaları ilgi çekici... Bu da King'in Cumhuriyetçiler'den ziyade Demokrat Partinin seçim kampanyasındaki etkisini  gösteriyor olması. Clinton  seçim kampanyalarında King'den bahsederek  ayrımcılığa karşı olduğunu her fırsatta açıklaması, Obama için bir başka darbe sayılır.

Demokrat Parti'de yarış, Hillary Clinton ile Barack Obama arasında sürecek. Ancak beklendiği gibi, demokratlarda her şey  Hillary Clinton'un lehine gelişiyor. Cumhuriyetçi Parti'de ise şu anda John McCain, Mitt Romney ve Mike Huckabee'den oluşan üç adaylı bir mücadele bulunuyor.  New York'un eski Belediye Başkanı Rudy Giuliani ise ''kapalı bir kutu'' olma niteliğini koruyor.



Dünyaya Birlik Mesajı

 KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın geçtiğimiz günlerde Ankara'ya yaptığı ziyarette özel protokol uygulanarak dünyaya KKTC için anavatan ike birlik ve beraberlik içinde olan ama bağımsız bir devlet mesajları verildi. Hatırlanacağı üzere 2 yıl önce de Ankara’ya Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından davet edilen Mehmet Ali Talat, diğer devlet başkanları gibi Camlı Köşk’de değil,  Ankara Sheraton Oteli’nde ağırlanmıştı.

KKTC lideri Talat, bu kez Köşkte, bağımsız bir ülkenin devlet başkanı sıfatıyla ve askeri bir törenle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından karşılandı. Talat daha sonra da Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt tarafından karşılandı.

Bu üst düzey karşılamanın uluslararası mesaji ise şöyle: KKTC’nin  bayrağı, Cumhurbaşkanı, demokratik yolla seçilmiş parlamentosu, radyosu, televizyonu, havaalanı, polis ve askeri var... Hatta 21. yüzyıl standartlarındaki elektronik sürat kontrolü cihazları ve trafik polisleriyle modern otoyolları var, bağımsız ekonomisi ve uluslararası ilişkileri var.

Bütün bu gelişmelerin ardından Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis'in Türkiye'ye yapacağı ziyarette Kıbrıs konusunda adım atılması gerektiğinin vurgulanacağı, ikili ilişkilerde Kıbrıs probleminin bütün meselelerinin kilit noktası olduğu belirtilecek. Devlet kaynakları tarafından, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon'a Kıbrıs konusunda harekete geçmesinin hatırlatılacağını, ayrıca AB'den de verdiği sözleri yerine getirmek üzere çalışmalara başlamasının isteneceği vurgulandı.

 Birleşmiş Milletler teşkilatı artık harekete geçerek, alacağı yerinde bir kararla izolasyonları kaldırması gerektiğini anlamalı ve her iki taraf için de adil bir çözümü taraflara sunmalı. Aksi takdirde İslam Konferansı Teşkilatında gözlemci statüsü bulunan, Avrupa Birliği ülkelerinden İtalya'da yakın zamanda  açılan bürosunun yanında bazı Arap ülkelerinde de büroları açılan KKTC'nin dost ülkeler sayesinde kısa zaman içinde ayrı bir devlet olacağı kesinleşecektir.

Önümüzdeki Şubat ayında Kıbrıs Rum tarafında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri de bu sürecin nasıl işleyeceği konusunda ipuçları verecek.

Seçimi şu anda da iktidarda bulunan aşırı milliyetçi Tassos Papadopoulos yeniden kazanırsa, bu süreç hızlanacak, eğer rum kesimi halkı tercihini Dimitris Hristofyas'dan yana kullanırsa, süreçte beklenmedik bir sürprizle karşılaşma ihtimali yükselecektir.

Son Butto Suikasta Kurban Gitti

Babası Zülfikar Ali’nin idam edildiği, kardeşi Şah Nevaz’ın zehirlenerek can verdiği, ağabeyi Murtaza’nın ise silahlı saldırıda öldürüldüğü Pakistan’ın muhalefet lideri ve eski başbakanlarından Benazir Butto, miting alanında uğradığı saldırıda hayatını kaybetti.

Benazir Butto, hakkındaki yolsuzluk suçlamaları sebebiyle 8 yıllık sürgün hayatından sonra, geçtiğimiz ekim ayının 18’inde ülkesine dönmüştü. Karaçi’de, Butto’yu karşılayan yaklaşık 150 bin kişinin katıldığı destek gösterisi sırasında Butto’nun konvoyunun yakınında bombalı araçla saldırı düzenlenmişti. Butto’nun yara almadan kurtulduğu saldırıda 136 kişi ölmüş, 250 kişi de yaralanmıştı. Ülkesine dönerek 8 Ocak 2008’de yapılacak genel seçimlere hazırlanan Butto, seçim kampanyasını, “Yiyecek, giyecek ve barınma” sloganları üzerine kurmuştu.

 3 gün yas ilan edildi

Butto’nun suikasta kurban gitmesinin ardından ülkede 3 gün yas ilan edildi. Suikastın hemen ardından bir açıklama yapan Müşerref, barış çağrısında bulundu. Müşerref, Butto’nun teröristler tarafından öldürüldüğünü söyledi ve terörle mücadelede gösterdiği çabayı iki katına çıkarma sözü verdi.

Butto’nun öldürülğü haberine ilk tepki Rusya’dan geldi. Rusya Dışişleri Bakanlığı, “saldırının şiddetle kınandığını” duyururken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Butto’nun öldürülmesinin “barbarca” olduğunu söyledi. İntihar saldırısı, ABD tarafından da kınandı. ABD Başkanı Bush, Pakistan’ın eski Başbakanı Benazir Butto’yu öldürenlerin adalete teslim edilmeleri gerektiğini söyledi. Saldırı Afganistan, Almanya, Yunanistan, İtalya, İsrail ve Avusturya tarafından da kınandı.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-Moon, Pakistan’da muhalefet lideri ve eski başbakanlardan Benazir Butto’ya yönelik suikastı şiddetle kınadı. Öte yandan, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin, Pakistan’daki saldırının ardından acil toplanacağı açıklandı. Konseyin uluslar arası barış ve güvenliği tehdit eden terör saldırılarıyla ilgili bir açıklama yapılacağı bildirildi.

Ekim ayında dönmüştü

Pakistan Halk Partisi’nin kurucusu ve 1971-1977 yıllarında devlet başkanlığı ve başbakanlık yapan Zülfikar Ali Butto’nun kızı olan Benazir Butto, 1953’te Sindh eyaletinde toprak sahibi zengin bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. Harvard ve Oxford üniversitelerinde eğitim gören Butto, eğitimini tamamladıktan sonra, ordunun babasını devirmesinden hemen önce 1977’de ülkesine döndü. Babasının General Ziya Ül Hak’ın askeri yönetimi tarafından 1979’da idam edilmesinin ardından partinin liderliğine geçti. İlk kez 1988’de başbakan olan Butto, 1990’da dönemin devlet başkanı tarafından yolsuzluk suçlamasıyla görevinden alındı. 1996’da iktidarı Şerif’e kaptıran Butto, kocası Asıf Ali Zerdari ile birlikte yolsuzluk suçlamasıyla 1999’da 5’er yıl hapis ve para cezasına çarptırıldı. Butto, Müşerref’in yolsuzluk davalarından kovuşturmaya uğramayacağı garantisi vermesi üzerine 8 yıllık gönüllü sürgün hayatı yaşamış ve ekim ayında ülkesine dönmüştü. Butto, ocak ayında yapılacak genel seçimler için kampanya çalışmalarını yürütüyordu. Butto’nun 2’si kız, 3 çocuğu vardı.

Gül: Çok üzüldüm

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Butto’ya düzenlenen suikastı değerlendirken, “Çok üzüldüm. Daha önceden de tanıyordum kendisini. Son ziyaretimde güzel şeyler konuşmuştuk. Çok üzücü gerçekten. Pakistan halkına başsağlığı dilerim” dedi. Pakistan’a da huzur gelmesini diliyen Gül, “Herkes kendi ülkesine sahip çıkmalı, huzurlu olmalı, daha çok kan akmamalı” dedi. Gül, suikast sebebiyle Pakistan Cumhurbaşkanı Müşerref’e de taziye mesajı gönderdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, Müşerref’i telefonla arayarak başsağlığı dileklerini iletti. Dışişleri Bakanlığı da Butto’nun öldürülmesi olayını kınayarak, “Bu menfur saldırıların Pakistan’ı kargaşa ve istikrarsızlığa sürükleme amacına yönelik olduğu kuşkusuzdur” dedi. TBMM de suikastle ilgili bir bildiri yayınlayarak, saldırıyı kınadı.

Pakistan krizin eşiğinde

Pakistan’da 2007 hem siyasi krizin tırmandığı hem de terör eylemlerinin yükselişe geçtiği bir yıl oldu. ABD’nin teröre karşı savaşında önemli müttefiklerinden Devlet Başkanı Pervez Müşerref’in iktidarı kansız darbeyle ele geçirmesinden 8 yıl sonra, bu yıl mart ayında Yüksek Mahkeme’yi etkisiz hale getirme çabaları eşi benzeri görülmemiş gösterilerin düzenlenmesine yol açmıştı. Önümüzdeki ocak ayının 8’inde seçimlere gitmeyi planlayan Pakistan’da, sürgünden dönen Benazir Butto ve Navaz Şerif seçim çalışmalarını yürütüyordu. Butto’nun öldürülmesiyle, ülkedeki siyasi krizin kısa vadede yatışmayacağı, hâtta giderek daha da derinleşeceği tahmin ediliyor. Ölüm haberinin ardından bir çok ilde protesto ve şiddet olayı patlak verdi. Yakubabad kentindeki mahkeme binası ve bir kamu binası ateşe verildi. Ülkenin diğer şehirlerinde de şiddet olaylarının meydana geldiği bildirildi. Muhalefet lideri ve eski Pakistan Başbakanı Navaz Şerif, parlamento seçimlerini boykot edeceklerini açıkladı. Şerif, Devlet Başkanı Müşerref’in derhal istifa etmesi gerektiğini de söyledi.

Öldürüleceğini söylemişti

Pakistan Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref’le yaptığı anlaşmanın ardından 17 Ekim’de ülkesine dönen Benazir Butto, o günlerde şu açıklamaları yapmıştı; “Geri döneceğim için çok heyecanlıyım. Bunun, Pakistan’da demokrasiye dönüş için bir fırsat olacağına inanıyorum. Ama güvenlik açısından riskler bulunduğunu, beni öldürmek isteyen ve demokrasiye dönülmesini engellemeye çalışan kişiler olduğunu biliyorum...” Söylediği gibi de oldu. Daha döndüğü ilk gün ülkesinde büyük bir coşkuyla onbinlerce kişi tarafından karşılanan Butto’nun konvoyuna iki bombalı saldırı yapıldı. Olayda çok sayıda kişi ölürken Butto, yara almadan kurtuldu. Kararlılığına devam eden Butto, dünkü saldırıya kadar seçim çalışmalarını her gün patlamaların yaşandığı ülkede gerçekleştirmeye devam etti. El Kaide’nin Pakistan’daki liderlerinden Beytulah Mesud da, Butto’ya intihar saldırıları yapacağını açıklamıştı. Ölümüyle sonuçlanan dünkü suikast olayını gerçekleştirenlerin El-Kaide mi, yoksa yönetimin kontrolü dışında olan kesimlerin mi olduğunu ise zaman gösterecek. Ancak Pakistan’daki bütün bu problemlerin en iyi çözümü, mükemmel şartlar altında olmasa da ne olursa olsun genel seçimlerin yapılmasıdır. Seçimler, Pakistan’da istikrarın korunması, demokrasinin dönüşü ve gerçek bir sivil iktidarın kurulması için tek çare olarak görünüyor.



Türk Cumhuriyetleri yeniden kazanıldı

 Göreve seçildiği makamında 100. gününü dolduran Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Türk Cumhuriyetlerine ardarda yaptığı diplomatik temaslar, Türkiye'nin uluslararası sahnedeki güveni ve konumunu yeniden güçlendirdi.

Cumhurbaşkanı Gül, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nde Ahmet Necdet Sezer döneminde kaybolan bu enerji devi bölgeyi yeniden anavatana kazandırdı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, görevde olduğu 7 yıllık süre içerisinde Türk Cumhuriyetlerine bir kez bile resmi ziyarette bulunmadı. Sadece, 2001 yılında İstanbul'da yapılan “Türkçe Konuşan Ülkeler Zirvesi”ne katıldı. Buna karşılık Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün göreve başlaması ile petrol ve doğalgazın Batı pazarlarına taşınması konusunda kavşak konumuna geldi. Gül sırasıyla Azerbaycan, Gürcistan, Türkmenistan ve Kazakistan'ı kısa aralıklarla ziyaret ederek Türkiye'nin Orta Asya ve Orta Doğu'da önemli bir konuma gelmesini sağladı. Böylece Türkiye bu bölgelerin önemli oyuncusu olduğunu dünyaya yeniden kabul ettirdi.

Gül’ün ziyaretleri ile pekişen ilişkiler ışığında Avrupa Birliği'ne katılmak arzusunda olan Türkiye'nin, Batı'nın güvenli enerji köprüsü olma özelliğini de sağlanacaktır.

Abdullah Gül'ün, Cumhurbaşkanı olarak göreve başlamasının ardından Orta Asya başta olmak üzere inanılmaz etkin bir dış politika sergilediği üzerinde görüş birliği yapan dış politika uzmanları, komşu ülke Gürcistan ziyaretinin ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile 2007 yılının Şubat  ayında Cumhurbaşkanlığı görevine başlayan Türkmenistan Cumhurbaşkanı Gurbanguli Berdimuhammedov arasındaki görüşmelerin, Türkiye ile Orta Asya ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişmesi açısından büyük bir atılım amaçladığına dikkat çekiyorlar. Bu ziyaretin sadece ticaretle sınırlı kalmayacağının altının çizildiği görüşmelerde verilen mesajlarla Türk ve Türkmenlerin aynı halk olduğu, aynı dili konuştuğu ve köklerinin aynı olduğu her iki Cumhurbaşkanı tarafından da dile getirildi. Ziyaretteki en önemli gelişme, en kısa süre içerisinde her düzeyde mevcut sorunları çözüme kavuşturacak, enerji, kültür ve eğitim başta olmak üzere çeşitli alanlarda işbirliğini geliştirecek Türk-Türkmen hükümetler arası komisyonun oluşturulmasına ilişkin anlaşmanın imzalanması olmuştu.

iki ülke Cumhurbaşkanları arasında gerçekleşen görüşmelerde enerji kaynaklarının üretimi ve taşınması başta olmak üzere ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi konuları öncelikli olarak değerlendirildi. Türkiye uzun yıllardan beri Türkmen doğalgazının İran üzerinden taşınması ve daha sonra Avrupa ülkelerine satılması konusunda müzakere başlatmaya çaba gösteriyor. Cumhurbaşkanı Abdullahı Gül'ün bu ziyaretin ardından gerçekleştirdiği Kazakistan ziyaretiyle atılan diplomatik ve  ticari adımlarla bölge dostlukları iyice pekiştirilecek, sırayı diğer Türk cumhuriyetleri izleyecek.

   Bundan eminiz...

 

 

Susun Satış Yapıyoruz

 Yazımızdaki bu başlık bizzat Fransa Cumhurbaşkanı Nicolay Sarkozy'e ait. 

Libya lideri Kaddafi'yi ülkesine davet ederek  büyük eleştirilere maruz kalan Cumhurbaşkanı  Sarkozy, İnsan Haklarından Sorumlu Bakan Rama Yade'nin eleştirilerini, Kaddafi'nin ziyareti boyunca kendine saklamasını istedi. Ve 10 milyar Euro'luk anlaşma yaptıklarını belirtti.

Libya'nın milyarlarca dolarlık sivil ve askeri mal satın aldığını belirtti.Kendisine ders verenleri  kınayan Cumhurbaşkanı Sarkozy, Libya liderinin tartışmalı ziyaretine açıklık getirdi.  Fransız entelektüellerin "Bu bir teröristin resmi devlet ziyaretidir" şeklindeki eleştirileri üzerine Sarkozy, aydınları "Entelektüeller Paris'teki kafelerden ahkam keserler, ama hiç biri de elini bir şeye bulaştırmaz" diyerek cevapladı.

Başkan olarak seçildiği günden bu yana özellikle Kuzey Afrika ülkeleri Fas , Libya  ve Cezayir'e yaptığı bu üçüncü ziyaretle ekonomik yönünden geri adımlar atan ülkesinin mallarını satmak için 2büyük bir oyun"içinde olduğu dünya siyşasi analisleri tarafından da yazılıp çizilmeye başladı. İran'a nükleer enerji üretiminden dolayı sert ifadeler kullanarak ABD'nin çok gönlünü alan Sarkozy "Büyük oyunu"na böyle başladı Sarkozy'nin en büyük hedefi Arap ülkelerine mal nükleer satış gerçekleştirmek.

Önce Çin ile başladı. sonuç ise çok parlak 20 milyar Euro'luk teknolojik satış. Arkasından ziyaret sebeplerini Cezayir soykırımına, özür dilemeğe, halkın gönlünü almaya geldiğini zanneden bu affedici halk  büyük bir sevgiyle karşıladı Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy'yi .Ancak ziyaret sonunda ortada herhangi bir özür yoktu, sadece 14 milyar dolarlık mal satıldığı  anlaşıldı. Fransızların bütün petrol arama ve üretim şirketleri de nükleercilerle birlikte birer anlaşma imzalamış bulunmaktalar.

Fransa Cezayir'e Atom Araştırma Merkezi kuracağı gibi, Uranyum araştırma ve temini, her türlü teknoloji transferi, nükleer enerji üretim tesisleri, bu hususta her türlü formasyon ve donanımı vereceğine dair ikili anlaşmayı imzaladı bile… Temmuz ayında, Bulgar hemşirelerin serbest bırakılması ile ilgili olarak Kaddafi ile imzalanan protokolde Sarkozy önce ayrıldığı eşini arabulucu olarak gönderdikten sonra kendisi ziyaret ederek Libya lideri Muammer Kaddafi'yi ticari anlaşmalar için ülkesine davet etti ve 10 milyar Euro'luk anlaşmalara imza etıldı.Sırada mı diğer ülkeler birbirini izleyecek. Büyük paralar kazandığı  silah satışlarına gelirsek.

Fransa, İran dışındaki ülkelere vereceği Uranyum ve Plutonyum'un askeri amaçlı olarak kullanılmayacağını taahhüt etse de bir çok küresel sivil toplum kuruluşu tarafından " silah korsanı " olarak nitelendiriliyor ve terörist gruplar dahil bir çok ülkeye " el altından " silah satmakla suçlanıyor. Zaten, Fransa'nın silahlarını Kolombiya, Çin, İsrail, Pakistan, Rusya ve Çad üzerinden dünyaya sattığını bilmeyen yok.

 

Tarihin gerçek yüzü .....   Katliamı Ermeniler yaptı

 ABD, nihayet tarihi gerçek olan belgeleri birer birer dünya kamuoyuna açıklıyor.

Geçen hafta çarşamba günü Ermeniler, Temsilciler Meclisi Uluslararası İlişkiler Komitesi üyelerine, 21'e 27 oyla Osmanlı İmparatorluğu ve halefi Türkiye'mizi   soykırımla itham eden bir yasa tasarısını kabul ettirmeyi başardılar.

Tarihe dayanan bir yasa tasarısı, Ermenilerin katlini kınadığı şiddetle, çöküşün eşiğindeki Osmanlı İmparatorluğunun masum Müslüman halklarının Ermenilerce katlini de kınamalıydı.

The Washington Times'da  yayınlanan Amerikan arşiv belgelerinde şu ifadeler yer alıyor:

"1919'da ABD adına resmi bir görevle Doğu Anadolu'da bulunan Yüzbaşı Emory Niles ve Arthur Sutherland şöyle bildiriyordu: "Bitlis'ten Van'a, oradan da Beyazıt'a kadar bütün bölgedeki zarar ve yıkımın Ruslar çekildikten sonra ülkede işgalci olarak kalan ve Türk ordusu ilerlediğinde Müslümanlara ait her şeyi yakıp yıkan Ermenilerce yapıldığını öğrendik. Üstelik Ermeniler, Müslüman halka cinayet, tecavüz, kundaklama ve daha pek çok korkunç zulümler yapmakla suçlanıyorlar. Önce bu anlatılanları kuşkuyla karşılamıştık, ama sonunda inanmaya başladık, zira bütün tanıkların ifadeleri birbirini aynen tutuyordu ve somut delillerle de destekleniyordu. Sözgelimi Bitlis ve Van'da dokunulmadan bırakılanlar sadece Ermeni mahalleleri idi.Oysa Müslüman mahalleleri tamamen yerle bir edilmişti."

Niles ve Sutherland'ın Van'daki olaylarla ilgili anlattıklarını, Amerikan ve Alman görevliler de destekliyordu. Amerikalı Clarence Ussher raporunda, Ermenilerin Türk erkekleri "öldürdüğünü" yazıyor ve günlerce "Yaktılar ve öldürdüler" diyordu. Bir Alman görevli ise, "Ermenilerin insafına kalmış çaresiz Türk kadınlarının hafızası o zamandan kalma son derece acı hatıralarla dolu" diye aktarıyordu izlenimlerini.

Lousiville Üniversitesinden Justin McCarthy, I. Dünya Savaşı ve Türklerin Kurtuluş Savaşında yaklaşık 2.5 milyon Anadolulu Müslüman'ın öldüğünü belirtiyor. İşgalci Rus güçlerinin yardımıyla Ermeniler tarihi vatanlarının iadesini istediklerinde Doğu Anadolu'daki "Altı İl"de bir milyonu aşkın insan öldü. Oysa en sağlam hesaplamalara göre, savaşta ve sonrasında ölen Ermenilerin sayısı 150 bin ile 600 bin arasında. Ölen Ermeni sayısı siyasi baskı ve propagandayı izleyen yıllar içinde 1.5 milyona çıktı. Dış İlişkiler Komitesi üyeleri, Ermenilerin çektikleri karşısındaki nefret duygularını ifade ettiler, ama Ermenilerin Müslüman halka çektirdiklerine hiç değinmediler. Komite, Osmanlı başkenti İstanbul'da Ermenilerin, Ermeni patriğine suikast ve camiden çıkarken sultana suikast girişimi gibi eylemleriyle 60 yıl boyunca sürdürdüğü terörü de yermedi. Ermeni fanatikler terörü ABD ve Avrupa topraklarına da ihraç etti: Üçü Los Angeles'da, biri de Boston'da 70'i aşkın Türk diplomatı öldürdüler.

Yasa tasarısının ardındaki öncü lobi grubu ve Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi ile diğer üyelerinin başlıca destekçisi Amerika Ermeni Ulusal Komitesi'nin (ANCA) o yıllardaki başkanı Murad Topalyan BM nezdindeki Türk temsilciliğini bombalama komplosuna karıştığı için 36 ay hapse mahkum edilmişti. Ancak Topalyan ne Amerikalı Ermeniler, ne de onların Kongre'deki sözcüleri tarafından terörist olarak yaftalandı. California-Los Angeles Üniversitesinden  Profesör Stanford Shaw'un evine, Ermeni soykırımı iddiasını sorguladığı için yangın bombası atıldı. Benito Mussolini gibi Ermeniler de, gerçeğin temsili bir süngünün ucundaki iddia olduğuna inanıyorlar.

Avrupa'da Ermeni soykırımı iddiasına inanmamak Holokostun inkarıyla eşdeğer bir suç. Ancak Holokost Nuremberg Mahkemesinde ispatlandı. Oysa Ermeniler soykırım iddialarını Uluslararası Adalet Divanına getirmeyi düşünmediler, çünkü tarihi gerçeklere dayanmıyor. Osmanlı arşivleri açık olduğu halde çok önemli Ermeni arşivleri, Ermenilerin terör ve katliamlarına dair delilleri gizlemek için kapalı tutuluyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


© Copyright 2007
Privacy Policy
 Term of Use

www.forumgazetem.com 
 
 
  home | about us | advertise with us|  | subscribe | newsstands | contact us| FAQs