|
Baba - Kız New York'u Fethedecekler
Usta
tiyatrocu Sönmez Atasoy ve kızı Fadik Sevin Atasoy, New York Türk Sanat
Topluluğu’nun kurulmasına öncülük etmenin mutluluğunu yaşadılar. Tiyatrocu
aile şimdi ekip arkadaşları ile birlikte Mayıs ayında New York'ta
sahneleyecekleri oyunla bu ülkede yaşayan tiyatroseverlerin karşısına
çıkmaya hazırlanıyor.
“Tiyatrosuz bir toplum yeni doğmuş bir çocuk sayılır” sözü, tiyatro ile
ilgili bilinen en meşhur sözlerdendir. İki güzide ismin katkıları ile artık
Amerika’da da Türk tiyatrosu resmen kurulmuş ve Türk toplumu kültür
enstrümanlarından bir eksiğini daha tamamlamış oldu. Bundan bir kaç sene
evvel sizlere usta tiyatrocu Sönmez Atasoy ile yaptığım bir röportajı
sunmuştum. Biz, tek gözümüzdeki perdenin kalkması için dua ederken Allah
bize iki göz verdi. Usta tiyatrocumuzun yine başarılı bir oyuncu olan kızı
Fadik Sevin Atasoy, babası ile birlikte New York Türk Sanat Topluluğu’nun
kurulmasına öncülük ederek, Amerika’daki Türk tarihinin sayfalarına altın
mürekkeple yazılmış bir not düşmüş oldular. Yine Atasoy’ların da yer alacağı
Kanlı Nigar oyunu ile Türk Tiyatrosu Mayıs ayında becerilerini sizlerin
beğenisine sunacak. Orta oyununun büyük ustası İsmail Dümbüllü “Seyircinin
kararı kesindir, temyize gitmez” demiş. İşte bu zor işe kalkışan New York
Türk Tiyatrocularına önderlik eden Baba-kız ile perde arkasında yaptığımız
söyleşi. Nakş-i sun’un remz eder hüsnünde rü’yet perdesi Hâce-i hükm-i
ezeldendir hakikat perdesi Sîreti sûrette mümkündür temâşa eylemek Hâil
olmaz ayn-i irfâna basiret perdesi...
Sönmez Atasoy: "Sanat insanları birleştirir.” Böyle bir girişimden
beklentiniz nedir? Sanatın bütün verilerinden olduğu gibi tiyatronun da
katkıları ile Ameri-ka’daki Türklerin yeniden bir şahlanışa geçmesini
sağlamaktır. Ayrıca, bizim yaptığımız şey Amerikalı’nın ve diğer unsurların
sanatına bir katkıda bulu-nabiliyorsa ondan da büyük bir mutluluk duyacağız.
Öncelikli hedeflerimiz, Amerika’daki gençlerimizin sanat yetilerini
geliştirecek bir alan sağlamak, bu alanda eğitimler vermek ve güzel
Türkçemizin canlı, doğru ve etkili olarak konuşulmasına ortam sağlamak
olacaktır. İki ülke arasında gidip gelmek sizi yormuyor mu? New York benim
de vatanım. Türkiye gibi. Hiç yabancılık hissetmiyorum. İkisini ayırmıyorum
da. Ben buraya vatanıma geliyorum gibi geliyorum. Burası aynı zamanda burada
yaşayan Türklerin vatanı olduğu için, bize de ikinci bir yuva gibi gözüküyor.
İki ayrı güzelliği yanyana göstermek için bütün çabamız. Sanat insanları
birleştirir. Birbirine tanıştırır. İnsanı insana insanla anlatan en etkili
olaydır tiyatro. Amerika’da Yerleşik Türk Tiyatrosu oluşumuna şu ana kadar
aldığınız tepkiler nasıl? Burada bir ilke adım attık. Onun heyecanı var. Az
önce bir bisikletçi Türk delikanlı geçerken bizi gördü ve; “Aaa, Halo dayı,
siz misiniz?” dedi. Evet de-yince; “Burada tiyatro yapacakmışsınız, doğru mu?”
diye sordu. O beni cok heyecanlandırdı. Biz daha işe başlamadan haberi
herkese yayılmış… Çalışmalar nasıl gidiyor? Buradaki tiyatrocu
arkadaşlarımız hemen sahip çıktılar, çalışmalar başladı. Hedeflerimiz
gerçekleşecek gibi görünüyor. Düşünce olarak da gereken yerlere ulaştı
sanırım. Kanlı Nigar bizim repertuarımız olacak. Başka oyunlarda
hazırlanacak... Amerika’daki Türklere kalıcı bir tiyatro bırakmak asıl
amacımız. Bu çok üze-rinde durulması gereken bir konu… Babasının izinde bir
tiyatro aşığı: Fadik Sevin Atasoy.. Fadik hanım, yaptığınız mesleğin içinde
doğmak size neler kazandırdı? Tiyatronun içinde doğmak bana en başta
disiplini ve çalışkan olmayı öğretti. Ama, babam her zaman der, “Fadik benim
kanatlarımın altında olmadı” diye… Ben mesleğim de katettiğim yol açısından,
göğsümü gere gere söyleyebilirim ki; Ailesi tiyatrocu olmayan birisi gibi
büyüdüm neredeyse... Konservatuarı burslu kazandım. Dev-let Tiyatrolarında
altı sene kadrolu hizmet verdim. Bulgaristan’da ilk Türk tiyatrosunu kuran
üç kişiden biriyim. Sonra sinema başladı, televizyon başladı. Ve şimdi ne
kadar gurur verici bir şey ki, babam New York’da böyle bir tiyatro kuruyor.
Bu ondan aldığım en büyük hediye. Buradaki oluşumun içinde olma sürecinizden
bahseder misiniz? Türkiye’den tek başıma gelmedim. Oradaki izleyicilerin
temenni ve dua-ları ile buradayım. Öncelikle onların selamını buradaki Türk
seyircisine iletmek istiyorum. Buradaki Türk seyircisinin de oradaki
vatandaşlara ve vatana özlemi var. Biz bu iki hasretlik arasında köprü
olmayı seçtik. Bundan dolayı, bu oyunun içerisinde olup, Kanlı Nigar’ı böyle
güzel ve yetenekli arkadaşlarla çalıştığım için çok mutluyum. Bir sanatçının
en büyük haya-linin gerçekleştiği andır bu. İlk defa Türk Tiyatrosu
Amerika’da resmi anlamda Türkler için, Türk oyuncular tarafından kuruluyor.
İnşallah alnımızın akı ile bu işin içinden çıkacağız. Mayısta Kanlı Nigar
açılışını yapıyoruz. Sonrada diğer eyaletleri gecezeğiz. Ve bir çok eyalette
inşallah bu oyunu sergileyeceğiz. Meslek hayatınızın zirvesinde, gündemde
olduğunuz bir dönemde oynadığınız dizideki rolünüzü bile bırakarak geldiniz
buraya... Nedir buna sebep? Evet. Hatta yapım şirketim, yönetmenim de
kızdılar bana. Ama, nedenini söylediğimde bana hak verdiler. İnşallah
arkamdan sitem etmiyorlardır. Çünkü ben burada gerçekten tiyatroya aç,
gözleri pırıl pırıl parlayan insanlarla buluştum. Onlarda benim için iyi
olanı dilemişlerdir inşallah. Burada 500 binden fazla Türk var, ama bugüne
kadar bir tiyatroları olmadı. Bize bu işin öneminden bahsedermisiniz biraz?
Baktığımızda İtalyanların, İspanyolların etnik tiyatrosu var. 2000’li
yıllara gelmişiz, bir Türk tiyatrosu kurulamamış. Çok acı bir şey bu. Şimdi
en azından sahip çıkabileceğimiz, bizim, sizin, hepimizin olan bir
tiyatromuz oluyor. İlk etapta sadece Türk seyircisine oynanır ama, belli
olmaz, ilerde İngilizce oyunlarda oynanabilir. Neden olmasın? Tabi ki Türk
oyunlarının çevirisi olan İngilizce oyunlar olmalı öncelikle bunlar… Burada
gördüklerinizden sizi etki-leyen bir şey var mı? Ulaşmak istediğiniz
hedefleriniz var mı? Ben sadece oynamak, oynamak, oynamak istiyorum. Sinema,
Tiyatro, Televizyon... Oynadığım yer neresi ise orası benim vatanım. Ben
böyle bakı-yorum. Son olarak bir mesajınız var mı? Bu gönül ile yapılan bir
şey. Yürekle yapılan bir şey. Özellikle New York Türk seyircilerine diyorum
ki: Tiyatro onların, gelsinler, sahip çıksınlar, sonuna kadar kucağımız açık
onlara…
Röportaj: Cahit Oktay
"Endişeler
Araştırması"nın sonuçlarına göre, Türkiye’de kişisel korkular içinde "aile
içinde ölüm ya da ciddi hastalık/yara-lanma" yüzde 47 ile birinci sırada yer
alıyor. Bu korkunun en yüksek olduğu ülke Bulgaristan. En düşük olduğu
ülkeler ise İngiltere (yüzde 16) ve ABD (yüzde 16). Endişelerle başa çıkmada
"din"i en fazla referans gösteren ülke yüzde 24 ile ABD olurken, ikinci
sırada yüzde 20 ile Romanya ve Hindistan yer alıyor. Üçüncü sırada yüzde 15
ile Türkiye geliyor.
Türk milletinin en korktuğu şey belli oldu. Araştırma şirketi GfK’nın,
Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 20 ülkede gerçekleştirdiği "Endişeler
Araştırması"na göre, Türkiye'de kişisel korkular içinde "aile içinde ölüm ya
da ciddi hastalık/yaralanma" yüzde 47 ile birinci sırada yer alıyor. "Eşten/sevgiliden
ayrılma endişesini" en çok Ruslar ve Türkler duyuyor. Dünyanın 5. büyük
araştırma grubu olan GfK’nın Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 20 ülkede
Eylül-Ekim 2007 tarihlerinde 21 bin kişi ile yüzyüze görüşerek yaptığı "Endişeler
Araştırması"nın sonuçlarına göre, Türkiye’de kişisel korkular içinde "aile
içinde ölüm ya da ciddi hastalık/yaralanma" yüzde 47 ile birinci sırada yer
alıyor. Bu korkunun en yüksek olduğu ülke Bulgaristan. En düşük olduğu
ülkeler ise İngiltere (yüzde 16) ve ABD (yüzde 16).
ENDİŞESİ
OLMAYANLAR YÜZDE 13
Türkiye’de "bir endişem yok" diyenlerin oranı yüzde 13 olarak belirlenirken
"bir endişem yok" diyenlerin en az olduğu ülkeler İspanya ve Bulgaristan
oldu. Endişesi olmadığını belirtenlerin en fazla olduğu ülkeler yüzde 43 ile
İngiltere ve yüzde 37 ile ABD. İşsizlik, finansal kriz korkusunun en yüksek
olduğu ülke yüzde 24 ile Yunanistan. Yunanistan ayrıca, işle ilgili
endişeleri olanların da en yüksek olduğu ülke konumunda.
YA KARIM BENİ TERK EDERSE
Eşten/sevgiliden
ayrılma endişesinin en yüksek olduğu ülkeler Rusya ve Türkiye, en düşük
olduğu ülke Yunanistan. "Yaşamın gidişatı ile ilgili genel endişe"
duyanların en fazla olduğu ülke Hindistan olurken, en düşük olduğu ülkeler
İsviçre ve ABD. Korkularını belirtenler arasında hemen hemen tüm ülkelerde
kadınların oranı, erkeklere göre daha yüksek görülüyor.
ABD’LİLER "DİN"E SARILIYOR
Araştırma
sonuçlarına göre, endişeleriyle başa çıkarken "arkadaşlarıyla/ailesiyle/sevgilisiyle"
konuştuğunu belirtenlerin en fazla olduğu ülke yüzde 70 ile İsveç.
Türkiye’de ise bu oran yüzde 51. "Arkadaşlarıyla/aileyle/sevgilisiyle"
konuşarak endişeleriyle başa çıkanların en az olduğu ülkeler ABD (yüzde 31)
ve Rusya (yüzde 30). Endişelerle başa çıkmada "din"i en fazla referans
gösteren ülke yüzde 24 ile ABD olurken, ikinci sırada yüzde 20 ile Romanya
ve Hindistan yer alıyor. Üçüncü sırada yüzde 15 ile Türkiye geliyor.
İNGİLİZLER, PROFESYONELLERDEN YARDIM ALIYOR
Araştırmaya
göre, "medikal ya da terapi olarak profesyonellerden yardım alma" eğiliminin
en yüksek olduğu ülke yüzde 11 ile İngiltere. "Endişelerin üstesinden gelmek
için kendini zorlayanların" en fazla olduğu ülke ise yüzde 40 ile İtalya. En
düşük olduğu ülke ise yüzde 9 ile İsveç ve Hindistan. TÜRKLER, KONUŞARAK
ENDİŞELERLE BAŞA ÇIKIYOR GfK’nın "Endişe Araştırması"na göre, Türkiye’de
endişelerle başa çıkma yollarının en popüleri yüzde 51 ile "Arkadaşlarıyla/aileyle/sevgilisiyle"
konuşmak. Türkiye’de endişelerle başa çıkma yolları içinde ikinci sırada
yüzde 19 ile "üstesinden gelmek için kendini zorlama" ve üçüncü sırada ise
yüzde 15 ile "din" geliyor. Bu yöntemleri, "iş arkadaşlarıyla konuşma" (yüzde
3), "medikal ya da terapi olarak profesyonellerden yardım arama" (yüzde 3),
"Korkuları inkar etme/yok sayma" (yüzde 2), "alkol/hafif uyuşturucular
kullanmak" (yüzde 1) takip ediyor kaynak: İnternethaber
New York Türkevi’nde gerçekleştirilen FB USA Genel Kurulunda, üyeler yeni
dönem başkanını seçti. Genel Kurul öncesi, Türkevi’nde FB-GS maçını seyreden
üyeler daha sonra Divan Başkanı seçilen Cemil Özyurt yönetiminde seçimi
tamamladı. İlk sözü alan eski dönem başkanı Turgay Kadıoğlu, yönetimdeki
arkadaşları ile beraber çok başarılı bir dönem geçirdiklerini belirterek,
kendilerini destekleyen herkese teşekkür etti.
Bu
dönem içerisinde Fenerbahçe’nin desteğinin her zaman yanlarında olduğunu
söyleyen Kadıoğlu, FB USA olarak klübü Amerika’da en iyi şekilde temsil
ettiklerini söyledi. Yapılan baloların çok başarılı şekilde geçtiğini ve
basında geniş yer bulduğunu söyleden Kadıoğlu ayrıca FB Kürek takımına
sponsor olduklarını ve Boston’daki kürek yarışmalarında tüm takımlar içinde
ikinci olmalarından dolayı gurur duyduklarını söyledi. Daha sonra, Genel
Kurulda Başkanlık seçimlerine tek aday olarak çıkan Ekmel Anda, oy çoğunluğu
ile yeni dönem başkanı seçildi. Kısa bir konuşma yapan yeni başkan Anda,
Yönetim Kurulunu iki hafta içinde açıklayacağını belirterek, tüm üye ve
takım arkadaşları ile birlikte çalışmalarına devam edeceklerini sözlerine
ekledi. Haber: Ali Çınar - Fotoğraflar: Burak Eyiakkan
COLUMBIA ÜNİVERSİTESİNDE TÜRKİYE’DE İSLAM PANELİ
Amerika'nın en prestijli üniversitelerinden olan Columbia Üniversitesi'nde
yapılan 'Türkiye'de İslam' isimli konferans büyük yankı uyandırdı. Yirmiye
yakın kendi alanında başarılı konuşmacının iştirak ettiği iki günlük
konferansta; İslam ve Osmanlı İmparatorluğu, 20. Yüzyılın İslami Hareketleri,
Türkiye’de Nurculuk ve Gülen Hareketi, Nakşibendilik geleneği, AK Parti’nin
son seçimlerdeki grafiği ve Müslüman Türkiye’de kadın hakları gibi tebliğler
sunuldu.
Üstün Ergüder, Richard Bulliet, Jenny White, Nursuna Memecan, Mustafa Akyol,
İhsan Dağı ve Henri Barkey gibi isimlerin konuşmacı olarak katıldığı ve
koordinatörlüğünü Lucinda Mosher’in yaptığı konferansın ana sponsorluğunu
Turkish Cultural Center, Middle East Institute ve Institute of Turkish
Studies üstlendi. "İslam ve Osmanlı İmparatorluğu" oturumunda, Columbia
Üniversitesi tarih profesörü David Cutchell ve Niagara Üniversitesi tarih
bölümü öğretim görevlisi Yrd. Doç. Mustafa Gökçek Osmanlı İmparatorluğunda
İslam'ı ele aldı. "20. Yüzyılın İslami Hareketleri" oturumunda da Nakşibendi,
Nursi hareketleri ve Alevilik tartışılırken ikinci gün konferansta ise
ağırlıklı olarak, "Türkiye, İslam ve Uluslararası Arena, AKP ve İslam,
İslamda Kadın" konuları ele alındı. San Diego Üniversitesi Siyaset Bilimi
öğretim görevlilerinden Yrd. Doç. Ahmet Kuru'nun "İslam ve Laiklik: Türkiye
Örneği" başlıklı sunuşunun ardından Lehigh Üniversitesi uluslararası
ilişkiler bölümü öğretim üyelerinden profesör Henri Barkey, Türk dış
politikası konulu konuşma yaptı. Türk dış politikasının, Özal dönemi dışında,
AK Parti dönemine dek fazla aktif olmadığı görüşünü savunan Barkey, AK
Parti'nin Türk dış politikasına daha farklı ve aktif anlayışa sahip bir
boyut kazandır-dığını olaylardan örnekler vererek anlattı. Konferansın
ikinci günü daha önceden “Sultan’s Seal” ismini taşıyan ve II. Abdülhamit
dönemini konu edinen romanı ile tanıdığımız Boston Üniversitesi öğretim
üyesi Prof. Dr. Jenny White'ın konuşması ile başladı. "Türkiye'de kadınlar
erkek himayesi altında" iddiasında bulunan White, Türkiye’nin kadın hakları
yönünde ilerleme kaydettiğini, ancak yeniliklerin halk tarafından henüz
benimsenmediğini, dolayısı ile yaşama geçirilemediğini savundu. Türkiyedeki
seküler kesim kadınları ile dindar kadınlar arasındaki ilişkiye de dikkat
çeken White; “İki kesim arasında çok büyük problemler görünmüyor.
Farklılıklar daha çok düşünce bazında. Dindar kesimin daha çok günlük
yaşamda yer almasından kaynaklanan bir rahatsızlık var. Ancak, Sayın
Ergüder’in gösterdiği istatistiklere de bakılırsa, başörtülü kadınların daha
sık görülmesine rağmen örtünen kadın sayısının Türkiye’de aşagı bir grafik
çizdiğini görüyoruz. İki kesim daha fazla bir araya geldikçe, aynı ortamları
paylaştıkça, aradaki problemler o nisbette azalacaktır diye düşünüyorum.”
dedi. Memecan; “AK Parti, henüz Türkiye’de kendini anlatabilmiş değil”
White’ın ardından bir konuşma yapan AKP'li milletvekili Nursuna Memecan,
Türk kadının hem politikada hem de eğitim ve sosyal hayatta ağrılığının
gittikçe arttığını savundu. Memecan, son seçimlerle TBMM’de kadın vekil
sayısının 50’ye ulaştığını belirterek, gidişatı çok olumlu bulduğunu dile
getirdi. Memecan, "Ben bunu demokratik değerlerin yerleşmesi ve kadın
haklarının daha çok yerleşmesi bakımından harikulade bir hareket olarak
görüyorum." dedi. Prof. Dr. Jenny White'ın "Türkiye'de kadınlar erkek
himayesi altında" yönündeki tesbitine katılmadığını belirten Memecan: "Himaye
kelimesini kendim adıma sevmiyorum ve bunu da kabul etmek istemiyorum bir
kadın olarak. Demokratik sistemle yönetilen bir ülkede kadının başkasının
himayesine gerek duyacağına inanmıyorum." şeklinde sözlerini tamamladı.
Nursuna Memecan ikinci günün sonunda Forum Gazetesi için yaptığı açıklamada;
“Özellikle AKP için yapılan konuşmalara ve sorulan sorulara bakıldığında
henüz AKP kendini anlatabilmiş, ya da insanlar AKP’yi anlayabilmiş diyemem.
Daha dün diyebileceğimiz kadar yakın bir zamanda kurulup üstüste iki seçim
kazanan ve Türkiye’ye başta ekonomik değerler olarak bir sıçrama yaşatan bu
partinin üzerinde iyi çalışılması gerekir.” dedi. Ergüder: AKP gücünü Sağlık
ve Eğitimde yaptığı devrimden aldı Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi ve
İstanbul Politika Merkezi Direktörü Prof. Dr. Üstün Ergüder, son seçimleri
“22 Temmuz'u Türk demokrasisine olan güvenin bir ifadesidir”şeklinde
yorumladı. Ergüder, AKP'nin son beş yılda sağlık ve eğitim konularında
devrim niteliğinde değişimlere imza attığını belirterek, "Son seçimlerdeki
başarısının altında bence bu iki konu en önemli etkendir." dedi. AKP'ye oy
verenlerin bu partiyi İslami yönünden değil ekonomik ve demokratik alanlarda
başarısından dolayı tercih ettiğini anlatan Ergüder, Refah ve Fazilet
partileri ile AKP'nin bir tutulamayacağını sözlerine ekledi. Son güne
damgasını vuran konuşmalardan birisi de gazeteci yazar Mustafa Akyol’un
konuşması oldu. Akyol, günümüz Türkiyesinde Kemalistlerin bile karşı çıktığı
liberal fikirlerin “İslamcılar” tarafından benimsendiğini, nitekim
Türkiye’nin giderek bir “Müslüman-liberal sentez” geliştirdiğini vurguladı.
Akyol, Star gazetesinde daha sonra bu konuda yazdığı yazıda da şu ifadeleri
kullandı: “Konferansın içeriği alabildiğine zengindi. Benim için akılda
kalan notlardan biri, Osmanlı’nın son döneminde ‘İslam Mecmuası’ çevresinde
bir araya gelen Ziya Gökalp gibi Müslüman entelektüellerin, klasik fıkıhtaki
‘örf’ kavramından yola çıkarak laik hukuka meşruiyet sağlamış olmalarıydı.
Bu gibi örnekler veren Niagara Üniversitesi tarihçisi Prof. Mustafa Gökçek,
‘laikliğin İslami bir perspektif içinde de savunulabileceğini, bu geleneğin
Türkiye’de var olduğunu’ vurguladı.” Akyol ayrıca, konferanstaki konuşmada
batı toplumlarında yükseltilmeye çalışılan İslamofobia konusunda; Önümüzde
bir Hitler, bir Kuzey Kore örneği var, İspanya’da yaşanan şiddet olayları
var” diyerek, şiddet ve terörün sadece İslam toplumlarının problemi
olmadığını ileri sürdü. Konferansa iki gün boyunca 300 civarında dinleyici
katılırken, Columbia Üniversitesi’nde dünyaca tanınan katılımcılar
tarafından bu içerikte bir etkinliğin gerçekleştirilmesi olumlu bulundu.
Etkinlik Türk medyasında da geniş yankı buldu. Cahit Oktay – New York
TÜRKLER EN ÇOK ABD'DE
HARCAMA YAPTI
MasterCard
Türkiye'nin yurt dışı harcama verilerine göre, Türk vatandaşları Mayıs-Eylül
2007 döneminde MasterCard kredi kartı ile en fazla işlem ve en çok harcamayı
ABD'de yaptı.
Verilere göre, Türkiye'den yurt dışına çıkan turistler bu dönemde toplam 1
milyon 817 bin 171 işlem sonucu 222 milyon 631 bin 286 dolarlık harcama
gerçekleştirdi. Türkiye'den çıkan turistlerin işlem adetleri ve
harcamalarının ortalamaları dikkate alındığında, bir işlem başına 122,5
dolarlık harcama düştü.
MasterCard
kredi kartı ile en fazla işlem ve en çok harcama ABD'de yapıldı. ABD'de
ortalama 384 bin 115 işlem gerçekleştiren Türk turistler, 194 bin 946
işlemle İngiltere'de, 169 bin 589 işlemle Almanya'da MasterCard kredi
kartlarını kullandı.
Verilere
göre, Türkiye'ye gelen turistlerin yaz döneminde MasterCard kredi kartları
ile gerçekleştirdiği harcamalara bakıldığında, en fazla işlem adedi ve
harcamayı Alman turistler yaptı. 959 bin 212 adetlik işlemle ilk sıraya
yerleşen Almanları, 766 bin 565 adet işlemle Hollandalılar, 567 bin 642
adetlik işlemle İngilizler, 314 bin 557 adetlik işlemle ABD'liler ve 213 bin
56 adetlik işlemle Rus turistler takip etti.
MasterCard
Güney Doğu Avrupa Genel Müdürü Özlem İmece, yaptığı değerlendirmede, önceki
yılın aynı dönem verileri ile karşılaştırıldığında Türkiye'den yurt dışına
çıkan turistlerin hem işlem adetleri hem de harcamalarında neredeyse yüzde
50'ye varan bir artış olduğunu bildirdi.
a.
|

Ünlü Tarihçi Prof.
Justin McCarty: Soykırım asla olmadı, ölüm sebebi açlık ve hastalık
Florida Üniversitesi Türk Öğrencileri Birliği, bugüne kadar
gerçekleştirdiği en önemli organizasyona imza attı. Yıllardır,
görmezden gelinen 'Sözde Ermeni Soykırımı' meselesinin altında yatan
gerçekleri ortaya koymak üzere bir program hazırlayan öğrenci
birliği, Prof. Dr. Justin McCarty'yi Florida Üniversitesi’ne davet
ederek, gerçeklerin ortaya konulmasına aracı oldular. Ünlü tarihçi
Prof. Dr. Justin McCarty, Florida Üniversitesi’nin 800 kişilik
konferans salonunda yaptığı konuşmada bi-limin ve gerçeklerin
ışığında 'Sözde Ermeni Soykırımı' hakkında doğrularını bu konuyla
ilgilenen Türk ve Amerikan vatandaşlarına anlattı. “Ermeniler göç
yolunda açlıktan ve hastalıktan dolayı ölmüştür.” diyen McCarthy,
“soykırım olduğunu söylemek kesinlikle haksızlıktır ve yanlıştır.”
diye konuştu. Ermenilerin bağımsızlık için gerilla grupları
kurduğunu ve sistemli olarak Türklere saldırdıklarını söyleyen
McCarthy, Ermenilerin başka bölgelere tasfiyesinin (tehcir) çok
normal bir girişim olduğunu, zira Rusya’nın desteğini arkasına alan
Ermenilerin çok büyük bir ayaklanma yapmaya çalıştıklarını
hatırlattı. Türk Öğrenci
Derneği
Başkanı Altan Özler de ABD'deki Ermeni lobisinin çabaları sonucunda
Türkiye ile ilgili olarak ortaya atılan iddiaların asılsız olduğunu
ulaşabildikleri en geniş kitleye anlatmak amacıyla düzenledikleri
konferansın, amacına ulaştığını söyledi. Prof. Dr. Justin McCarty
Kimdir? Kentucky eyaleti Louisville Üniversitesinde öğretim
görevlisi olan Prof. Dr. Justin McCarthy, Osmanlı İmparatorluğu ve
Balkan tarihi konusunda uzman. Bir sure Orta Doğu Teknik
Üniversitesi’nde de dersler veren McCarthy, Sözde Ermeni Soykırımı
iddialarına karşı çalışmaları ve duruşuyla tüm dünyaca tanınmaktadır.
BAŞKAN ALTAN ÖZLER: KENDİMİZİ SAVUNMALIYIZ Amerika’daki diğer Türk
öğrenci derneklerine de örnek olacak bir program hazırlayan Florida
Üniversitesi Türk Öğrenci Derneği Başkanı Altan Özler yurtdışında
hepimizin Türkiye’nin birer elçisi olduğumuzu söyleyerek, ülkemizi
savunmamız gerektiğini dile getirdi. Ali Çınar: Böyle bir paneli
neden düşündünüz? Altan Özler: Sözde Ermeni soykırımı meselesi
HR-106’nın kongreye sunulması buradaki biz Amerikalı Türklerin
yaşantılarını
olumsuz
yönde etkilemeye başladı. Bizler Türk Öğrenciler ve özellikle Türk
Gençleri olarak tarihimizin savunmasını yapmaktan kendimizi sorumlu
hissediyoruz ve bu iddiaların ne kadar asılsız olduğunu, konuyu
yakından bilen bir tarihçinin konuşması ile anlatmak istedik. A.Ç.:
Üniversite Yönetimine yapılmaması için baskı geldi mi? A.Ö.:
Üniversitemize bu konuşmanın yapılmaması için açık bir baskı gelmedi.
Amacımız üniversitemizin öğrenci hükümetinin diğer konuşmacılara
verdiği gibi Prof. McCarthy’nin konuşmasına da maddi destek vermesi
idi ve biz Uluslararası Öğrenci Derneği, Konuşma Derneği gibi
derneklerle işbirliği yaparak gerekli maddi yardımı Öğrenci
Hükümetinden almayı başardık. A.Ç.: Panelde kaç kişi vardı? A.Ö.:
Panele 400 kişi katıldı. Benim açılış konuşmamdan sonra kürsüye
Prof. McCarthy’yi davet ettik. Onun konuşmasının ardından üç kişilik
öğrenci paneli, dinleyicilerden toplanan soruları Prof. McCarthy’e
yöneltti. A.Ç.: McCarthy (sanırım) en büyük kalabalığa konuştu,
tepkisi ne oldu? A.Ö.: Prof. McCarthy bu ülkede ilk defa bir Türk
Öğrenci Derneği’nin bu büyüklükte bir toplantıyı gerçekleştirdiğini
ve özellikle bu ülkede doğup büyümüş Türk Gençlerinin konuya ilgi
duyuyor olmasının çok memnun edici olduğunu söyledi. A.Ç.: Program
amacına ulaştı mı? A.Ö.: Bizce programımız amacına ulaştı. Amacımız
sözde ermeni soykırımı iddalarından başka meşru görüş açısının
olduğunu anlatmak, bu meselenin siyasetçiler tarafından değil sadece
tarihçiler tarafından incelenip sonuçlandırılabileceğini ifade etmek
idi. Ve biz bu anlamda hedefe ulaştığımız kanısındayız. A.Ç.:
Program sonrası tepkiler nasıldı? Ermenilerden ne tür bir tepki
aldınız? A.Ö.: Tepkilerin çoğunluğu olumlu idi ve yerel basın
organları konuşmayı objektif bir şekilde ilettiler. Okulumuzdaki
Ermeni asıllı öğrencilerden ciddi bir tepki gelmedi. Konuşmadan iki
gün önce okul başkanı “Genocide Scholars of America” isimli bir
örgütten ağır ve tehditkar bir mektup almış ve biraz tedirgin olmuş
ama üniversite yönetimi kararlarını değiştirmeyeceklerini bize
bildirdiler. Florida Üniversitesi yönetimine konuşma özgürlüğü
idealinden ayrılmadığı ve bizi desteklemeye devam ettikleri için
sonsuz saygı duyup, teşekkür ediyoruz. A.Ç.: Bundan sonraki planınız
nedir? A.Ö.: İlk hedefimiz Prof. McCarthy’nin konuşmasının
görüntülerini internet üzerinden dağıtıp daha büyük bir dinleyici
kitlesine ulaşmak. Ayrıca Mart ayında Türk kültürünü, yemeklerini ve
müziğini üniversitemiz öğrencilerine tanıtacak bir Türk Gecesi
hazırlıyoruz. A.Ç.: Amerika’da başarılı lobicilik için neler
yapmamız gerekiyor? A.Ö.: Amerika’da başarılı lobicilik yapabilmek
içen Türk gençlerinin, özellikle de bu ülkede yetişen Türk
gençlerinin konu ile ilgilenmesi ve örgütlenmesi şart.
Büyüklerimizin ise göz ardı etmemesi gereken bir söz var: “Siyaset
her zaman yereldir.” Politikacılar ile temas kurmak, onlara destek
vermek ve gruplaşıp bir kuvvet olduğumuzu göstermek çok etkili
olacaktır. Sözde ermini soykırımı meselesi kalem ile kazanılabilecek
bir savaş. Ermenilerin fikirlerini değiştirmemiz mümkün değil ama
Amerika’lıları bu türden aktiviteler ile aydınlatmamız ve kendi
yanımıza çekmemiz mümkün. Üniversitelerde böyle ihtilaflı konular
çok ilgi çekiyor ve üstelik genelde üniversiteler bu türden
aktiviteler için gerekli maddi yardımı da sağlıyor. Bizim
düzenlediğimiz Prof. McCarthy konuşmasında yaklaşık 20 kişinin
çalışması ile yüzlerce kişi iddiaların asılsızlığı konusunda
eğitildi. Dileğimiz bu çalışmaları diğer üniversitelerdeki Türk
Öğrenci derneklerine aktarabilmek. Onları da bizimle temasa geçmeye
davet ediyoruz.
Röportaj: Ali Çınar

Connecticut
Milletvekili Shays , sözde soykırım konusundaki görüşlerini açıkladı:
AMERİKALI POLİTİKACILAR ALET OLMAMALI
Arkadaşımız Ali Çınar, Cevdet Saatçi, Dr.Bob Mckay ve Evgin Heath’den oluşan
4’lü Türk heyeti, Fairfield Bölgesi Türk-Amerikan Grubu olarak, Milletvekili
Christopher Shays ile 45 dakikayı aşan bir görüşme yaptılar.
Görüşme
Temsilcinin merkez ofisi Bridgeport şehrinde gerçekleşirken, açılışı yapan
Ali Çınar, grup arkadaşlarını tanıtarak, ziyaret sebeplerinin bölgede
yaşayan 5000’e yakın Türk’ün sesini duyurmak ve HR 106 Sözde Ermeni
Soykırımı tasarısı ile ilgili olarak Türk tarafının tezini anlatmak olduğunu
söyledi. Christopher Shays, Türkiye’ye düzenli olarak her sene gittiğini ve
İstanbul’un en sevdiği şehir olduğunu belirtmesinden sonra Ermeniler
konusundaki düşüncelerini dile getirdi. Temsilci Shays, Ermeni soykırımına
inandığını, hatta Türkiye’ye gittiğinde bazı kesimlerin bile ‘bu konu kabul
edilsin, bitsin, kurtulalım.’ dediğini sözlerine ekledi.
Türk Grubu ise, Sözde
Ermeni soykırımı konusunda madde madde Türk tezini anlatan bilgi ve
örnekleri Connecticut Temsilcisi Christopher Shays’a sundular. Heyet üyeleri
bu konunun tarihçilere bırakılmasını vurgulanırken, Amerika’lı
politikacıların bu konuya alet olmaması gerektiği dile getirdi. Milletvekili
Shays, grup üyelerini dikkatlice dinledikten sonra, Türk-Amerikan
ilişkilerine büyük önem verdiğini söyleyerek, asistanından tasarının
kongreye ne zaman gelebilme ihtimali olduğunu araştırmasını istedi. Bu konu
hakkında ciddi olarak düşünüp, karar vereceğini açıklayan Shays, tasarının
kongreye gelmesi halinde sürpriz bir öneride bulunacağı sözünü verdi. Türk
heyet ayrıca, ‘Armenian Revolt’ dahil bir çok önemli kaynağı temsilciye
sundular. Ayrılmadan önce seçim kampanyaları için bağış ve destek amaçlı
konular temsilciye sunulurken, iletişimin kopmaması ve konu üzerinde takibin
devamı konuları ayrıca belirtildi. CHRISTOPHER SHAYS KİMDİR 1945 doğumlu
olan Shays, Cumhuriyetçi Parti’den Connecticut 4. bölge milletvekilidir.
1987’den beri üst üste milletvekilliğine seçilen Shays, Irak savaşı
başladıktan sonra Irak’a giden ilk temsilci olma özelliğine de sahip.
Bilhassa terör konularında en etkili çalışan temsilcilerden biri olan Shays,
devlet reformu komitesinde görev yapıyor.
Hillary
Clinton’dan Obama’ya özür
WASHINGTON- ABD’de Demokrat Parti’nin başkan adaylarından Hillary Clinton,
Washington Havaalanı’nda karşılaştığı rakibi Barack Obama’dan kişisel olarak
özür diledi. Hillary Clinton’un başdanışmanı Bill Shaheen, Barak Obama’nın
geçmişinden endişe duyması gerektiğini söyleyerek büyük tepki toplamıştı.
Bill Shaheen, Washington Post gazetesinde yayınlanan röportajında, Obama’nın
gençliğinde marihuana içmesini gündeme getirmişti. Tepkiler üzerine “Büyük
bir hata yaptığını” kaydeden Shaheen, “Olanların ışığında kişisel bir
kararla, Clinton’ın kampanya ekibinden istifa ediyorum” demişti. Obama’nın
danışmanı David Axelrod, Clinton’ın özrünün kabul edildiğini söyledi.
|