Beyler, eğer her gün aspirin alıyorsanız, bu prostatınızın
büyümesini azaltabilir
Değerli okurlar toplumumuz için hareketli günlerin kapıda olduğu
Mayıs ayının ilk yarısında her zaman olduğu gibi sağlık
reçetelerimize devam ediyoruz.
Araştırmacılar 2,447 erkek deneği 12 yıl boyunca takip etmişler. 12
yılın sonunda hastaların yaşı, şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve
diğer faktörler ayarlandıktan sonra her gün düzenli olarak aspirin
alan hastalarda orta ve şiddetli idrar yolu şikayetlerinde yüzde 27
azalma görülürken prostat bezlerindeki büyüme oranı da yüzde 49 az
olarak bulunmuş. Daha da etkileyici olarak bu gruptaki deneklerin
prostat en-zimlerinin de kullanmayanlara oranla yüzde 48 daha düşük
olduğu bulunmuş.
Kalp sağlığı için tavsiye edilen Aspirin dozu 81 ile 160 mg arasında
iken prostat sağlığı için yapılan araştırmada denekler 325 miligram
aspirin kullanmışlardır.
Şeker Hastaları: Tarçın sadece yediklerimize lezzet katmakla kalmaz,
şekerinizi de düzenler
İsviçre’de şeker hastası olmayan 14 deneğin sütlaçlarının içine 6
gram tarcın ilave edilmiş ve deneklere yedirilmiş. Sonuçta
deneklerin midelerinin boşalması belirgin derecede gecikmiş ve
vücudun yemek sonrası şekere cevabı da buna uygun olarak düşmüş.
Bunu şeker hastalarına uyguladığımızda bir çok şeker hastasının
kontrolda en çok güçlük çektiği yemek sonrası şeker artışını
engellemek mümkün gözükmektedir. Bu durumun tarçının içindeki suda
eriyen polyphenol denilen posa natüründeki maddeye bağlı olduğu
düşünülmektedir.Bu konuda yapılan diğer araştırmalarda tarçının
şeker hastalarında şekeri azaltmasının dışında kötü (LDL- Low
Density Lipoprotein) ve toplam kolesterolu da azalttığı
ispatlanmıştır.
Baylar ve bayanlar: D Vitamini sadece kemiklerinizi güçlendirmekle
kalmaz, sizi kalp hastalıklarına karşı da korur
Archives of Internal Medicine 2007 Haziran sayısında yayınlanan bir
araştırmaya göre bilim adamları 20 yaş ve üzeri 15,000 kadın ve
erkek deneğin kanlarındaki D vitamini seviyelerini ölçmüşler ve
kanlarındaki D vitamini değerleri en düşük olanların kanlarında
yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve toplam yağ miktarında (trigliserit)
belirgin oranda artış görülmüş. Bu sorunları olan kişiler kalp
hastalığına yol açan risk faktörlerine de sahip demektir.D vitamini
erkeklerde prostat kanserine karşı da koruyucu bir etkiye sahiptir.
Bilindiği gibi D vitamini en çok balık yağında, karaciğerde, yumurta
sarısında ve peynirde bulunur. Bu sınırlı kaynaklara rağmen D
vitaminini tablet olarak ya da süt gibi ilave edilmiş yiyeceklerle
de almak mümkündür. Burada unu-tulmaması gereken şey alınan D
vitaminin aktif hale geçebilmesi için güneş ışığına ihtiyaç
olduğudur. Günde 10-15 dakika güneşe çıkmak bile yeterlidir. D
vitamini yetersizliğinin diğer bir istenmeyen sonucu da özellikle
yaşlılarda depresyon sıklığını arttırdığıdır.
Şeker hastalığından korunmak istiyorsanız magnezyumdan zengin
yiyecekleri bol tüketin.
280,000 deneği içeren 7 çalışmanın ortaya çıkardığı sonuca göre
günde alınan her 100 miligram magnezyum, şeker hastalığı gelişme
riskini yüzde 15 azaltmaktadır. Günlük tavsiye edilen magnezyum
miktarı erkeklerde 420 miligram, kadınlarda ise 320 miligramdır. Bu
düşük rakamlara rağmen bir çok erişkin bu rakamlara erişememektedir.
Magnezyumun şeker hastalığındaki koruyucu etkisinin insülin
hassasiyetini arttırmasına bağlı olduğu düşünülmektedir.Magnezyum
yiyeceklerden en çok kuru yemiş, yeşil yapraklı sebzeler, hububat ve
sütte bulunur.
Folik asit (B Vitamini ailesinden, B 9) düşüklüğü belki de
depresyonunuzun sebebi
15,315 kişinin katıldığı 11 çalışmanın sonucuna göre kandaki folik
asit seviyesi düşük olanlarda risk faktörleri dengelendikten sonra
depresyon riski yüzde 42 daha yüksek bulunmuştur. Folik asit yeşil
yapraklı sebzelerde (ıspanak vs.), bakliyatta, ay çekirdeğinde,
sebze ve meyvelerde bol miktarda bulunur.
Eğer yazılarımı takip ediyorsanız sizin de gördüğünüz gibi sağlıklı
bir diyet sağlığınızın da başı.
Bu hafta da bu kadar sağlıklı bir hafta dileğiyle bir dahaki sayıda
buluşmak üzere…
Unlu ve şekerli yiyeceklerden uzak durun
Değerli okurlar,
Baharın kapıda olduğu şu günlerde huzur dolu günler dileyerek sağlık
reçetelerimize devam ediyoruz.
Şeker hastalığı, kalp hastalığı ve benzer kanser türlerinden
korunmak istiyorsanız unlu ve şekerli yiyeceklerden mümkün olduğu
kadar uzak durun.
Avustralya'da bu konuda yapılan 37 araştırma ve bu çalışmalara
katılmış yaklaşık 2 milyon kadın ve erkek incelenmiş (Barclay AW et
al. 2008). Araştırmacı Baclay’nın de belirttiği gibi eğer
diyetinizde beyaz ekmek, börek, kurabiye gibi yiyecekleri yüksek
oranda tüketiyorsanız bu yiyecekler devamlı insülin salgısını
uyararak ve zaman içinde pankreası yorarak şeker hastalığı gibi
süregen hastalıkların oluşumuna zemin hazırlar. Bunun sonucunda
diyetinde rafine yiyecekleri yüksek oranda tüketen kişilerde şeker
hastalığı, kalp hastalığı, safra kesesi problemleri ve pankreas
kanseri gibi bazı özel kanser tipleri çok daha yüksek bulunmuş.
Bu konuda yiyeceklerin değerini anlatmak için Glycemic Index (GI)
denilen bir kriter üretilmiştir. Eğer yiyeceğin GI değeri yüksek ise
rafine şeker miktarı yüksek anlamındadır, yani eğer reçel, baklava
yediyseniz bunların GI değeri çok yüksektir. GI değeri ne kadar
düşük ise o kadar sağlıklı anlamındadır. (Düşük GI değerinde olan
yiyecekler: yeşil sebzeler, yüksek posalı yiyecekler, bakliyat v.b.)
Meyveler de içerdikleri şeker ve posa miktarına göre değişik GI
değerleri içerirler. Örnek vermek gerekirse karpuz çok şeker ve
düşük posa nedeniyle yüksek GI içerirken buna karşılık kavun daha
düşük GI değeri içerir. Bugün paketlenmiş yiyeceklerde GI değerleri
az da olsa görülmeye başlamıştır. Buna göre GI değeri 70 ve üzerinde
ise yüksek GI değeri 56-69 arasında ise orta GI değeri 55 ve altında
ise düşük anlamındadır. Yani GI değeri düşük oldukça sağlığınıza o
kadar yararlıdır. Yiyeceklerin GI indeks’lerini internetten (www.glycemicindex.com)
de kontrol edebilirsiniz.
Size daha iyi fikir vermesi açısından aşağıdaki tavsiyeleri
uygulayabilirsiniz:1) Her yemekte mutlaka en az düşük GI içeren
meyve ya da sebze, bakliyat, esmer ekmek ya da posalı cereal
tüketin.
2) Bakliyat’ı (mercimek, nohut, v.b.) patates ve pilav yerine tercih
edin. Bunların içindeki rezistan nişastalar kan şekerini 24 saate
kadar kontrol eder.
3) Ekmekleri posa miktarı en az yüzde 50 ve üzerinde olanlardan
tercih edin. Genelde ekmeği alırken üzerinde “whole“ yazmasına
dikkat edin.
4) Kahvaltılarınızı yulaflı, az şekerli cereal’larla değiştirin.
5) Eğer patatesten vazgeçemiyorsanız olabildiğince az tüketin ve
mutlaka kabuğunu da iyice yıkadıktan sonra ayıklamadan kullanın.
6) Makarna sürpriz olarak makul ölçülerde tüketmek koşulu ile
uygundur. GI indeksi listenin alt sıralarında yer alır. Eğer
pistikten sonra soğuk suyun altına tutarsanız, içindeki nisaşta
bakliyatlardaki gibi rezistan nisaşta tipine dönüşür ve kan şekerini
kontrol altında tutmaya yardım eder.
7) Pirinç alırken posalı, brown rice’ı beyaz pirince tercih edin.
8) Paketlenmiş hazır satılan yiyeceklerden uzak durun.
9)Pirinç yerine yulaf, bulgur, quinoa ve çavdar içeren unları tercih
edin.
10) Eğer canınız öğün arasında bir şeyler yemek isterse havuç gibi
sebzeler başta olmak üzere meyve, kuru yemiş ya da kuru meyveleri
tüketin.
Bu sayımızda da bizden bu kadar. Bir dahaki sayıya kadar sağlık dolu
günler dilerim.
Ağrı kesici hapları çok gerekmedikçe almayın
Değerli okurlar baharın kapıda olduğu şu günlerde sağlık
reçetelerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Hanımlar ve beyler: Siz siz olunü ağrı kesici hapları çok
gerekmedikçe almayın
Aleve, Motrin (Non steroidal Anti inflamatuar)gibi ağrı kesici
haplar düzenli olarak gece alındığında uyku hormonu olan ve aynı
zamanda vücut ısısını düzenleyen melatonin hormonunun salgılanmasını
azaltarak uzun dönemde ömrün kısalmasına sebep olurlar. Kafanız mı
karıştı?NSAID denilen bu ilaçlar prostoglandin denilen protein
yapısındaki maddelerin salgısını azaltır. Prostoglandin salgısı
azaldığında da melatonin yapımı azalır. Yani neticede melatonin
azalırsa uyku süresi de azalır, bu da daha önceki yazılarımda da
bahsettiğim gibi ömrün kısalmasına yol açar.
Diz ağrılarınız düzelmiyorsa belki de sebebi yetersiz alınan D
vitaminidir
Romatizma Derneğinin Boston şehrinde yapılan yıllık toplantısında
yayınlanan bir araştırmaya göre diz romatizmasından yakınan ve yaşı
ortalama 60 ve üzerinde olan 100 adet kadın ve erkek seçilmiş ve bu
hastaların klinik olarak dizlerinin durumu ile D vitamini seviyeleri
ölçülmüş. Araştırmacılar yarıdan fazla hastada kandaki D vitamini
seviyesini düşük bulmuşlar, daha da ilginç olarak D vitamini düzeyi
düşük olan hastaların yürüme zorlukları ve ağrı düzeyleri en üst
düzeyde bulunmuş. D vitamini sadece adale ve kemik sağlığı için
değil, sinir-adale bağlantısı sağlığı için de gereklidir. Uzun lafın
kısası ilave D vitamini almanız prostat sağlığı da dahil olmak üzere
pek çok sağlık problemi için de gereklidir.
Sayın şeker hastaları: Eğer kalp hastalıklarından korunmak
istiyorsanız ilave E vitamin almayı ihmal etmeyiniz
Şeker hastalarında damarlarda tıkanmaya yol açan haptoglobin denilen
bir kan proteininde genetik defekt görülmektedir. Bu defekt
damarların zamanla tıkanmasına ve kalp krizinden felce kadar bir çok
ciddi soruna yolaçabilmektedir. Kanında bu defekti taşıyan hastalara
18 ay boyunca 400 ünite E vitamini verilmiş ve kalp hastalığı riski
yüzde 50 daha düşük olarak bulunmuş.
Erken bunama riskini en aza indirmek istiyorsanız sofranızdan balık,
taze sebze ve meyveyi ihmal etmeyin
Nöroloji dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre 8,000 65 yaş ve
üstü Fransız 4 yıl boyunca takip edilmiş ve bu grup içindeki
hastalardan erken bunamaya (Alzheimer) en az yakalananların düzenli
olarak haftada en az bir kere balık yedikleri ve taze sebze -meyveyi
sofralarından eksik etmedikleri görülmüş. İlave olarak diyetinde
kırmızı et ağırlıklı omega-6'dan zengin beslenenlerde bu yediklerini
dengeleyecek balık tüketimi yoksa erken bunamanın daha hızlı olduğu
görülmüş.
Güneş ışınları enerjinizi arttırabilir
Her gün 10-15 dakika güneş ışınlarına maruz kalırsanız bu aktif D
vitamini yapımını arttırarak kemikleri kuvvetlendirirken psikolojik
olarak da kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Bu durum güneş ışınları
nedeniyle beyindeki serotonin denilen ve kendimizi ruhsal olarak iyi
hissetmemizi sağlayan norotransmitter (Protein yapısında olan
beyinde sinir uçlarında iletişimi sağlayan maddeler)‘lerde artma
olması nedeniyledir. Bu nedenle depresyon yazın daha az görülürken,
kışın ise tersine belirgin şekilde artış gösterir. Yanlız
unutulmamalı ki bu süre genellikle 15 dakika ile sınırlı olmalıdır.
Tansiyonunuzu patates yiyerek düşürün
Patates yiyecekler içinde potasyum’dan en zengin olanlardan biridir.
Sizin de tahmin edebileceğiniz gibi potasyum makul ölçüler içinde
tüketildiğinde tansiyonun düşmesine yardımcı olur. Orta boy bir
patates kabuğu ile yendiğinde 903 miligram potasyum içerir ki bu
günlük ihtiyacımızın yaklaşık üçte birini oluşturur. Bunun yanısıra
patates kukoamin denilen doğal maddeler içerir ki bu da ilaveten
tansiyon düşmesine yardım eder. Unutmayın ki bu sadece
tansiyonunuzun kontrol altında olmasına yardımcı olur, hiç bir zaman
doktorunuzun verdiği ilacın ya da ilaçların yerini alamaz.
Bu sayıda da bizden bu kadar… Her zaman olduğu gibi sağlık dolu
günler dileğiyle bir dahaki sayıda buluşmak üzere?/P>
Tansiyonunuz yüksek ve kontrol etmekte zorluk mu çekiyorsunuz?
Değerli okurlar bu karlı ve soğuk kış günlerinde keyfinizin yerinde
olduğunu ümit ederek sağlık reçetelerimize kaldığımız yerden devam
ediyoruz.
Tansiyonunuz yüksek ve kontrol etmekte zorluk mu çekiyorsunuz?
O halde ilave Quercetin alın... Yüksek tansiyon toplumumuzda en az
önem verilen hastalıklardan biri. Maalesef halkımız birbirine de
telkinde bulunarak bir çok hastanın tedavisine mani olmakta ve basit
bir ilaç ya da diyet ayarlaması ile kontrol altında tutulabilecek
bir problem, kalp ve böbrek yetmezliği gibi çok daha ciddi
sorunlarla karşımıza çıkabilmektedir. Genel inancın tersine
sarmısağın tansiyon düşürücü etkisi çok zayıftır. Sarmısak daha çok
mikrop öldürücü özelliği ile öne çıkmaktadır.
Quercetin ise bu konuda önemli bir maddedir. Quercetin en çok Caper
(1800 mg/kg) denilen italyan yemeklerinde kullanılan küçük yeşil
zeytin benzeri bir bitkide bulunurken (İtalyan mutfağında kullanılan
şekli turşulaştırılmış şeklidir yani çok tuzludur), Elma (440
mg/kg), çay, kırmızı üzüm ve soğan (özellikle kabuğa yakın kısmında
)’da ayrıca daha düşük düzeylerde narenciye, böğürtlen, broccoli
gibi koyu yapraklı yeşil sebzelerde de bulunur. Journal of
Nutrition’da 2007 Kasım ayında yayınlanan bir araştırmaya göre
tansiyonu sınırda olan (Systolic! 30-139 mm-hg, diastolic 80-89
mm-hg arasında olan ) 19 Kadın ve Erkek ve de 21 Grade 1 yani hafif
tansiyonlu (systolic 140-159 mm-hg, diastolic 90 - 109 mm-hg) hasta
seçilmiş ve her iki gruptaki hastalarda ikiye ayrılmış ve birinci
gruptaki hastalara günde ortalama 730 mg quercetin verilmiş ve
yaklaşık 28 gün içinde ilk gruptaki hastalarda (tansiyonu sınırda ve
hafif düzeyde olan) systolic tansiyon yaklaşık 7 mm-hg düşerken
diastolic tansiyonda ise 5 mm-hg düşme tesbit edilmiş.
Quercetin bir çeşit antioksidan bir maddedir. Önemli bir ödem
gidericidir. Ayrıca tümör öldürücü özelliği de vardır. Özellikle
cilt ve prostat kanserlerine etkilidir. Ödem giderici özelliği
nedeniyle kronik prostat iltihaplarında ve hem kadın hem de
erkekteki kronik mesane iltihaplarında da yararlıdır. Quercetin hap
şeklinde alınabildiği gibi daha da yararlı olarak sağlıklı bir
diyetin uzantısı olarak yukarıda sözü geçen sağlıklı yiyecekleri
daha fazla tüketerek de alınabilir. Unutulmamalı ki sözü geçen madde
destekleyicidir, hiç bir zaman ilacın yerini tutamaz.
Köpek Sahibi Okurlarımız: Eğer köpeğiniz hırçın ise belki de balık
yağına ihtiyacı vardır...
Balık yağının içindeki essential yağlar beyindeki hırçınlık ve
stress gibi fonksiyonları düzenleyen beyin hücreleri için gereklidir.
İnsanlarda olduğu gibi hayvanlarda da bu fonksi-yonlar için EPA/DHA
denilen bu essential yağlar özellikle hırçın hayvanlarda
sakinleştirici etki yapmaktadır. O nedenle son yıllarda kedi-köpek
yemeklerine bu yağlar ilave edilmeye başlanmıştır. Bu yağlar aynı
zamanda hayvanın derisini de beslemektedir.
Hanımlar ve Beyler: Tiroid beziniz yeterince çalışmıyorsa kalp
yetmezliği riskiniz iki katına çıkmaktadır…
Amerikan Tiroid Cemiyetinin bu yıl New York‘da yapılan yıllık
toplantısında 65 yaş üstü 3,000 hasta incelenmiş ve bu hastalar
içinde tiroid bezi normal çalışan ve sınırda olan hastalar arasında
kalp yetmezliği gelişenlerin oranı tiroid bezi normal olanlara göre
iki kat daha fazla bulunmuş. Kıssadan hisse: Tiroid bezinizin normal
çalışıp çalışmadığını belirli aralarla kontrol ettirmeyi unutmayın.
Yedikleriniz uykunuzu düzenleyebilir...
Amino Acid’lerden biri olan Tryptophan’dan zengin olan yiyecekler
(Amino Acid = Proteini oluşturan yapı taşları) uykuyu aktive eden
serotonin ve melatonin gibi beyindeki nörotransmitterlerin yapımında
görev alarak daha rahat uyumanıza yardımcı olabilir. Tryptophan en
çok bakliyatta, süt ürünlerinde, kümes hayvanlarında (özellikle
hindide), yeşil yapraklı sebzelerde bulunur.
Bu sayımızda da bu kadar sağlıcakla kalmanız dileğiyle…
Hanımlar, ağrılarınız için aldığınız aspirin...
Değerli okurlar her zamanki gibi sağlık
reçetelerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hanımlar,
ağrılarınız için aldığınız aspirin, Ibuprophen, (Motrin, Advil, vb.)
ve Naproxen (Aleve, Naprosyn) belki de size göğüs kanserine karşı
koruyor.
3125 meme kanserli ile 3062 sağlıklı hanım seçilmiş ve bunlar
incelendiğinde düzenli olarak en az 2 ay Nsaid alanlarda meme
kanseri riskinin yüzde 24 azaldığı tesbit edilmiş. Bu grupların
içinde bu ilaçları 7 yıl ve üzerinde kullananlarda bu risk en düşük
düzeyde bulunmuş. Bu ters orantının hastanın hormonal durumu, sigara
içme durumu veya romatizma varlığı ile ilgili olmadığı görülmüştür.
Aldığınız ilaç aspirin ya da motrin olsun, etki farkı olmadığı
görülmüş. Yani eğer kalbiniz için aspirin alıyorsanız bu sizin göğüs
kanserinden korunmanıza da yardımcı olur. Bu araştırmada alınan ilaç
dozu hakkında bir yorumda bulunulmamış. (Kirsh VA, at al.
Nonsteroidal Antiinflamatory drug use and breast cancer risk. Am. J.
Epidemiology 2007; 166:709-716) Baylar, bayanlar; eğer şeker hastası
iseniz uykunuz almanız, şekerinizin kontrol altında olmasına yardım
eder Chicago Üniversitesinde yapılan bir araştırmada 161 erişkin
tipi şeker hastası gönüllü seçilmiş. Bu hastaların uyku düzenleri
ile uyku kaliteleri incelenmiş ve kanlarındaki glyco Hb (kan
şekerinin son bir ayda nasıl seyrettiğini bildiren bir test)
düzeyleri araştırılmış.
Hastalar aynı zamanda şekere bağlı komplikasyon olup olmamasına göre
de ikiye ayrılmış. İlginç olarak glyco Hb düzeyi yüksek, ancak
komplikasyonu olmayan gruptaki hastalar daha çok az uykudan muzdarip
iken, komplikasyonlu grupta uykusuzluktan çok uyku kalitesinin kötü
olduğu görülmüş. Sonuçta şeker hastası iseniz, uykunuzu almanız ve
düzenli yani kesiksiz bir uyku uyumanız hastalığınızın kontrol
altında tutulmasına önemli derecede katkıda bulunacaktır.
Baylar ve bayanlar; eğer kalp hastalıklarından korunmak istiyorsanız
ilave selenyum içeren yiyecekleri almayı ihmal etmeyin Kanında
Selenyum denilen mineral miktarı yüksek olanlarda kalp hastalığı
riski ters orantılı olarak az bulunmuş. Bu konuda yapılmış 31
araştırma incelenmiş. Bunlar arasında 25 çalışmada kandaki Selenyum
miktarı yüzde 50 arttığında kalp hastalığı riski yüzde 24 az
bulunurken kalan 6 randomize çalışmada ise bu oran yüzde 11 bulunmuş.
Selenyum eksikliği olduğunda damarlarda daralma ve trombosit denilen
kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücrelerin aktivitesinde artma olduğu,
böylece kalp hastalığına zemin oluşturduğu düşünülmektedir. Buna
ilave olarak selenyum kalp ve damarları arsenik, cadmium ve civa
gibi zehirli metallere karşı da korur.
Selenyum en çok fındık, badem gibi kuru yemişlerde bulunurken hap
olarak da alınabilir. Hap olarak alınıyor ise günde 200 mikrogram
alınması yeterlidir. Yoksa siz hala yorulunca enerji içecekleri (Red
Bull vs.) mi içiyorsunuz? Amerika’da “Human Psychopharmacology”
dergisinde yayınlanan bir çalışmada, 10 sağlıklı erişkin ilk gece az
uyutulmuşlar (yaklaşık 5 saat kadar). Ertesi gün hafif bir öğle
yemeğini takiben oluşturulan iki gruptan birincisine kafein ve
şekerden zengin bir enerji içeceği, diğer gruba da aynı lezzette
olan ancak şeker ve kafein bulunmayan benzer bir içecek vermişler.
Daha sonra her iki gruba da 90 dakikalık bir test vermişler. Sonuç
mu? Sizin de tahmin ettiğiniz gibi, enerji içeceği içenler teste
konsantre olamamış ve daha başarısız olmuşlar. Daha ilginç olarak
enerji içeceği içenlerin daha az yorgun olmaları beklenirken tersine
daha uykulu oldukları gözlemlenmiş. (Human Psychopharmacology, July
2006). Bu sayıda da bu kadar. Bir dahaki sayıda buluşmak dileğiyle
hoşçakalın…
Kemik erimesi nedeniyle ilaç alıyorsanız…
Değerli okurlar,
Herkese iyi günler dileyerek sağlık
reçetelerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
HANIMLAR: EĞER KEMİK ERİMESİ NEDENİYLE İLAÇ
ALIYORSANIZ VE ŞİDDETLİ AĞRILARDAN ŞİKAYET EDİYORSANIZ BELKİ DE
SEBEBİ ALDIĞINIZ İLAÇ…
FDA (Food and Drug Administration) tarafından
yapılan uyarıya göre kemik erimesinde kullanılan Fosamax, Actonel,
Boniva gibi ilaçlar bazı hastalarda şiddetli kemik ve eklem
ağrılarına neden olabilmektedir. Eğer benzer şikayetleriniz varsa
bunu mutlaka doktorunuz ile paylaşın.
TANSİYONUNUZ MU VAR? ÖYLE İSE KOYU ÇİKOLATA
YİYİN…
Kakao tanelerinde de polyphenol denilen önemli
bir damar gevşetici ve antioksidan bir madde bulunur. Bu madde
kakao’nun işlenmesi sırasında önemli miktarda azalmaktadır, çünkü
normalde bu madde kakao’ ya acı bir tad vermektedir. O nedenle beyaz
ya da sütlü çikolata olarak aldığınız çikolatalar lezzetli
olmalarına karşın bu değerli maddeyi az miktarda içermektedir.
Hypertension dergisinde yayınlanan kısa süreli
bir çalışmaya göre 15 gün boyunca tansiyon hastası gönüllüler iki
gruba ayrılarak bir gruba polyphenol’den zengin koyu çikolata
verilirken, diğer gruba da beyaz çikolata verilmiş. 15 günün sonunda
koyu çikolata yiyen grubun yüksek tansiyonları (systolic) 11 derece
(mm-hg), düşük tansiyonları (diastolic) ise 6.2 derece (mm-hg)
düşerken beyaz çikolata yiyen grupta hiç bir değişiklik olmadığı
görülmüş.
Ayrıca 15 yıllık Amsterdam çalışması da koyu
çikolata yiyenlerde başta kalp hastalıkları olmak üzere genel olarak
ölüm risklerinin çikolata yemeyenlere göre daha düşük olduğunu ya da
diğer bir deyişle daha uzun yaşadıklarını göstermişdir.
Kakao polyphenollerinin diğer bir faydası da
özellikle yaşlanmakla ve omega-6 ‘dan zengin kırmızı etleri
tüketenlerde artan vücutdaki inflamasyon denilen reaksiyonları
azaltmasıdır. Yani ileri yaşta ortaya çıkan ağrı ve sızılara karşı
da koyu çikolatayı tedavi yöntemlerinize ilave etmenizde yarar var.
Peki ne kadar koyu çikolata yemelisiniz ki sözünü ettiğimiz yararlar
görülsün.Yapılan çalışmalardan alınan sonuçlara göre günde en az 30
miligram, ortalama 100-130 miligram koyu çikolata yenmelidir.
Polyphenoller ayrıca Nar, yeşil çay ve blueberry
gibi bitkilerde de bulunmaktadır.
EĞER YAŞINIZ 50 VE ÜZERİNDE İSE VE EKLEM AĞRI
SIZILARINDAN YAKINIYOR AMA HER HANGİ BİR NEDENLE İLAÇ KULLANMAK
İSTEMİYORSANIZ ÇÖZÜM BELKİ DE DÜŞÜNDÜĞÜNÜZDEN DAHA KOLAY…
Yaş ilerledikçe eklem ağrı sızıları ve sabah
sertlikleri ortaya çıkmaya başlar. Mide problemi olan ya da şikayeti
ilaç kullanmayı gerektirecek düzeyde olmayan hastalar Glucosamine
gibi şeker derivelerinden ve MSM (Methyl Sulfanyl Methionin) gibi
protein derivesi supplement (destekleyici maddeler )‘leri
deneyebilirler. Bu maddeler şeker yapısında olmalarına rağmen uzun
sürede hazmedildikleri için şeker hastaları tarafından da
kullanılabilmektedir. D vitamini ve Kalsiyumun yanı sıra
alındıklarında kemiklerin güçlenmelerine de yardımcı olmaktadırlar.
Ortalama doz, her ikisi içinde 1500 miligram’dır. Günde iki kere
alınması yararını arttırırken kalıcı etki ve yarar için düzenli
olarak kullanılması gereklidir. Gerçek etkisinin ortaya çıkması
özellikle glucosamine için bir ayı bulurken MSM için etki daha çabuk
başlar ve başladıktan sonra kulllanıldığı sürece etkili olur. Tabii
ki günlük yürüyüş gibi egzersizi ilave etmeyi de unutmamak gerekir.
Chondroitin Sulfate hakkında yapılan iddialara
rağmen bilimsel olarak etkili olmadığı görülmüştür. O nedenle daha
kuvvetli kombinasyon gibi iddialarla satılan üçlü kombinasyonlar
ekstra ödediğiniz paradan başka bir şey değildir.
SOĞUK ALGINLIĞININ KOL GEZDİĞİ ŞU GÜNLERDE
KORUNMAK İÇİN EN BASİT YÖNTEM, İLAVE C VİTAMİNİ VE ZİNC ALMAKTIR…
Soğuk algınlıkları genellikle yakın temasla,
özellikle kapalı ortamlarda damlacık enfeksiyonu dediğimiz hapşırmak
ve öksürmek yoluyla olur. Her virüsle teması olan hasta olmamaktadır.
Immun sistemimizi kuvvetlendirmek bu yolda en önemli adımdır. Bunun
da yolu sebze, meyve, balık gibi sağlıklı beslenme ve C vitamini ve
Zinc gibi immun sistemi kuvvetlendiren supplement’leri almadan geçer.
C vitamini ortalama 1000-2000 miligram ve Zinc 50 miligram
alındığında bu koruyucu etkilerini göstermektedirler. Tabii ki
yerine düzenli olarak portakal gibi narenciye ve kuru yemişler de
denenebilir.
Bu haftalık da bizden bu kadar… Sağlıklı ve mutlu
günler dileklerimle…
Kanınızda Amino Acid Fazla İse
Değerli okurlar,
Hepinize yeni yılın sağlık ve huzur getirmesini dileyerek bu
sayımızda da sağlık reçetelerimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
EĞER KANINIZDA HOMOCYSTEIN DENİLEN BİR PROTEİN YAPI TAŞI (Amino
acid) NORMALDEN FAZLA İSE SADECE KALP HASTALIĞI RİSKİ DEĞİL, ERKEN
BUNAMA DAHİL BİR ÇOK HAFIZA PROBLEMİ NORMALDEN FAZLA GÖRÜLMEKTEDİR
Kore’de yaşları 60 ile 85 arasında değişen 1,200 yaşlı hasta
hafıza bozuklukları nedeni ile incelemeye alınmış ve bu hastaların
kanında homocystein denilen amino asit normalden yüksek bulunmuş.
Bugünkü bilgilerimize göre bu madde ailesel kolesterol
yükselmelerinin önemli bir sebebidir. Neticede eğer homocystein
denilen amino asit yüksek ise bunu normalleştirmenin en basit yolu
günde ortalama 800 mikrogram ile 1 gram arasında folik asit denilen
B vitaminin bir çeşitini almaktır.
HANIMLAR: EĞER MENAPOZA BAĞLI SICAK BASMALARINDAN
YAKINIYORSANIZ BELKİ DE ÇÖZÜMÜ DÜŞÜNDÜĞÜNÜZDEN DAHA KOLAYDIR
Mayo kliniğinde yapılan bir ön araştırmada 29 adet menapoza
girmiş ve hormon tedavisi görmeyen hanım seçilmiş ve bu hanımlara
her gün 40 gram (yaklaşık 4 çorba kaşığı) toz haline gelmiş flax
seed 6 hafta boyunca verilmiş. Çalışmayı tamamlayan 21 hanımda sıcak
basmaları yüzde 57 oranında azalmış. Bu hanımlarda ilave olarak
genel olarak eklem ve adale ağrıları ile terleme ve sıkıntı
hislerinde azalma görülmüş.
Aslında flax seed günümüzde kolestrole ve dolayısı ile kalp
sağlığına olan yararları nedeniyle zaten keşfedilmiş ve bir çok
yiyeceğin içine konulmaya başlanmıştır. Bir dip not olarak flax seed
“bitkisel balık yağı” olarak da adlandırılabilir.
Bugün flax seed tohum ya da sızma yöntemi ile yağı
çıkartılmış kapsüller halinde bir çok eczane ve sağlık ilaçları
satan dükkanlarda bulunabilir.
DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN: EĞER KALP HASTASI İSENİZ VEYA
KORUNMAK İSTİYORSANIZ İLAVE FOLİK ASİT ALIN
Bu araştırma da American journal of clinical nutrition
dergisinin geçen eylül sayısında yeralmış mega bir araştırma. Buna
göre 732 adet denek seçilmiş ve bu denekler kontrol gruplarına
ayrılarak değişik dozlarda folik asit vitamini verilmiş. Bu
deneklerde damar cıdarlarında alınan folik asit miktarına bağlı
olarak düzelme olduğu görülmüş. Yani folik asit miktarı arttıkça
damarlardaki düzelmede daha belirgin olmuş. Yukarıda da söz ettiğim
gibi folik asit, B vitaminin bir türü ve ortalama günde 800
mikrogram ile 1 gram arasında almak çok yararlı. B vitamini suda
eriyen bir vitamin olduğu için vücut ancak gerektiği kadarını
almakta ve fazlasını idrar yoluyla atmaktadır.
Folik asit hamilelikte de bebeğin sinir sisteminin
gelişmesine önemli katkıda bulunur ve fiyat olarak da oldukça
ekonomiktir.
GÖZ HASTALARI, SAĞLIĞINIZA HERKESDEN FAZLA ÖNEM VERİN Kİ
ÖMRÜNÜZ UZUN OLSUN
Avustralya’da yapılan bu araştırmaya göre katarakt ve makuler
dejenerasyon gibi göz hastalıkları bulunan hastalar daha erken
olarak hayatlarını kaybetmektedirler. Araştırmacılar 3,600 gönüllüyü
11 yıl boyunca takip etmişler ve katarakt ya da yaşa bağlı makuler
dejenerasyon gelişen hastalar bu problemi olmayanlara göre önemli
oranda erken olarak hayatlarını kaybettikleri görülmüştür.
Araştırmacılar bunun nedenini henüz açıklayamazken muhtemel sebep
olarak bu dejeneratif değişikliklerin genel olarak vücudun diğer
organlarındaki dejenerasyonların da habercisi olabileceğini
düşünmektedirler.
İlave bilgi olarak makuler dejenerasyona karşı lütein denilen
maddenin ve balık yağının önemli koruyucu etkisi olduğu
bilinmektedir.
Bu sayıda da bizden bu kadar. Herkese sağlık dolu günler
dileğimle… Bir dahaki sayıda buluşmak üzere…
SOĞUK ALGINLIĞINDNA KORUNMAK İÇİN
Değerli okurlar, Mübarek Kurban bayramının arefesinde
olduğumuz şu günlerde bayramınızı içtenlikle kutlayarak sağlık
reçetelerine kaldığımız yerden devam ediyoruz. SOĞUK ALGINLIĞINDAN
KORUNMANIN EN İYİ YOLU, IMMUN SİSTEMİNİZİ DESTEKLEMEKTİR Kışın
yüzünü iyice göstermeye başladığı şu günlerde eğer immun sistemimizi
güçlendirirsek kışı hastalanmadan atlatmak mümkündür. Bunun için
yapılacak en güzel şey C vitamininden zengin Portakal, mandalina
gibi meyveleri çokça tüketmek, eğer çeşitli nedenlerle bu meyveleri
fazla tüketemiyorsak yerine C vitamini tabletleri almak yerinde olur.
C vitaminin bilinen bir toksik yani zehirleme dozu yoktur, eğer çok
tüketilirse ishal yaptığı bilinmektedir. C vitamini mümkünse günde
iki kere alınmalıdır. C vitamininin yani sıra zinc de immun
sistemimizi güçlendiren bir diğer minareldir. Çeşitli kaynaklardan
yapılan araştırmalar neticesi zinc(çinko) minareli günde en çok 150
miligrama kadar alınabilir dense de ortalama günde bir kere 50
miligramlık tabletleri immun sistemi desteklemeye yeterlidir. Zinc
şeker hastalığında da insülin yapımına katkıda bulunduğu için
yararlı bir minareldir. Zinc tablet formu dışında yiyeceklerden kuru
yemiş ve bakliyatta bol miktarda bulunur. YEDİKLERİNİZ UYKUNUZU
DÜZENLEYEBİLİR Amino Acid’lerden biri olan Tryptophan’dan zengin
olan yiyecekler (Amino Acid =Proteini oluşturan yapı taşları) uykuyu
aktive eden serotonin ve melatonin gibi beyindeki
nörotransmitterlerin yapımında görev alarak daha rahat uyumanıza
yardımcı olabilir. Tryptophan en çok bakliyatta, süt ürünlerinde,
kümes hayvanlarında, yeşil yapraklı sebzelerde bulunur. EVİNİZE
SALAM, SUCUK GÖTÜRMEDEN ÖNCE İKİ KERE DÜŞÜNÜN “Journal of the
National Cancer Institute” dergisinde yayınlanan bir araştırmaya
göre son 40 yılda mide kanseri ile işlenmiş et ürünleri arasındaki
ilişkiyi inceleyen 15 araştırma yorumlanmış ve günde ortalama 30
gram salam, sosis ve sucuk gibi etleri tüketenlerde mide kanseri
riski yüzde 15 ile yüzde 38 oranında yüksek bulunmuştur. (J National
Cancer Institute August 2, 2006) ELLERİNİZİ YIKAYIN Kİ MİKROP’LAR
YAYILMASIN Amerikan mikrobiyoloji cemiyeti umumi tuvaletlerde el
yıkayanları gözlemlemiş ve ancak her 100 kişiden 83 kişinin iyi kötü
ellerini yıkadığını tesbit etmişlerdir. Bunun üzerine üniversite
kampüslerindeki tuvaletlere ellerini yıkamalarını rica eden yazılar
koymuşlar ve bayanlarda el yıkama oranı artarken erkeklerde önemli
bir değişiklik olmadığını tesbit etmişler. Oysa ki ortalama ellerde
1-2 milyon bakteri bulunurken bu miktar sağlık sektöründe
çalışanlarda 5 milyon’a kadar çıkmaktadır. Ellerimizi yemekten önce,
tuvaleti kullandıktan sonra, bebeğin bezini değiştirdikten sonra ve
hayvanlarla temastan sonra ya da soğuk algınlığı olan biri ile
temastan sonra mutlaka yıkamalıyız. El yıkamanın en pratik yolu su
ve sabundur. Yapılan araştırmalar mikrop öldürücülü sabunların
sıradan sabundan daha üstün olmadığını göstermiştir. Diğer bir
yöntemde son zamanlarda çok popüler olan alkol içeren el temizleme
losyonlarıdır. Elimizi yaklaşık 30 saniye su ve sabunla
yıkadığımızda eldeki mikrop oranı yüzde 58 azalırken sözünü ettiğim
losyonlarda bu azalma oranı yüzde 83'dür. Eğer sabun yerine bu
losyonları kullanmak istiyorsanız elinize koyduğunuz losyon ortalama
15 saniyede kurumalıdır. Yine de su ve sabun öncelikli olmalıdır.
Ellerinizi yıkadıktan sonra mümkünse nemlendirici losyon
kullanırsanız elleriniz kaybettiği doğal yağları kısmen yerine koyar
ve böylece cilt çatlayarak koruyucu özelliğini kaybetmemiş olur.
ZEYTİN YİYİN KOLON KANSERİNDEN KORUNUN İspanya’da bir grup bilim
adamı zeytin ekstresi çıkarmış ve bunu insan kolon (bağırsak)
kanseri hücrelerine karıştırmışlar. Bu ekstre kanser hücrelerinin
çoğalmasına ilk aşamada engel olurken, 24 saat içinde kanser
hücrelerinin yok olmaya başlamasına yol açmış ve normal hücrelere
her hangi bir yan etki göstermemiş. Araştırmacılar ‘caspase-3’
denilen ve sağlıksız hücrelerin yıkımını sağlayan bir enzimin 6 kat
arttığını tespit etmişler. Bilindiği üzere zeytin akdeniz diyetinin
önemli bir parçasıdır ve bu diyet kansere karşı, kalp hastalıklarına
karşı koruyucu etki gösterirken ömürün uzamasına da katkıda bulunur.
Bir sonraki sayıda buluşmak üzere, sağlıcakla kalmanız dileğiyle.
KEMİKLERİNİZİN GÜÇLÜ OLMASINI İSTİYORSANIZ
Değerli okurlar,
Herkese iyi günler dileyerek sağlık reçetelerimize kaldığımız
yerden devam ediyoruz.
HANIMLAR: EĞER KEMİKLERİNİZİN GÜÇLÜ OLMASINI İSTİYORSANIZ
DİYETİNİZDEN ÇAYI EKSİK ETMEYİN
İngiltere’de bilim adamları daha önce hayvan ve hücre
düzeyinde yaptıkları araştırmalardan da tecrübe edindikleri gibi,
kahve’den farklı olarak çayın içinde bulunan bir çok antioksidan’dan
(kansere yol açan dengesiz oksidan maddelerle mücadele eden maddeler)
biri olan cathecinlerin kemik dokusunu güçlendirme potansiyeline
sahip olduğunu bilmekteydiler.
Bu amaçla yaşları 65 - 76 arasında değişen 1256 kadın
seçilmiş ve bunların bel kemiği ve kalçalarından kemik yoğunlukları
ölçülmüş. Aynı zamanda bu kadınların ne kadar çay içtikleri ve ilave
kalsiyum aldıkları kaydedilmiş. Çalışmadaki kadınların süt içme,
hormon tedavisi görme, sigara içme ve de tükettikleri kahve (ki
kemik dokusunu olumsuz etkilediği bilinmektedir) miktarları
oranlandıktan sonra çay içmeyenlere göre içenlerin kemik dokusu daha
kuvvetli bulunmuş. (Hegarty vm et al 2000). Benzer bir çalışmada
Avustralya’da yapılmış ve bu yıl yayınlanmış. Buna göre de çay içen
kadınların kemik yapısı içmeyenlere göre 2.8 kat daha kuvvetli
bulunmuş. (Devine A et al 2007).
Kıssadan hisse: Eğer kahve içiyorsanız çayı tercih edin. Her
şeyde olduğu gibi aşırıya kaçmayın, çay özellikle yemekle beraber
içilirse demirin emilimini azaltır. Bu da uzun dönemde kansız
kalmanıza yol açabilir.
EĞER SEKER HASTALIĞINDAN KORKUYORSANIZ YA DA TANSİYONUNUZ NORMALIN
ÜST SINIRLARINDA DOLAŞIYORSA MAGNEZYUM SİZİN EN İYİ DOSTUNUZ
Magnezyumdan zengin yeşil lifli sebzeler ve kuru yemiş gibi
bitkileri bol tüketenlerde sözü geçen hastalıklara yakalanma riski
yapılan muhtelif araştırmaların incelenmesi sonucu önemli derecede
düşük bulunmuş.
280 binden fazla kişiyi içine alan 7 araştırmanın analizi
sonucu magnezyum alımındaki her 100 miligram artış, şeker
hastalığına yakalanma riskini % 15 azaltmaktadır.
Diyetteki en önemli magnezyum kaynakları koyu yeşil yapraklı
sebzeler, kuru yemişler, tahıllar ve süttür. Günlük tavsiye edilen
en düşük magnezyum miktarları kadınlarda 320 miligram, erkeklerde
ise 420 miligramdır. Magnezyumun şeker hastalığındaki koruyucu
etkisinin, vücudun insülin’e (vücudumuzda pankreas tarafından
üretilen ve şekeri yakmamızı sağlayan hormon) olan hassasiyetini
arttırmasından dolayı olduğu düşünülmektedir.
BEYLER: GÖBEK ÇEVRENİZİN BÜYÜKLÜĞÜ HANIMLARA ÖNEMLİ İPUÇLARI
VEREBİLİR
Bu çalışma da komşumuz New York şehrindeki Cornell Tıp
fakültesinden. Çalışmanın sonucuna göre ileri yaşlı beylerde göbek
çevresi ne kadar büyürse idrar zorluğu o kadar artmakta ve cinsel
güç azalmaktadır.
Hepinizin de bildiği gibi göbek çevresinin büyüklüğü
metabolik sendromun tipik bulgularından biridir ve kalp hastalığı
ile şeker hastalığı riskini artırmaktadır.
Doktor Kaplan ortalama yaşı 62 olan, orta ve ileri derecede
tedavi edilmemiş idrar problemi olan 88 hastayı bel çeperlerinin
ölçümüne göre gruplara ayırmış ve prostat büyüklüğü, prostat enzimi
ölçümleri, idrar sıkıntıları,cinsel zorlukları incelenmiş ve ilginç
bir şekilde şikayetlerinin oranı ile bel çeperi oranları arasında
doğrudan bir ilişki bulmuştur.
Bilim adamları daha da ileri giderek yaşı ileri olan birinde
prostat problemi olup olmadığının bel çeperi ölçümlerinden
anlaşılabileceğini iddia etmektedirler.
KOLESTEROLUNUZ İÇİN İLAÇ KULLANIYORSANIZ BELKİ DE SEPSIS DENİLEN
KANDA İLTİHAP OLMA ŞANSINIZI AZALTIYORSUNUZ
İngiltere’de yapılan bu araştırmaya göre yüksek kolesterol
için statin denilen ilaçları kullananlarda özellikle bazı türlerinde
daha fazla olmak üzere sepsis şansı daha az olarak bulunmuş.
Bu koruyucu durumun nasıl oluştuğu tam olarak bilinmemekle
birlikte bu koruyucunun ne kadar etkili olduğu da tartışma konusudur.
EY ŞEKER HASTALARI: EĞER TARÇIN SEVİYORSANIZ GÜN SİZİN GÜNÜNÜZ
İsveç’te yapılan bir araştırmaya göre tarçın, yemeği takiben
ortaya çıkan kan şekeri yükselmelerini midenin boşalmasını
geciktirerek azaltmakta. Tarçınla ilgili daha önce yapılan
araştırmalarda da tarçının şeker hastalarında (erişkin tipi) açlık
kan şekerini ve kolesterol’u düşürdüğü göstermişti . Yarar
görebilmeniz için tarçını 6 gram civarında almanız gerekmektedir.
Piyasada satılan tarçın tabletlerinin ne derece yararlı
olduğu henüz bilinmemektedir. Unutmayınız ki mide probleminiz varsa
bu miktarda tarçın midenizi rahatsız edebilir.
Bu sayımızda da bizden bu kadar. Bir dahaki sayıya kadar hepinize
sağlık dolu günler dileğimle.Değerli okurlar, Sağlık reçetelerimize kaldığımız yerden devam
ediyoruz. ÇOCUĞUNUZU ŞEKER HASTALIĞINDAN KORUMAK İSTİYORSANIZ DAHA
ÇOK BALIK YEDİRİN Colorado ve Florida Üniversitelerinin ortak
yaptıkları bir araştırmaya göre şeker hastalığı gelişme riski yüksek
olan ve yaşları 1 ile 6 arasında değişen 1770 çocuk 5 yıl boyunca
takip edilmiş. Bu çocukların balık ve et yeme miktarları yakından
takip edilmiş (omega-3 ve omega-6). 5 yılın sonunda 1770 çocuktan
58'inde şeker hastalığı gelişmiş. Araştırmacılar şeker hastalığı
gelişen çocuklarda genetik faktör, kalori alımı gibi risk
faktörlerini gözönüne aldıktan sonra görmüşler ki kırmızı et, peynir
gibi omega 6'dan zengin beslenen çocuklarda şeker daha fazla
gelişirken, Balık’tan, yani omega-3'ten zengin beslenen çocuklarda
bu oranın gözle görülür oranda düştüğünü tesbit etmişler. Neticede
omega-3'ten zengin beslenen çocuklarda şeker hastalığı % 55 oranında
daha az gelişmekte. Bunun sebebi de omega-6, yani hayvansal
yağlardan zengin beslenen çocuklarda bu yağların yolaçtığı
pankreas’taki insülin üreten hücrelerin ödemlenmesi, buna karşılık
omega-3 yağlarında bu etkinin özellikle çok düşük olması. OFİSTEKİ
ALETLER SOLUNUM PROBLEMLERİNİZİN SORUMLUSU OLABİLİR Bu araştırmada
da İngiltere’den. Atmospheric Environment dergisinde bu yıl
yayınlanan bir araştırmaya göre Keith Jamison ve arkadaşları
ofislerinde elektronik aletlerle uzun saatler çalışanların astım,
soğuk algınlığı ve diğer solunum problemlerine niçin daha fazla
yakalandıklarını incelemişler. Bulgularına göre bu aletler ofis
ortamına elektrik yüklü küçük parçacıklar yaymakta, bu parçacıklar
beraberinde virüs, bakteri ve allerjenler bulundurmakta. Bu
parçacıklar elektrik yüklü olduğu için havada uzun süre asılı
kalmalarına, dolayısı ile ortamda bulunan çalışanların solunum
yolları ve akciğerlerine yapışarak daha kolay hastalanmalarına yol
açar. Bu durumla mücadele etmenin en kolay yolu ofisteki aletlerin
topraklı olarak elektriğe bağlanması ve iş ortamında iyi bir
havalandırma olmasıdır. EĞER ŞEKER HASTASI İSENİZ İŞİTMENİZİ KONTROL
ETTİRMEYİ İHMAL ETMEYİN Bu araştırma da Chicago’dan. National
Institute of Diabetes and Digestive and Kidney Disease Direktörü
Cathrine C. Cowie PhD başkanlığında yapılan araştırmaya göre yaşları
20 ile 69 arasında değişen 5,140 birey seçilmiş ve bunlara 5 yıl
boyunca işitme testleri uygulanmış. 5. yılın sonunda 399 kişide
şeker hastalığı gelişmiş ve bunların işitme testlerinde değişik
seviye-lerde işitme kaybı diğer bireylere göre daha yüksek oranda
bulunmuş . Bu değişiklikler oranlandığında şeker hastalarındaki
işitme kaybı seviyesi normal gruba göre ortalama iki kat daha yüksek
bulunmuş. Bunun sebebinin yüksek şeker seviyesinin iç kulaktaki
sınır hücreleri üzerindeki tahrip edici etkisi olduğu
düşünülmektedir. KANSERLE MÜCADELE ETMEK İÇİN DİYETİNİZDEKİ
BAKLAGİLLERİ VE KURU YEMİŞ MİKTARINI ARTTIRIN İngiltere’de
University College of London’s Sackler Institute’de yapılan bir
araştırmada bulunan bir kimyasal madde (inositol pentakiphosphate)
kanser oluşumu için şart olan bir enzime mani olarak kanserin
oluşumunu engelleyebilmektedir. Her gün bu kimyasal maddeden zengin
yiyecekler yemeğe çalışarak bu şansı en aza indirebilirsiniz. Her
gün 1 kap bezelye veya mercimek yiyerek, ya da yarım kap badem veya
fındık yiyerek bu kimyasal maddeyi yeterli miktarda almış olursunuz.
NITRATE İÇEREN YİYECEKLERDEN UZAK DURUN Nitrate denilen ve
yiyecekleri uzun süreli olarak saklamaya yarayan kimyasal maddeleri
içeren salam, sosis, sucuk gibi yiyecekler kanser olma riskinizi
arttırmaktadır. Bu yiyeceklerdeki nitrate vücutta nitrozamin denilen
bir yapıya dönüşmekte ve kuvvetli oksidan (Hücreleri bombardımana
tutarak dengeli yapılarını bozmaya çalışan maddeler) özelliği
nedeniyle tehlikeli bir kanser yapıcı madde olarak karşımıza
çıkmaktadır. Bugün bilim adamları mide kanserinin gelişmesi ile
nitrozaminler arasında kuvvetli bir ilişki olduğunu bulmuşlardır.
Eğer bu tür yiyecekleri çok seviyor ve vazgeçemem diyorsanız (ki
kolesterol’unuzu ve tansiyonunuzu da olumsuz olarak etkilemektedir)
güvendiğiniz bir kasaba taze olarak bu ürünleri yaptırarak
buzdolabınızın buzluğunda bir süreliğine saklayabilirsiniz.
METABOLİK SENDROM RİSKİNİZ
Bu sayımızda da bu kadar. Herkese sağlık dolu günler dileğimle bir
sonraki sayıda buluşmak üzere...Değerli okurlar, Ramazan Bayramınızı kutluyor, sağlık ve esenlikler
diliyorum.
Sağlık reçetelerimize her zaman olduğu gibi kaldığımız yerden devam
ediyoruz. HANIMLAR VE BEYLER: EĞER GÜNDE BİRDEN FAZLA KOLA TÜRÜ
ŞEKERLİ İÇEÇEKLERİ TÜKETİYORSANIZ METABOLİK SENDROM RİSKİNİZ DE O
ORANDA ARTIYOR Framingam kalp araştırması verilerine göre, orta
yaşlı erişkinler içinde kola türü şekerli içecekleri tüketenlerde
metabolik sendrom riski artmakta. Metabolik sendrom tanısı
koyabilmek için aşağıdaki bulgulardan en az üçünün olması gerekmekte:
- Bel çeperinin erkeklerde 40 inch’in üzerinde hanımlarda ise 35
inch’in üzerinde olması - Kan şekerinin yüksek olması - Kötü
kolesterolün yüksek kalbi koruyan iyi kolesterol’un düşük olması -
Tansiyonun yüksek olması 4 yıl sonunda bu tür içecekleri günde 1
taneden az tüketenlerde metabolik sendrom gelişme oranı yüzde 19
bulunurken bu oran günde düzenli olarak bir tane olmak üzere bu
içecekleri tüketenlerde içtikleri miktarla orantılı olmak üzere
yüzde 23 ve daha üzerinde bulunmuş. ( Circulation: 2007; 480-488) D
VİTAMİNİNİN YENİ YARARLARI ORTAYA ÇIKTI - D Vitamini seviyesi ile
tansiyon ters ilişkili bulunmuş , yani eğer kanınızdaki D vitamini
seviyesi düşük ise tansiyonunuz tipik olarak daha yüksek olmakta
(American Journal of Hypertension: 2007, 20; 713-719 ) - Menapozdan
sonra Kalsiyum ile birlikte alınan D vitamini hanımların kilo
almalarını durdurmuş. (Archives of Internal Medicine, 2007; 167,
893-902) Sizin de gördüğünüz ve daha önceki yazılarımdan da
okuduğunuz gibi D vitaminin faydaları saymakla bitmiyor. D
vitaminini almanın en kolay yolu balık ya da daha konsantre olarak
balık yağı ve daha az oranda peynir, yoğurt gibi süt ürünleri. Tabii
ki bu vitamini işlemenin yolu günde ortalama 5 - 10 dakika (öğlen
saatleri hariç) güneşlenmekten geçiyor. D vitamini kolon kanseri
başta olmak üzere bir çok kanser türüne karşı koruyucu görev
görürken, yaşlılıkta kemiklerin güçlenmesine yardımcı olur ve erken
bunamayı (Alzheimer Disease) önlemeye yardımcı olur. NAR VE NAR SUYU
AKCİĞER KANSERİNE KARŞI KORUYUCU OLABİLİR Wisconsin Üniversitesi’nde
denek fareler üzerinde yapılan bir araştırmada nardan üretilen
konsantre ile beslenen farelerde akciğer kanseri hücrelerinin önemli
ölçüde küçüldüğü görülmüş. Bu fareler insanların alabileceği miktara
eşdeğer miktarda nar suyu tüketmişler. Fareler suyunda nar suyu
konsantresi olan ve olmayan olmak üzere iki gruba ayırılmışlar ve
kanseri olan bu farelerde nar suyu içen farelerde akciğer kanseri
kontrol grubuna göre yüzde 61 oranında azalma göstermiş. En sağlıklı
antioksidan (hücreleri bombalayan enerji yüklü zararlı molekülleri
tahrip eden)‘lardan biri olmanın yanı sıra düzenli ve makul
miktarlarda alındığında şekere karşı koruyucu etkisi bile olan bu
iksiri sofranızdan eksik etmeyin. YAKLAŞAN KIŞ GÜNLERİNDE SOĞUK
ALGINLIĞINDAN KORUNMAK İÇİN EKSTRA C VİTAMİNİ VE ÇİNKO (ZİNC)‘YU
EKSİK ETMEYİN Hepinizin yakından bildiği C vitamini kuvvetli
antioksidan özelliğinin yanısıra vücudun immun sistemini
güçlendirerek soğuk algınlıklarına karşı vücudumuzu korur, aynı
şekilde Çinko da bu yönde önemli faydalar sağlar. C vitamini
hepinizin düşündüğünün aksine citrus dediğimiz portakal, limon gibi
meyvelerde değil en yüksek oranda dolmalık kırmızı biberde (yarım
kabında 145 mg) bulunur. İkinci olarak çilekte (bir kabında 82 mg)
ve üçüncü olarak citrus’ta (portakal suyunda 3/4 kabında 75 mg)
bulunur, daha az olarak üzüm ve broccoli‘de bulunur. Çinko ise başta
bir çeşit midye olan oyster olmak üzere tavuk cinsleri ve kırmızı
ette, kuru yemişte, fasulye çeşitlerinde ve süt ürünlerinde bulunur.
Hastalık dönemlerinde ekstra C vitamini ve çinko hastalık sürecinin
kısalmasına yardımcı olur. Eğer C vitamini ve Çinko’yu hap olarak
almayı planlıyorsanız ve genel olarak sağlıklı iseniz C vitaminini
günde 500-1000 mg arasında, Çinkoyu ise 50 miligram olarak
alabilirsiniz. Eğer soğuk algınlığınız varsa C vitaminini 3000-4000
miligrama kadar kısa süreli olarak arttırabilirsiniz. Eğer sağlık
problemleriniz varsa genelde ciddi yan etkisi olmamasına rağmen
doktorunuza danışmanızda yarar vardır. Bu haftalık da bizden bu
kadar… Sağlık dolu günler dileğiyle...
Değerli okurlar, Hepinizin mübarek Ramazan ayını kutlayarak her
zaman olduğu gibi sağlık reçetelerine kaldığımız yerden devam
ediyoruz.
ŞEKER HASTASI İSENİZ, D VİTAMİNİ VE KALSİYUM ALIN
Journal of Endocrinology dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre
özellikle D vitamini (Balık yağı, yumurta , süt ürünleri ve az da
olsa et ve karaciğer’de bulunur) olmak üzere ve kalsiyum tüketimi
ile şeker hastalığı arasında ters orantılı bir ilişki bulunmuş. D
vitamini başta olmak üzere kalsiyumu çok tüketenlerde şeker
hastalığı yüzde 18 oranında daha az görülmüş ve D vitamini ve
kalsiyum miktarı arttırılan şeker hastalarında da hastalığın daha
kolay kontrol altına alındığı görülmüş. Son zamanlarda özellikle 50
yaş üstü erkek hastalarda kalsiyum tüketimi ile prostat kanseri
arasında bir ilişki olduğuna dair yayınlar görülmektedir. O nedenle
eğer bu grubun içine düşüyorsanız yani 50 yaş üstü bir erkekseniz ve
şeker hastası iseniz D vitaminine ağırlık verin ve kalsiyumu daha az
tüketmeye çalışın. (Pittas AG at all, The role of Vitamin D and
Calcium in type 2 diabetes, A systematic review and meta analysis, J
Clinical Endocrinology and Metabolism; 2007; 92; 2017-2029). D
vitamini ile ilgili bir diğer araştırmaya göre de D vitamini içeren
yiyecekleri çok tüketenlerde özellikle yaşla orantılı olarak ortaya
çıkan göz dibinde dejenerasyon ile seyreden Makuler Dejenerasyon
denilen hastalık yüzde 38 daha az görülmüş, eğer hastalık oluştuktan
sonra D vitamini miktarı arttırılırsa hastalığın ilerlemesinin
yavaşladığı görülmüş (Arch. Ophtalmol. 2007 , 125 ;661-669). ŞEKER
HASTALIĞINDAN KORUNMAK İÇİN POSALI VE MAGNEZYUMDAN ZENGİN BESLENİN
Posalı yiyeceklerden ve magnezyumdan zengin (ıspanak, balık, kuru
fasulye, kuru yemiş ve özellikle kabak çekirdeğinde bulunur)
beslenenlerde şeker hastalığının oluşma şansı yüzde 28 daha az
bulunmuş (Arch. Of Internal Medicine. 2007 ; 167 ; 956-965).
PARKİNSON HASTALIĞI İÇİN YENİ BİR RİSK FAKTÖRÜ: BÖCEK İLAÇLARI 959
Parkinson hastası ile 1989 sağlıklı hasta arasında yapılan
araştırmaya göre böcek ilaçlarına teması en az olan hastalarda
parkinson hastalığı ancak yüzde 13 oranında artış gösterirken teması
yüksek olanlarda bu risk yüzde 41 oranında daha fazla görülmüş. Siz
siz olun yiyeceklerinizi özellikle kabuğu ile yediğiniz meyveleri
iyice yıkamadan, hele elma gibi parafın ile kaplanmış olanları
mümkünse üşenmeden sabunlu su ile yıkayıp öyle tüketin. Eğer
imkanınız varsa organik yiyecekleri tüketin. (Occupational
Environmental Medicine, 2007; May) HANIMLAR: MENAPOZDAN SONRA
KULLANILAN HORMON TEDAVİSİ SÜREYE BAĞLI OLARAK YUMURTALIK KANSERİ
RİSKİNİ ARTIRIYOR İngilterede 948,546 menapoza girmiş hanım 5.3 yıl
boyunca yumurtalık kanseri yönünden takip edilmiş, hormon tedavisi
hiç görmemiş olanlarda yumurtalık kanseri yüzde 20 daha az oranda
görülürken, hormon tedavisini özellikle uzun süreli görenlerde
yumurtalık kanseri riski daha yüksek oranda bulunmuştur. Hormon
tedavisinin yararı ve ne kadar süre ile yapılması gerektiği
konusunda tartışma hala bütün hızı ile devam etmektedir. Şu anda
genel olarak bu sürenin 1 yıl ile sınırlandırılması kabul gören bir
yaklaşımdır. (Beral V. Ovarian Cancer and Hormon Replacement Therapy
in The Million Women Study. Lancet. 2007; 369; 1703-1710). GÜNEŞ
IŞINLARI LENFOMA GİBİ KAN KANSERLERİNDEN KORUNMANIZA YARDIMCI
OLABİLİR Almanya’da yapılan bir araştırmaya göre yaşları 18 ile 80
arasında lenfoma hastası ve sağlıklı olan iki grup olacak şekilde
710 kişi seçilmiş. Bu iki grup arasında lenfoma hastası olan
hastalar ile sağlıklı grup arasında güneşli yerlerde tatil yapma ve
dışarıda aktif olarak çalışma gibi aktivitelerde bulunanlar
karşılaştırılmış ve sağlıklı grupta olan, güneşli yerlerde çok
bulunanlarda ve bahçede çalışma gibi aktiviteleri yapanlarda lenfoma
oranı özellikle daha düşük bulunmuş. (Int J Cancer, 2007; 120;
2445-2451). Bu sayımızda da bu kadar. Bir sonraki sayımızda buluşana
kadar sağlık dolu günler diliyorum.
İNSANLAR NİÇİN ŞİMANLIYOR
Değerli okurlar, Bu sayıdaki yazımı geçtiğimiz 2 hafta içerisinde
şişmanlık üzerine yayınlanmış üç makaleye ayırmak istiyorum.
Çağımızın salgın hastalığı şişmanlığa karşı yapılan bitmez tükenmez
araştırmalardan eminim her gün değişik sebeplerle haberdar
oluyorsunuzdur. Sözünü edeceğim bu araştırmalarda
ilginizi çekeceğini umduğum ilave bilgiler olacak. Amerika’da
insanlar niçin şişmanlıyor? Her ne kadar bu sorunun cevabı basit
gözükse de söz konusu bu araştırmalar sorunun cevabını daha değişik
yollardan açıklamayı deniyor. Önceleri bu sorunun cevabı basitçe: -
Kalori yüklü çabuk yemeklere (Fast food) - Şekerli içeceklere -
Nişastalı ve yağlı yiyeceklere - İnaktif ve ekzersizden uzak yaşam
tarzına - Omega-6’dan zengin diyete (özellikle kırmızı et ve salam,
sosis gibi et ürünlerinde, ayçiçek, mısır özü ve soya yağında
bulunur) bağlı olarak düşünülüyordu. Bu yeni 3 araştırma şişmanlık
bilmecesinin çözümüne yönelik yeni ipuçları vermekte midir,merak
ediyorsanız buyurun okuyun ve kararı kendiniz verin. 1) Arkadaşınız
Şişmanlamanıza veya Zayıflamanıza Sebeb olabilir mİ? - Harvard ve
UCAL San Diego Üniversitesi’nden araştırmacılar meşhur bir
araştırmaya katılmış (Framingam Study ). 12,067 erişkin hastanın 32
yıl boyunca yapılan tıbbi incelenmeleri sonucu elde edilen
bulgularını incelemişler ve görmüşler ki eğer arkadaşınız şişman ise
sizin şişmanlama şansınız yüzde 57 daha yüksek bulunmuş. Bu etki
eğer arkadaş grubunuzda birden fazla şişman varsa daha da yüksek
bulunmuş (171 % daha yüksek ). Buna karşılık eğer arkadaşınız kilo
vermeye başlarsa sizin de verme şansınız doğru orantılı olarak
yüksek bulunmuş. Burada ilginç olan nokta arkadaşlar arasındaki
şişmanlama etkisinin yeme ve yaşam tarzı ile ilişkili olmadığıdır.
Siz siz olun, arkadaşınızı kilosuna bakarak seçeceğinize, sağlıklı
yemek ve egzersiz yapmaya konsantre olun . 2) USDA araştırması
insanların şekerli, nişastalı yiyeceklerden çok kalorilere karşı
aşerdiklerini iddia etmektedir. Düşük karbohidrat (şekerli,
nişastalı yiyecekler), yüksek protein içeren diyetler düşük kalorili
düşük yağlı diyetlerle kıyaslandığında ilk grubun kilo verdirici
etkisi çok daha kuvvetli bulunmuş. Buna karşılık düşük karbohidrat
yüksek protein Atkins tarzı diyetlerin etkisi uzun süreli olmamakta,
ancak araştırmacılar omega-3 (balık yağı, flax seed oil vb.) ile
takviye edildiğinde bu tür diyetlerde etkinin uzun süreli olduğunu
görmüşler. Bu durumun sebebinin diyetteki omega-3 miktarının
metabolizmayı yağ yakmaya yönlendirdiği ve alınan kalorilerin
yakılması zor yağ olarak depo edilmesini engellemesi nedeniyle
olduğu düşünülmektedir. Tufts üniversitesinden bir grup araştırmacı
32 erişkin, 20 ile 42 yaş arasında sağlıklı ancak şişman kadın
seçmişler ve bu kadınlara karbohidrat miktarları değişik iki diyet
uygulamışlar. Hanımlara ne çeşit yiyeceklere aşerdikleri
sorulduğunda ilginç olarak her iki grubtaki hanımların da kaloriden
(enerji) zengin, yani sadece şekerli, nişastalı yiyecekleri değil
aynı zamanda yağ ve proteinden de zengin yiyecekleri çok daha fazla
tercih ettiklerini görmüşler. Araştırmaya katılan hanımların yüzde
91'i kaloriden zengin yiyeceklere aşerdiklerini itiraf etmişler ve
en çok kilo verebilenlerin bu aşermelere karşı en çok
direnebilenlerin olduğu görülmüştür. 3) Şeker kamışından yapılan
şeker ile mısırdan yapılan şerbet arasında iştaha etki yönünden bir
fark olmadığı görülmüş . 80'li yıllara kadar daha pahalı olan
şekerin sodalardan çıkarılarak yerine mısırdan yapılan şerbet
kullanılmaya başlanmış ve günümüze kadar bu şerbetin şeker hastalığı
ve şişmanlık başta olmak üzere bir çok metabolik rahatsızlıkta
tetikleyici olduğu düşünülmüştür. Bu yılın başında Amerika ve
Finlandiyalı bilim adamları başlıkta da iddia edildiği gibi mısır
şerbeti içeren içeceklerle şişmanlık ya da şeker hastalığı arasında
bir ilişki olmadığını iddia etmişlerdir. Siz yine de kaloriden son
derece zengin olan bu içeceklerden mümkün olduğunca uzak durun. Bu
sayıda da bizden bu kadar. Her zaman olduğu gibi sağlık dolu günler
dileğiyle...
EĞER SEKER
HASTALIĞI, KALP HASTALIĞI VE AŞIRI ŞİŞMANLIKTAN YAKINIYOR VE BU
DERTLERDEN KURTULMAK İSTİYORSANIZ İŞTE SİZE GARANTİ ÇÖZÜM: TAŞ DEVRİ
DİYETİ!!!
Hepinizin de bildiği gibi atalarımız yaşamlarını sebze, meyve, kuru
yemiş ve de yağsız et yiyerek sürdürürlermiş. İsveçli bilim adamları
Yeni Gine’nin Papua eyaletinde yaşıyan Kitava yerlilerinin hala
70,000 yıl önceki taş devri diyeti (Palaeolithic Diet)
tükettiklerini keşfederek incelemeye almışlar. Hayretle görmüşler ki
yerlilerin bir tanesinde dahi şeker veya kalp hastalığı yok. Bu
tesbitlerini kanıtlamak için kalp ve şeker hastalığından muzdarip 14
gönüllü hasta seçilmiş ve bu hastalara 6 ay boyunca taş devri diyeti
uygulanmış. Diğer benzer sağlık problemleri olan 15 gönüllü hasta
daha seçilmiş ve bu gruba da posalı un, az yağlı süt ürünleri ve
zeytinyağ ağırlıklı akdeniz tipi diyet uygulanmış. 3 ayın sonunda
taş devri diyetindeki hastaların kan şekeri yüzde 26 oranında
düşerken, akdeniz diyeti uygulayan grupta kan şekeri sadece yüzde 7
oranında düşmüş. Çalışmanın sonunda taş devri diyetinde olan tüm
hastaların kan şekeri normale dönerken belirgin şekilde kilo da
kaybetmişler. Çalışmanın lideri olan Lind Üniversitesinden Dr.
Staffan Lindeberg “Şeker hastalığını önlemek ve tedavi etmek için
kalori sayacağımıza bazı modern yiyecekleri diyetimizden çıkarmak
çok daha etkilidir.“ diyerek modern yiyeceklerin sağlığımız üzerine
olan olumsuz etkilerini vurgulamak istemiştir. Tip 2 şeker hastalığı
genel olarak 40 yaşından sonra ortaya çıkan özellikle şişman ve
hareketsiz insanlarda daha çok ortaya çıkan bir hastalıktır. YOKSA
SİZ DE Mİ E VİTAMİNİNE DÜŞMANSINIZ? E vitamin, üzerinde en çok
araştırılma yapılan vitaminlerden biri olmasına karşın hakkettiği
ilgiyi yeterince görmemektedir. Kuvvetli bir anti oksidan olan E
vitamini kanı hafif sulandırmasının ötesinde kanseri önleyici etkisi
de vardır. Bu etkisi kanda bulunan değerleri ile yakından
ilişkilidir. 10 kasım 2006‘da tıp tarihindeki en büyük
araştırmalardan biri olarak 29,000 sigara içen erkek denekler
seçilmiş ve bunların kanlarındaki Vitamin E seviyesi ile belirli
ölüm sebepleri arasındaki ilişki 19 yıl boyunca araştırılmış, bu
süre sonunda 13,000 denek ölmüş ve denekler arasında yapılan
analizde kanında E vitamini seviyesi en yüksek olan deneklerin ölüm
riski en düşük olarak bulunmuş. Belirli hastalıklara bakıldığında E
vitamini seviyesi en yüksek olan deneklerde ölüm şansı aşağıdaki
oranlarda azalmış. - Prostat Kanseri Ölüm oranı yüzde 32 daha az
bulunmuş - Felç Ölüm oranı yüzde 37 daha az bulunmuş - Akciğer
Kanseri ölüm oranı yüzde 21 daha az bulunmuş - Akciğer Hastalıkları
ölüm oranı yüzde 42 daha az bulunmuş Bu sonuçlara rağmen günümüz
medyası bu araştırmaya çok önem vermemiş ve E vitaminine hakettiği
değeri vermemiştir. E vitamini özellikle ceviz gibi kuru yemişlerde
ve susam ile susam yağında bulunur. Eğer yeterince tüketemiyorsanız
kapsül formunda da alabilirsiniz. Unutmayın ki kumadin gibi kan
sulandırıcı ilaçlar kullanıyorsanız mutlaka doktorunuz ile bu konuyu
tartışmalısınız. MULTİVİTAMİN + MİNERAL: NE KADAR YARARLI DERSİNİZ?
Newfoundland’daki memorial üniversitesindeki araştırmacılar 65 yaşın
üzerindeki bir grup sağlıklı kadın ve erkeğe 18 vitamin ve mineral
kombinasyonu vermişler ve günlük hafızalarında (short term memory),
problem çözme ve günlük olaylarla mücadele yeteneklerinde ve
dikkatlerinde düzelme bulmuşlardır. Bunun yanısıra vücut
dirençlerinde artma, mikrobik hastalıklara karşı dirençlerinde
almayanlara oranla yüzde 50 oranında artma tesbit etmişlerdir.
Modern tarım nedeniyle toprakların eski verimliliğinin kalmadığı
günümüzde bu tip destekleyici vitamin/ mineral kombinasyonları
düzenli alındığı takdirde sağlıklı bir yaşam sürmemize yardımcı
olmaktadır. Bu sayıda da bizden bu kadar. Herkese sağlık dolu günler
dileğiyle bir dahaki sayıda buluşmak üzere.
DİYETLERİN İŞE YARAMAMASINA YOLAÇAN 9 NEDEN VE BUNLARI AŞMANIN
YOLLARI
Beslenme uzmanı ve diyet antrenörü Deborah Anderson’a göre diyet
yapan bir çok kişi diyeti yanlış yapmakta ve bu da başarı-sızlığa
yol açmaktadır. Mrs. Anderson yapılan en büyük hataları 9 başlık
altında toplamış ve bu hatalar çözümlendiği takdirde kilo vermenin
çok daha kolay olacağını vurgulamıştır. Bu hatalar sırası ile: 1.
Kötü uyku alışkanlıkları: Yatağa geç gitmek ve az uyumak gece
boyunca üretilen Adrenalın üretimini azaltmakta, karaciğerin toksik
yükünü artırmakta ve metabolizmayı yavaşlatarak kilo vermeyi
zorlaştırmaktadır. Çözüm: Saat 10 gibi yatakta olun ve her gece
ortalama 8 saatlik bir uykuyu hedefleyin. 2. Yetersiz kalori alımı:
Günde vücudunuzun ihtiyacı olan minimum kalori ihtiyacının altında
beslendiğinizde vücudunuz kıtlıkta olduğunuzu zannederek yağı
yakacağı yerde depolamaya çalışır. Çözüm: Kendinizi açlığa mahkum
etmeyin, öğün atlamayın (Hastalarıma devamlı söylediğim favori
tavsiyemdir) ve günde mutlaka temel ihtiyacınız olan 1200 kaloriyi
tüketin. 3. Yeterince su tüketmemek: Yeterince su tüketmediğiniz
zaman vücudumuzun metabolizması yavaşlamakta ve yağ yakma yeteneği
körelmektedir. Çözüm: Günlük su ihtiyacınızı şu basit formüle göre
hesaplayabilirsiniz. Pound olarak kilonuz x 0.075 = Bardak olarak
günlük içmeniz gereken su miktarı. Yani diyelim ki 200 pound’sunuz.
Bu durumda ihtiyacınız olan su miktarı ortalama 15 bardaktır. 4.
Ortalama 25 dakika ve altında egzersiz yapmak: 25 dakika ve altında
egzersiz yapıyorsanız bu ancak sizin kilonuzu korumanıza yardımcı
olur, çünkü bu sürede sadece glükoz (Şeker) yakılır, yağ yakımı kalp
hızınız hedeflenen düzeyde olmak üzere 26 dakika ve üzerinde başlar.
Çözüm: Haftada en az 5 gün, 30 dakika tempolu olarak yürüyün. Bu 5
dakikalık ekstra süre yağ yakımına önemli bir katkıda bulunacaktır.
5. Yeterince protein tüketmemek: Yeterince protein almadığımızda yağ
yakım işlemi yavaşlamaktadır. Günlük protein ihtiyacınızı gram
cinsinden tesbit etmek için, kilonuzu pound olarak ikiye bölerek
bulabilirsiniz. Örneğin 200 pound ağırlığında olan birinin günlük
protein ihtiyacı 100 gramdır. Çözüm: Yukarıdaki formüle göre günlük
protein ihtiyacınızı tesbit edin ve bu miktarda proteini her gün
mutlaka tüketin. Tükettiğiniz proteinin iyi kaliteli yağsız et,
tavuk eti, balık ve soya türünde olmasına gayret edin. Yağda
kızarmış ve doygun yağlar içeren yağlı etlerden uzak durun. 6.
Yeterince Posa tüketmemek: Yeterince posa tüketince yağ yakımı
hızlanlamakta, insülin dengelenmekte ve kilo kaybı hızlanmaktadır.
Çözüm: Her gün 2 ile 4 porsiyon arası meyve ve 2 ile 4 cup arası
sebzeyi pişmiş ya da çiğ olarak (örneğin bir havucu ayıklayarak, çiğ
olarak) tüketin. 7. Yanlış değerleri takip etmek: Bir çoğumuz yanlış
değerleri takip ederek kafamızı karıştırıyoruz. Çözüm: Bilinmesi
gereken değerler, vücut-yağ indeksi, Body mass index (Boyumuzun
kilomuza olan oranı ) ve kalçanın belinize olan oranıdır. Bu
değerleri nasıl hesaplayabileceğinizi doktorunuza sorabilir veya
internete giderek www.nhlbisupport.com/bmi adresinden bulabilirsiniz.
Belinizin kalçanıza oranını ise belinizin çevresini kalçanızın
çevresine bölerek hesaplayabilirsiniz. İdeal değerler ; Kadınlar
için <0.80'den az Erkekler için <0.95'den az Buna göre eğer beliniz
26 inch kalçanız ise 30 inch ise 26 yi 30‘a bölün. Böylece
bulacağınız değer olan 0.87 kadın iseniz idealden fazla, erkek
iseniz ideal ölçülerde olduğu anlamına gelir. 8. Saati ihmal etmek:
Günün hangi saatinde ve ne sıklıkta yediğiniz de sağlığınız üzerine
olumsuz etki yapabilir. Gece geç saatte yemek kilo almanıza yol açar.
Çözüm: Akşam 7'den sonra yemek yemeyin. Kilo vermenin kolay yolu
ufak porsiyonlar halinde ve sık sık yiyip, kalkınca hemen ufak bir
kahvaltı etmekten geçer. Daha sonra 2-3 saatte bir ufak porsiyonlar
halinde yemeye devam edin ve daha önce de sözünü ettiğim gibi saat
7'den sonra başka bir şey yemeyin. 9. Kalorilerinizi kontrollü
harcayın: Diyet yapanların büyük kısmının gün boyunca ne kadar
kalori tükettikleri hakkında fikirleri yoktur. Günlük kalori
ihtiyacınızı şu anki kilonuzu 12 ile çarparak bulabilirsiniz. Yani
200 pound birinin kilo almadan ve vermeden kilosunu muhafaza
edebileceği kalori gereksinimi 2400 kaloridir. Çözüm: Günlük kalori
ihtiyacınızı hesapladıktan sonra, günlük ihtiyacınızdan 500 kalori
az tüketirseniz haftada ortalama 1-2 pound kaybedebilirsiniz. Bu
konuda daha fazla bilgi edinmek isterseniz Mrs. Arneson’in web
sayfasına gidebilirsiniz (www.healingquestcenter.com). Bu sayıda da
bu kadar. Herkese sağlık dolu günler dileğiyle bir dahaki sayıda
buluşmak üzere...
KAN ŞEKERİNİZİN YÜKSEKLİĞİ KANSER OLMA RİSKİNİZ İLE DOĞRU
ORANTILI OLARAK ARTAR
Değerli
okurlar iyi bir yaz geçirmeniz dileğiyle sağlık reçeteler-mize devam
ediyoruz. KAN ŞEKERİNİZİN YÜKSEKLİĞİ KANSER OLMA RİSKİNİZ İLE DOĞRU
ORANTILI OLARAK ARTAR 33,293 kadın ve 31,304 erkek seçilmiş ve bu
hastaların açlık ve tokluk kan şekerleri ölçülmüş. 10 yıl sonunda
10,000 hastanın verileri incelenmiş, bu hastalar içinde özellikle
hanımlar olmak üzere açlık kan şekeri yüksek olanlarda kanser riski
yüzde 26 iken bu oran tokluk kan şekeri yüksek olanlarda yüzde 31
bulunmuş. Açlık kan şekeri yüksek kalanlarda özellikle Pankreas
kanseri, Rahim Kanseri, idrar yolu kanseri ve melanoma denilen cilt
kanserleri yüksek bulunmuş. MUCİZE HORMON MELATONIN Melatonin gece
uykuda salgılanan ve uyku ritmimizi düzenleyen bir hormondur. İlginç
olan bu hormonun yapılan araştırmalar sırasında keşfedilen kanseri
önleyici etkisidir. İlk olarak yaklaşık 10 yıl önce meme kanseri ile
ilgili bir araştırma sırasında gece çalışan hanımlarda meme
kanserinin çok daha fazla oluştuğu görülerek nedeni araştırılmış ve
ilk olarak melatonin hormonunun gece çalışan bu hanımlarda çok az
salgılandığını tesbit etmişler, bunun sebebinin de gece boyunca
ışığa maruz kalınca bu hormonun salgısının ışık nedeniyle azaldığını
görmüşler. Melatonin geceleri salgılanan ve salgılanma miktarı uyku
sırasındaki karanlık ortama bağlı olan bir hormondur. Yani gece
lambası ile yatmayı seviyorsanız melatonin salgısı da orantılı
olarak azalarak kansere yakalanma riskinizi arttırmaktadır.
İskandinavya Üniversitesinde son yıllarda çocukluk kanserinin Avrupa
ülkelerinde belirgin olarak arttığı ve bunun da çocuk odalarına
konulan gece lambalarının Melatonin salgısını azaltmasının sebeb
olduğunu tespit etmişlerdir. Uzun lafın kısası lütfen çocuklarınızı
karanlık odalarda yatırın, eğer çocuğunuz karanlık odada yatmayı
refüze ediyorsa uyuyana kadar ışık yakın, daha sonra ışığı kapatın.
Eğer işiniz gece çalışmayı gerektiriyorsa yatak odanıza mutlaka
kalın perdeler takın ve odanızın karanlık olmasına dikkat edin,
unutmayın ki melatonin uykuda çalışan ve kanserle mücadele eden bir
hormondur, bol miktarda salgılanması tamamen karanlık ortama
bağlıdır. 65 YAŞ ÜSTÜ HANIMLAR VE BEYLER: EĞER ÇAY VE KAHVEYİ ÇOK
SEVİYORSANIZ GÜN SİZİN GÜNÜNÜZ American Journal of Clinical
Nutrition (2007) dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre 32 ile
86 yaşlar arasında olan 6,594 denek seçilmiş ve bunların
tükettikleri kafeinli içecek miktarı tespit edilmiş. Bu gruplar
içinde kafeini yüksek oranda tüketen ancak bunun yanında tansiyon
problemi olmayan deneklerin kalp hastalıklarına en az yakalandıkları
tesbit edilmiş. Siz yine de alışkanlıklarınızı fazla değiştirmeyin.
YAŞINIZ İLERİ İSE ZİNC (ÇİNKO) ALIN Kİ HASTALIKTAN KORUSUN Yine aynı
dergide yaşı 55 ile 87 arasında olan ve sağlık problemi olmayan 50
kişi seçilmiş. Yarısına 45 miligram zinc gluconate, diğer yarısına
ise benzer görüntüde olan taklit haplar verilmiş.12 ay boyunca takip
edilmiş ve zinc alan grupta enfeksiyon yüzde 29 olarak görülürken,
almayan grubta bu oran yüzde 88’e çıkmış. Eğer zinc’i doğal
yollardan almayı seviyorsanız özellikle ceviz ve badem olmak üzere
her türlü kuru yemişte bol miktarda bulunur. DİYETİNİZE DİKKAT
EDEREK TANSİYONUNUZU KONTROL ALTINDA TUTABİLİRSİNİZ Yüksek tansiyonu
düşürmek, felç riskinizi yüzde 40 oranında azaltır. Aslında yüksek
tansiyon felç oluşumunda bir numaralı risk faktörüdür. Amerikan
hükümeti’nin desteklediği bir araştırmada (Dietary approach to stop
hypertension-DASH) diyetinizdeki tuzlu ve tatlı, makarna gibi
karbohidratları azaltarak buna karşılık besleyici değeri yüksek
besinleri tüketmek, tansiyonunuzun normal seviyelerde kalmasına
yardımcı olur. Bugün 140/90 ve üstü yüksek tansiyon olarak kabul
edilirken artık günümüzde Tıp dünyasında 120/80'ın üzeri yüksek
tansiyon öncesi olarak kabul edilmektedir. Diyetinizde kuru yemiş ve
baklagilleri ihmal etmezken, kırmızı et ve tavuk gibi etleri daha
sınırlı yemeye çalışmalı, mümkünse sucuk, salam,sosis gibi yüksek
kolesterol ve koruyucu kimyasal maddeler(tansiyonunuzu yükseltir ve
kanserojen olabilmektedir) içeren etlerden uzak durmalı ve
diyetinizde olabildiğince sebze ve meyveye yer vermelisiniz.. Bu
sayımızda da bu kadar. Herkese sağlık dolu günler dileğimle bir
dahaki sayıda buluşmak üzere.