II. Abdülhamid, 90. vefat yıldönümünde anıldı!

İSTANBUL -AA- Osmanlı padişahlarından II. Abdülhamid, ölümünün 90. yıl dönümünde İstanbul, Cağaloğlu'ndaki türbesinde düzenlenen törenle anıldı.
 

Abdülhamid'in torunlarının da katıldığı törende konuşan eski Sağlık Bakanı Halil Şıvgın, Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu'da, Balkanlar'da, Kafkaslar'da Arap ülkelerinde Türkler'e gurur yaşattığını belirterek, şunları söyledi:

"Osmanlılar, Türk ve İslam dünyasının temsilcisi olarak 10. asırdan, geçen yüzyıla kadar hiçbir zaman Türkler'in başı öne eğik dolaşmasına izin vermediler. Ancak bugün Osmanlı hanedanı üyelerinin nasıl yaşadıklarına dikkatinizi çekmek istiyorum. Osmanlı hanedanı mensupları çok büyük fakr-u zaruret içinde yaşadılar.

 Çok sıkıntı çektiler. Şu anda da devam ediyor. Bize gurur yaşatan bu insanları biz şu anda gururlu yaşatabiliyor muyuz? Bunu sorgulamamız gerekiyor." .

Fatih Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet İpşirli de II. Abdülhamid'in, dünya tarihinin yetiştirdiği iz bırakmış hükümdarlardan biri olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Abdülhamid, gelmiş geçmiş en büyük reformcu, sahip olduğu değerleri ön planda tutan büyük bir devlet adamı, çok yönlü bir padişahtı. Osmanlı'nın örf, âdet ve kanunlarını benimsemiş ancak hep ileriye bakan bir padişahtı. Medreseler onun döneminde hep ıstırap çekmiş ama pek çok okul onun döneminde açılmıştır.

Atatürk de dahil Cumhuriyeti kuran pek çok kişi bu okullarda okumuştur. Kalıcı müesseseler ortaya koymuştur. Saray'da ikinci arşiv kurmuştur. Şu anda onun döneminde kurulan arşivde henüz incelenmemiş olan 16 bin 300 defter var. Ancak hâlâ Abdülhamid'in biyografisi yazılmış değil. Doğrusu diğer padişahların da biyografileri yok. Türk büyüklerinin biyografilerinin yazılması gerekiyor."

Gazeteci Avni Özgürel de her konuda rasyonel bir padişah olan Abdülhamid'in modernleşmeyi şekilden çıkartıp bilime, fenne ve teknolojiye taşıdığını söyledi.

II. Abdülhamid döneminin hep sansür anlayışından söz edildiğini, ancak, bugün o dönemin sansür anlayışının mumla arandığını savunan Özgürel, her şeyin insaf ölçüsünde değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.
Tertip Heyeti Başkanı Mehmet Tosun'un 1997 yılından bu yana, 6. kez düzenlediği törene, bilim adamlarının yanı sıra, II. Abdülhamid'in torunları Harun Osmanoğlu ile Abdülhamid Kayhan Osmanoğlu da katıldı.
 

 

''SURRE-İ HÜMAYUN SERGİSİ''

-KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI İLE İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNCE DÜZENLENEN SERGİ, TOPKAPI SARAYI HAS AHIRLAR BÖLÜMÜNDE AÇILDI

İSTANBUL (A.A) - Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesince düzenlenen ''Surre-i Hümayun Sergisi'', törenle açıldı. Topkapı Sarayı Has Ahırlar Bölümündeki serginin açılışında konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul'da yaşamanın sorumluluk gerektirdiğini belirterek, birçok güzelliği barındıran bu kentin her güzelliğini önce İstanbullulara ve Türk halkına, sonra da dünya insanlığına takdim etmek istediklerini kaydetti. Sergide, Surre-i Hümayun Alayının 1917'deki son seferi sonrası, Medine'den geri gönderilen eserlerden 90 adedinin sergileneceğini anlatan Topbaş, ''Her biri birbirinden değerli eserler, her biri birbirinden farklı güzellikleri yansıtmakta. Daha depolarda gün yüzüne çıkmayı bekleyen nice eserler var. Bunu biliyoruz. Tüm İstanbulluları, Surre-i Hümayun Alayının, muhteşem, hassasiyetle hazırlanmış, mukaddes topraklara derin bir saygıyı yansıtan, heyecan verici koleksiyonunu görmeye davet ediyorum'' diye konuştu. Topbaş, serginin açıldığı Topkapı Sarayı Has Ahırlar Bölümü gibi mekanların, sergi alanlarına, koleksiyonları yansıtma alanlarına dönüştürülmesinden dolayı da emeği geçenleri kutladı. Bu arada, açılışın ardından bir gazetecinin, Yeniköy'de, ''bir vatandaşın, bazı villaların yollarının geçtiği arsanın sahibi olduğunu söyleyerek, yolu kapatabileceği şeklinde bölge sakinlerini uyardığı'' iddiasıyla ilgili sorusunu yanıtlayan Topbaş, olayın kendilerine yeni intikal ettiğini kaydetti. Kadastro planlarda yol olarak gözükmeyen, ama oradaki vatandaşların fiilen yol olarak yıllardır kullandığı bir alanın mülkiyeti kendisine ait olan birinin, ''Yerimi istiyorum. Yerimin değeri budur'' diye ortaya çıkmış olabileceğini belirten Topbaş, ''Mülkiyeti varsa, mülkiyete saygılı olunması gerekiyor. Gereken yapılır. Biz, bölge sakinleriyle değerlendirmesini yaparız'' dedi.

-İLBER ORTAYLI-

Topkapı Sarayı Müzesi Başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı da bu serginin açılışıyla, Osmanlı tarihinin önemli yönlerinden biri olan Surre-i Hümayunu aydınlatmayı ve halka arz etmeyi vazife bildikleri bir işi tamamladıklarını anlattı. Surre'nin ''para, kese'' anlamına geldiğini dile getiren Ortaylı, ''emperyal kervan, para kervanı'' anlamına gelen Surre-i Hümayun Alayını, her Müslüman hükümdarın mukaddes topraklara göndermek hakkı ve görevi olduğuna dikkati çekti. Mısır'ın fethinden değil, İstanbul'un fethinden evvel bile, bazı padişahların, düzenli olmamakla beraber, Surre-i Hümayun Alayı tertiplediğini anlatan Ortaylı, ''İlk defadır ki, Yavuz Sultan Selim Han'la bu iş devamlılık kazanmıştır'' dedi. Bu görevin, Osmanlı hazinesine çok pahalıya mal olan bir görev olduğuna işaret eden Ortaylı, Surre-i Hümayun Alaylarının 1517'den, 1917'ye kadar kutsal topraklara gönderildiğini belirtti. Ortaylı, sadece Balkanlar'dan değil, Volga boyundan, Orta Asya'dan gelen hacı adaylarının, Surre-i Hümayun Alayının başlangıç noktası olan İstanbul'a gelerek, aylarca, bu alaya katılmak için beklediğini anlattı. Surre-i Hümayun Alayının bir tanesinin de Mısır'dan yola çıktığını bildiren Ortaylı, İstanbul'dan yola çıkıp Şam üzerinden giden bu alay ile Kahire'den gelenin, Mekke'de birleştiğini ifade etti. Konuşmaların ardından, Kadir Topbaş, İstanbul Müftüsü Mustafa Çağrıcı, AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşçu, İlber Ortaylı, Bakırköy Kaymakamı Dursun Ali Şahin, Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er ve Kültür A.Ş Genel Müdürü Nevzat Bayhan tarafından kurdele kesilerek, serginin açılışı yapıldı. Davetlilerle birlikte sergiyi gezen Kadir Topbaş'a, Surre-i Hümayun Alayının önünden giden devenin üzerindeki ''Mahmel'' denilen çadır örtüsünün ön yüzünün replikası hediye edildi.

-SURRE-İ HÜMAYUN ALAYI-

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, ilki Yıldırım Bayezid tarafından gönderilen Surre-i Hümayun Alayı, Mısır seferi sonrası Hilafetin Osmanlı'ya geçmesi üzerine, 1517'den sonra düzenli olarak her yıl 1917'ye kadar Mekke-Medine'ye gönderilmişti. Padişahların da katıldığı ihtişamlı törenlerle İstanbul'dan yola çıkan Surre-i Hümayun Alayı, bölgeye, para ve nadir bulunan kıymetli eşyalar götürmüştü. Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1917'de gönderilen son Surre-i Hümayun Alayı, Medine müdafaasını yapan Fahrettin Paşa tarafından, İngilizlerin eline geçmemesi amacıyla İstanbul'a geri gönderilmişti.

Sovyet diktatörü Stalin, Hitler'den Çanakkale ve
İstanbul boğazlarını almak için destek istemiş

MOSKOVA -AA- Sovyetler Birliği dönemine ait arşivlerde her gün yeni bir bilgi gün ışığına çıkarken, Sovyet diktatörü Stalin'in Hitler'den Çanakkale ve İstanbul boğazlarının ele geçirilmesi için Nazi Almanyası lideri Adolf Hitler'den destek istediği bildirildi.
Rus Vremya Novostey gazetesinde "Nisan Dönüşü Protokollerde Geçmiyor" başlığıyla yayımlanan haberde, arşiv belgelerinin incelenmesi sonucu 1941 yılında Nazi Almanyası ve ve Sovyetler Birliği arasındaki savaşı kimin başlattığının ortaya çıktığı kaydedildi.
Haberde, Stalin'in nisan 1941'de Hitler ile başlatacağı savaşın tarihini bizzat kendisinin belirlediği ifade edilerek, Stalin'in Almanya'ya karşı savaşı 1941 yılının sonbaharında başlatmayı planladığı kaydedildi.
Almanların kasım 1940'ta dünyayı bölmek için yeni bir girişimde bulunduğu belirtilen haberde, Türkiye ile ilgili şu bilgilere yer verildi:
"Dönemin SSCB Dışişleri Bakanı Vyaçeslav Molotov'un Berlin'i savaş öncesinde ziyareti sırasında, dünyanın paylaştırılması için yeni anlaşmalar yapması planlanıyordu. Ancak iki ülke bu görüşmeler sırasında anlaşmaya varamadılar.
Molotov, Balkanlar ile Finlandiya'nın Sovyetler Birliğine verilmesini talep ederken, İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki askeri birlikleri ele geçirmek için Türkiye'ye karşı açılacak savaşta Almanya'nın kendilerine destek vermesini istedi. Molotov'un önerisinde, SSCB ile Almanya'nın birleşerek Türkiye'ye karşı savaş başlatması bile öngörülüyordu. Bütün bunların 5 adet gizli protokolde imzâlanması planlanıyordu."
Haberde, Hitler'inse Sovyetler Birliği'nin sadece Asya'ya doğru ilerlemesini ve bu çerçevede Afganistan ile İran'ı ele geçirmesinin yeterli olacağını düşündüğü belirtilerek, "Hitler, Avrupa'yı kimseyle paylaşmak istemiyordu" denildi.
Molotov'un Berlin ziyaretinin başarısızlıkla sonuçlanmasının iki ülkenin birbirlerini rakip ve askeri düşman olarak görmeye başlamasına neden olduğu belirtilen haberde, iki ülke arasındaki çatışmaların işaretlerinin 1941 yılının başlarında net şekilde görülmeye başlandığı kaydedildi.
Sovyetler'in Nazi Almanyasının Balkanlar'daki varlığına karşı olduğu konusunda Berlin'e defalarca uyarıda bulunduğu ifade edilen haberde, şöyle denildi:
"Nisan ayında Nazi ordusu Bulgaristan'a girince, Türkiye de endişelenmeye başladı. Moskova, Türkiye hükümetiyle ilişkiye geçerek, Türkiye'nin Nazi Almanyası tarafından saldırıya uğrayacağını, Türklerin eline silah alarak kendi toprak bütünlüğünü korumaya çalışması halinde Sovyetler Birliği tamamen tarafsız olarak Türkiye'yi anlayışla karşılayacağını vurguladı. Bu açıklama ile Moskova, Ankara'nın Bulgaristan veya Almanya ile savaşa girmesi halinde, arka cephesi konusunda emin olması için güvence vermişti."

      Ana Sayfa                                                                       Yorum Yaz