Bir Dünya Şehri Montreal

Avrupa kent dokusu, romantizm, estetik, simetri, kültürel renklilik, eski ile yeninin sentezi, üniversite endüstrisi, global ekonomi, çalışmanın kutsallığı ve Frankofonların Fransızca inatları ‘Montreal’ deyince hemen akla ilk gelenler. Montreal, Quebec eyaletinin en büyük, Kanada'nın ise ikinci büyük kenti. Amerika’nın New York sınırından girildiğinde sadece bir saat Kuzeyde kalıyor. Kent, Ottawa ve Saint Lawrence Nehirleri'nin birleştiği noktada yer almakta. Mercer Human Resource Consulting'in yaptığı araştırmaya göre 2002 yılının en yaşanabilir şehirlerinden 25.si seçilen Montreal, Paris’ten sonra Fransızca konuşulan en büyük şehir. Bu güzel şehir aynı zamanda dünyanın en gözde sanat ve kültür merkezlerinden biri olma özelliğine sahip.

Herşeyden önce çok güvenli bir şehir. Halkı, akdeniz insanı gibi sokaklarda yaşıyor. Tabi yaz mevsiminde… Kanada’nın diğer şehirlerine nazaran Montreal’de bütün tabelalar Fransızca. Başka bir kıtada olsanız da Fransa'da gibi hissedebilirsiniz kendinizi. Bir işyerine girdiğinizde önce Fransızca selamlıyorlar sizi, cevap geci-kince de hemen İngilizceye geçiveriyorlar. İki dilin bu kadar kaygan bir ortamda buluştuğunu ilk defa bu şehirde göreceksiniz. Bazıları İngilizce bilse de konuşmak istemeyebiliyor. Fransızca düşkünlüklerini de arabalarının arkasına yapıştırdıkları,

Fransızca olarak, "Özümüzü Unutmayacağız" yazan çıkartmalar ile ifade ediyorlar. Yemek porsiyonları büyük. Ama, en meşhur kahvecisi Tim Hortons’tan kahve alacaksanız dikkat edin. ‘Small Cup’lar Türkiye’dekinden bile küçüktür herhalde. Kısacası, Amerika’da küçük boy kahve kapları Kanada’daki ortaboydan daha büyük. Tim Hortons, Kanada’daki rakipsiz, en büyük kahve zinciri. Bütün Dunkin Donat’sların kapanmasına sebep olmuş. Tadı Dunkin’dan sert, Sturbucks’tan yumuşak. Buzlu kahveleri harika. Bir kahve dükkanından farklı olarak size sabah kahvaltısı ve çorba da servis ediyorlar. ŞEHİR TURU Gezilebilecek yerlerden, Eski Montreal Bölgesi, Notre Dame Basilika’sı, Olimpiyat Stadyumu, Saint Joseph Oratoryosu ve Mount Royal Parkı ilk akla gelen yerler. Montreal'in en eski bölgesinde 18. yüzyıla ait çok değerli yerler bulunuyor.

Pointe-a-Calliere Arkeoloji ve Tarih Müzesi bunlardan bazıları. Yeni ve eski Mont-real’in renkli sokakları bir kültürler mozaiği özelliği ile ön plana çıkıyor. Her köşe başında farklı bir dünya ülkesinden bir esinti görmek mümkün. Örneğin, botanik park’ta iznik çinileri ve güllerden oluşan bir Türk bahçesi sürprizi sizi beklemekte. Adadaki fuar alanında bulunan eski formula 1 pisti ile olimpiyat köyü de atlanmaması gereken yerler. Şehir, büyük bir kapalı hayvanat bahçesini de bünyesinde barındırıyor. 12 Mayıs 2006 tarihinde UNESCO tarafından Tasarım Şehri olarak belirlenen Montreal, tasarımın her dalında bilgi üreten ve uygulayan modern bir kent.

Şehrin dört bir yanına dört farklı hattan ulaşım sağlayan montreal metrosu sadece bir ulaşım nimeti değil aynı zamanda kentin dokusunu şekillendiren kültürel bir obje. Metrolarda Paris ve New York metrosunda olduğu gibi canlı müzik performanslarını dinlemek mümkün. Şehir otobüsleri ile metro durakları ‘T’ cetveli şeklinde tasarlanarak şehrin her tarafına toplu ulaşım sağlanmış. Metroya bitişik olarak yer altında çok katlı dev alışveriş merkezleri yer alıyor. Bu sistem öyle hazırlanmış ki, insanlar dondurucu kış günlerinde yer altından hiç çıkmadan alışveriş merkezlerine gidip evine dönebiliyor.

Etrafı kuşbakışı görmek isteyenler için dönen çatı katında bütün şehrin ayaklar altına serildiği Place Ville Marie ile hemen yakınındaki Bank of Commerce binaları biçilmiş kaftan. Şehrin silüetine en hakim yer ise kente adını veren Mount Royal tepesi. Şehrin tam ortasında yer alan bu tepe aynı zamanda sönmüş bir yanardağ. Avrupalıların bu topraklara yeni adım attıkları yıllarda bölgenin hakim unsuru Kızılderililer, limana demirleyen İngiliz kaptanını bu tepeye çıkarır. Kaptan şehrin iki yakasını ve onu çevreleyen nehri kuşbakışı gören tepeyi öylesine beğenir ki; Ağzından Mount Royal (krallara layık tepe) şeklinde övgü sözleri dökülür ve kaptanın sözleri zamanla bu yerin ismi olur.

Sonbaharda, etrafı çıplak ağaçlarla çevrili, ayaklarınızın altına kırmızı bir halı gibi serilmiş, Kanada’nın simgesi olan o çıtır çıtır yapraklarla kaplı hafif yokuş bir yoldan çıkılan bu tepe ve manzarası görülmeyi hakedecek güzellikte. Teşbihte hata olmazsa, Bursalılar için Tophane, İstanbullular için Pier Loti tepesi ne ise, Mount Royal tepesi de şehir halkı için aynı anlamı taşıyor. KOZMOPOLİTLİK Montreal, dünyanın her tarafından etnik kökeni ve inancı barındıran nüfusun oluşturduğu kültürel zenginlikle, Kanada’nın en kozmopolit şehridir. Hristiyan kültürün dışında, İran, Pakistan ve Arap müslümanlarında yoğun yaşadığı şehirde diğerleri kadar olmasa da Türk nüfusu da giderek artmaktadır. İki dilin birlikte konuşulduğu ve Avrupa etki-sinin daha bariz olduğu bu metropol, Quebecois ayrılıkçı hareketinin kışkırtmaları ile tarihte bağımsız bir Fransız millet olma yönünde çabalamış ve içine kapanmaya çalışmışsa da, Frankofonlar referandumu az farkla kaybetmişlerdir. Bu kültür çatışmasından galip ayrılan kent, bugün 80 ayrı etnik topluluğa ev sahipliği yapıyor.

ÖĞRENCİ CENNETİ

Dünyanın en saygın üniversiteleri arasında kabul görmüş McGill Üniversitesi Montreal'dedir. McGill ve Concordia başta olmak üzere dört tane üniversitenin bulunduğu kentte binlerce uluslararası öğrenci bulunmakta, bunlar arasında Türk öğrenciler de her yıl artarak yerlerini almaktadır. Montreal’de uzunluğu 660 km'yi bulan bisiklet yolları bulunmaktadır. Bunun sebeplerinden bir tanesi de öğrencilerin çokluğu olarak değerlendirilebilir. Şehir sokaklarında her daim bisikletle ulaşımını sağlayan öğrenci gruplarını görmek mümkün. Üniversite bahçeleri ise tam bir bisiklet pazarı görünümünde…

Şehir, yabancı öğrencilere, kaliteli eğitim, uygun şartlarda barınma, herkesin uyum sağlayabileceği kozmopolit bir tarih ve kültür anlayışı gibi ihtiyaç olan her şeyi sunuyor. Kent, bu derece çeşitli bir atmosfere sahip olmasını ve dinamik yaşantısını büyük ölçüde üniversite öğrencilerine borçlu. Özellikle Kuzey Old Montreal, Rue St. Denis ve Boulevard de Maisonneuve, Bishop, Crescent caddeleri gibi yerlerde bu durum çok daha net görülmektedir.

İŞ DÜNYASI

Kanada İnsan Kaynakları Gelistirme Merkezi’ne girdiğinizde, giriş duvarında asılı tam 75 dilde 'Hoşgeldiniz' yazısı karşılar sizi. Kuzey Amerika kıtasının sanayi merkezi olarak bilinen Montreal bölgesinin limanı, Atlantik'in iki yakasında geniş pazarlara açılan bir kapı niteliğindedir. Montreal Limanı'nın bir diğer özelliği ise gemilerin yüzebileceği dünyanın en büyük su yollarından biri olan St. Lawrence nehri üzerinde yer alması. Eğitim ve turizm, şehri besleyen önemli kaynaklar arasında.

FESTİVAL ŞEHRİ

Kültür sanat etkinliklerinin çok yoğun olduğu Montreal yılın her döneminde bir çok festivale ev sahipliği yapıyor. Özellikle yaz ayları kentte bir festival çoşkusu içinde yaşanmakta. 1976 yılında Yaz Olimpiyatlarına da ev sahipliği yapan Montreal, her temmuzda Montreal Jaz Festivali ile romantizmin ılık sularında yelken açar. Bu festival zamanı, şehrin 50 değişik noktasına kurulan sahnelerde günün her saati Jaz müziği dinlenir. Şehir bu yönü ile Jaz’ın doğduğu şehir New Orleans’tan farksızdır. Yeniliklere sonuna kadar açık olan şehir, geleneksel kültür ile modern zamanı harmanlayan bir yapıya sahip. Caz festivalinin yanı sıra müze, komedi, havai fişek, bisiklet, tiyatro, bira, kar festivalleri, tiyatro ve film festivalleri dışında Montreal, daha birçok festivale her yıl ev sahipliği yapmakta.

Uluslararası Montreal Sinema Festivali, dünyanın en önemli film festivalleri arasındaki yerini almış. Kültür turizmini tetikleyen bu festivaller, her yıl şehre kalabalık bir ziyaretçi akınına da sebep oluyor. Festivallerin çokluğundan da anlaşılacağı üzere, şehir halkı kültür ve sanata çok önem veriyor. Bu yüzden şehir, Güzel Sanatlar ve McCord Müzesi gibi bir çok müzeye, sayısız tarihi ve kültürel yapıya sahip. Bunlardan bir kaçını, The Mary, Queen of World Cathedral, aslı Roma’da bulunan St. Peter’s Basilica’sının minyatürü olarak sayabiliriz. Montreal’de kendinizi Avrupa’da imiş gibi hissetmenizi sağlayacak tek şey halkın Fransızca konuşması değil elbette. Şehirde Avrupa’daki bir çok binanın kopyasnı bulabilirsiniz. Örneğin Paris’in vilayet binası Roma’nın belediye binası aynen burada kopya edilmiştir. Her yıl düzenlenen Avrupa Kültürleri festivalini de gözönünde bulundurursak, iki kıtanın zannedildiği kadar birbirine uzak olmadığını görebiliriz.

CAHİT OKTAY

 

      Ana Sayfa                                                                       Yorum Yaz